E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Okul Başarısı, Karne ve Tatil Üzerine

Okullar bu hafta içinde ilk dönem sonu tatiline giriyorlar. 6 yaşından 18 yaşına, ana sınıflarından lise son sınıf öğrencilerine kadara milyonlarca çocuk ve genç hem ilk dönemin bilançosu ile yüzleşiyorlar, hem karne almanın heyecanını, hem de tatile başlamanın keyfini yaşıyorlar.

Cuma günü itibarı ile her öğrencinin elinde bir karne var artık ve bu karnedeki değerlendirme ilk dönemin başarısının ve uyumunun ölçütü. Parlak karnesi olanlar var, zayıfları olanlar var. Bazı evlere birden fazla ve farklı derecelerde karne girdi.

Karneler bütün dönemin başarı ölçütü olarak görüldüğü için de anne babalar da aynı bekleyiş içindeler. Dolayısı ile karne sahibi bütün çocuklar anne babalarının olumlu ya da olumsuz farklı tepkileri ile bir şekilde karşılaşacaklar bugün.

Karnenin ya da bütün bir dönemin nasıl değerlendirilmesinin uygun olacağı konusunda bazı yanlışları düzeltmekte ve önerilerde bulunmakta yarar var.

Öncelikle; yıllardır söylenegeldiği halde hala süregelen bazı tutum hatalarına vurgu yapmakta yarar var:
Günümüzün anne babaları öğrenime daha çok yatırım yapıyorlar ve çocuklarının karnesi sanki kendilerine verilmiş gibi gereğinden fazla benimsiyorlar.

Alınan karneyi yaşamdaki başarının tek ölçüsü gibi görüp, neredeyse çocukları açısından bir var olma ya da yok olma kriteri gibi algılıyorlar.

Toplum içindeki standart okullaşma ve kariyer yarışına kendilerini o kadar kaptırıyorlar ki, kendi çocuklarını, yetenekleri ve zayıflıkları ile özel bir birey olarak algılamakta zorlanıyorlar.
Bu yüzden de “ben her şeyi yapıyorum” vb cümlelerle anne baba olarak üzerlerine düşeni yaptıklarını dile getirerek, çocukları üzerinde çok ciddi bir performans baskısı oluşturabiliyorlar.
Bu tür algı yanılsamaları da anne babaların tutum hataları şeklinde çocuklara yansıyor.
Kendi çocuklarını ve karnelerini başka çocuklarla çok kolay kıyaslıyorlar.
Tepkileri ve sözleri ile çocuklarına vicdani suçluluk duyuruyorlar.


Yarattıkları performans baskısı; çocukları gerçeği saklama ya da yalan söyleme vb davranışlara itebiliyor. Hatta okul ortamında daha başka davranış ve uyum sorunlarına dahi çanak tutabiliyor.
Bu nedenlerle; çocuğunun karnesini eline alan anne babalar asla ayıplama kınama, rencide etme, abartılı cezalandırma gibi yanlış tutumlara girmemeli ancak gerektiğinde hoşnutsuzluklarını da belirtmekten kaçınmayarak daha ilerde karne notlarının daha iyi olması için aile olarak da destek olacaklarını belirtip çocuklarını yüreklendirmekten de geri durmamalıdırlar.


İki haftalık tatil döneminde, başarıyı arttrmaya yönelik olarak alınabilecek önlemler çocukla ve okulla beraber değerlendirilmeli ve ilk adımlar atılmalıdır.
İki haftalık tatilde bazı destekler verilebilir, hatta uygun da olur ancak her öğrenci tatili tatil gibi yaşamak ister. İki haftalık tatil sürecinde aşırı ödevler, testler veya cezalarla çocuğu sınırlamak bazen motivasyonu olumsuz etkileyebilmektedir.  


Biz uzmanlar; başarısız çocuğa; “yapmadığından” değil, “yapamadığından” yola çıkarak yakaşırız.  Unutulmamalı ki her çocuk özel bir bireydir. Kendine ait yetenekleri ve zaafları vardır. Standart müfredat beklentilerine uyum sağlayamaması onun tembel, beceriksiz olduğunu göstermez her zaman. Onun için de belli durumlarda anne babaların okul rehberlik sistemleri, sınıf öğretmenleri ve gerektiğinde daha ileri profesyonellerle işbirliği yapmaları gerekir. 


Okul olgunluğu denilen bir kavram vardır. Çocuğun okul ortamında başarılı olabilmesi için 4 alanda da güçlü olması gerekir:
Zihinsel olgunluk: Öğrenme becerisini bozacak zeka engeli ve öğrenme güçlüğü olmamalıdır.
Fiziksel olgunluk: Okul ortamındaki aktivitelere ve akranlarına uyum sağlayacak derecede, vücut koordinasyonunun, beden imajının, ince ve kaba motor kaslarının, fiziksel duyularının yeterince gelişmiş olması şarttır.
Sosyal olgunluk: Akranları ile ve otorite figürleri ile sağlıklı iletişime girebilecek sosyal gelişmişliği olmalıdır.
Duygusal olgunluk: Kendi kendine yetebilecek düzeyde bağımsız olabilmesi, özgüven yeterli, kendini ifade edebilecek olgunlukta olması beklenmelidir.
Okul olgunluğunu aksatabilecek kimi durumlar çocuğun okula uyumunu bozar. Bunların başta gelenlerini maddeleyecek olur isek:

  1. Zeka Geriliği, Özel Öğrenme Güçlükleri ve Diğer Gelişim Bozuklukları
  2. Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu, Sosyal Fobi, Çocukluk Çağı Depresyonları, Obsesif Kompülsif Bozukluk, Dürtü Kontrol Bozukluğu, Tik Bozukluğu vb psikiyatrik hastalıklar.
  3. Ev ya da okul ortamında çocuk için travmatik olabilecek yaşantılar.
  4. Ev ya da okul ortamında disiplin gevşekliği ya da tutarsızlığı gibi durumlar.

Bunlar dışında belli yaşlara daha özgü olan bazı özel problemler ayrıca belirtilmelidir. Okula yeni başlayan çocuklarda Seperasyon Anksiyetesi dediğimiz bir problem vardır ki; annelerinden bir türlü ayrılamadıkları için okula odaklanamazlar, bedensel olarak ayrılsalar bile zihinlerini derse yoğunlaştıramazlar. Ayrıca; çocuklukta zayıf büyütülen ergenlerde; lise yıllarında içe kapanma, sorumluluklarını boşverme gibi davranışlar sık görülür ki, basit davranış sorunları olarak atlanmamalıdır, çünkü bur durum bazen ergenlerde “Ergen Kimlik Karmaşası” ya da “Ergenlik Depresyonu” dediğimiz  problemin belirtisi olabilmektedir. Bütün bu durumlarda ise sadece çocuğa yüklenmek haksızlık olacaktır, çünkü çocuk psikiyatri uzmanlarının desteği olmadan çözülmesi zor olan durumlardır.

Özet olarak; karneler var ya da yok olma ölçütü değildir. Anne babalar; bu karneleri, çocuklarının ve öğretmenlerin de görüşlerini alarak değerlendirmeli, başarılı karneler mutlaka ödüllendirilmeli, başarısız karneler içinde çocuğa uygun uyarılar yapıldıktan sonra, başarıyı arttırıcı önlemler (öğretmenlerin profesyonellerin de desteğiyle) alınmalı, dinlendirici bir tatilden sonra ikinci döneme başlanılmalıdır.

Uzm. Dr Ahmet Çevikaslan