E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

KUŞKULU CİNSİYETLER

KUŞKULU CİNSİYETLER

DHA

Farklılaşma bozukluğu ile dünyaya gelen ve cinsiyeti doğumda tespit edilemeyen bebekler ailelerde travma yaratıyor.

 


Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Şükran Darcan, ’kuşkulu cinsiyet’ de denilen cinsel farklılaşma bozukluğu ile dünyaya gelen ve cinsiyeti doğar doğmaz tespit edilemeyen bebeklere, ’kız’ ya da ’erkek’ denilerek doğum belgesi, nüfus cüzdanı çıkartılmasının, ileride anne babalara ciddi travmalar yaşattığını söyledi.

Tetkikler sonrasında kız denilen bebeğin erkek, erkek diye kimlik çıkartılan bebeğin kız olduğunun anlaşılmasıyla anne babaların mahkemelerde süründüğünü belirten Prof. Dr. Darcan, "Cinsiyet değişikliği yapılacak kişi bebekse, mahkemeler doktor raporuna göre hızla değişimi yapmalı, yoksa aileler çok yıpranıyor" dedi.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükran Darcan, 5-10 bin doğumda görülen ’cinsel farklılaşma bozukluğu’ hastalığının ailelerde açtığı yarayı bürokrasinin daha da kanattığını söyledi. Bu hastalığa halk arasında ’çift cinsiyetlilik’ denildiğini, bu kavramın yanlış olduğunu belirten Prof. Dr. Darcan, şöyle konuştu:

"Cinsel farklılaşma bozuklukluğu, bir bebeğin cinsiyetinin doğar doğmaz belirlenememesidir. Çift cinsiyetlilik diye bir kavram yok. Bebeğin bir cinsiyeti var ama, gelişim kusuru çerçevesinde dışarıdan baktığımızda bebeğin cinsiyetini belirleyemiyoruz. Ama bir doktor veya aile dışarıdan bakıp bebeğe bir cinsiyet veriyor. Böyle belirlenen cinsiyet bazen yanlış olabiliyor. Bebek taburcu edilirken, SGK kayıtları için mutlaka bebeğin cinsiyeti kayıtlara işleniyor.

O belirlenen cinsiyet çerçevesinde de ellerinde rapor, kimlik belgesi varsa, nüfus cüzdanı çıkartılmışsa, ondan sonra çocuğun gerçek cinsiyetini belirlediğimiz noktada bir seri olaylar başlıyor. Mahkeme kararıyla kimlik belgesinin değiştirilmesi gerekiyor. Bazen mahkemelerde kişiyi sürüncemede bırakıyor.

Bu tip olaylar genellikle ailenin gizlemek istediği olaylar oluyor. Mahkeme sürüncemede bıraktığı zamanda da aile çok büyük sıkıntı çekiyor. Bazen mahkemeler çocuk 18 yaşına gelsin öyle kimlik değişsin gibi karar da verebiliyor. Bebeği böyle bir sorunla doğan aile bir travma yaşıyor, ardından mahkeme süreci, yeniden doktor, hastane rapor süreci ile travma büyüyor."

’TIP CAMİASINI EĞİTİYORUZ AMA’

Bu tür hastalıklar konusunda tıp camiasını mümkün olduğunca eğitmeye çalıştıklarını kaydeden Prof. Dr. Darcan şöyle devam etti:

"Dış yapıya bakarak bir karmaşa varsa, bir kararsızlık noktası varsa hemen cinsiyetin belirlenmemesi, bir takım tetkiklerden sonra cinsiyetin belirlenmesi konusunda eğitimler veriyoruz, ama bu her zaman başarılı olmuyor. Bize getirilen çocuklar kız ya da erkek diye cinsiyeti belirlenmiş geliyor. Nadiren cinsel farklılaşma bozukluğu aileye de bilgi verilerek gönderilen vakalar var. Karşımıza kız veya erkek olarak geldiği zaman zorluk ortaya çıkıyor."

’AVUSTRALYA’DA ÜÇÜNCÜ CİNSİYET VAR’


Sadece Türkiye’de değil, dünyanın çoğu ülkesinde her doğan kişinin kız ya da erkek olarak kimlik alması zorunluluğu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Darcan, istisna olarak Avustralya’da ’üçüncü cinsiyet’ diye bir kavramın olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Yani belli bir süre kişiler üçüncü cinsiyetle de gidebilirler. Ama genelde bizdeki gibi kızlar ve erkekler var. Kişinin bazen cinsiyetini belirlerken bizim de sıkıntı yaşadığımız noktalar oluyor. Örneğin kişinin cinsiyetini dış genital yapı belirlemez, kromozomları belirler, aynı zamanda beyni belirler. Kromozomlar, dış genital yapı ve beyin arasında uygun olmama olasılığı olduğu tablolar ortaya çıkıyor. O noktada kromozomlarına göre, dış genital yapıya göre cinsiyet belirlediğimizde gelecekte sorun yaşaması olasılığı olan bebekler de var. Keşke toplum bu bebeklere, bu kişilere çok hoşgörülü bakabilse, keşke onları geleceğe kadar kız ya da erkek damgası vurmadan büyütebilsek."

’KIZ MI ERKEK Mİ’ SORUSU KAHREDİYOR


Prof. Dr. Darcan böyle bir doğumdan sonra anne babaların en çok ’neyiniz oldu, kız mı erkek mi?’ sorusu karşısında çaresizliğe düştüğünü, bürokrasinin de bu çaresizliklerini körüklediğini vurgulayarak, şu önerilerde bulundu:

"Sosyal Güvenlik Kurumu, bu tür sorunu olan bebeklerle ilgili mutlaka cinsiyet talebinde bulunmamalı, esneklik tanınıp hoşgörü gösterilmeli. Böyle bebeklerin nüfus cüzdanlarının değişimi gerektiği zaman mahkemeler, cinsel farklılaşma bozukluğu konseylerinden gelen raporları kabul etmeli, tekrar tekrar ikinci, üçüncü farklı görüş istememeli, kimlik belgesi hızla değiştirilmeli. Aileler 6 ay, bir yıl sürüncemede bırakılmamalı. Anne babalara sabır diliyoruz.

Bir de çocuğunun diğer çocuklardan farklı olmadığını, sadece gelişimsel bir kusur olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bazılarının nasıl kulakları kepçe, burunları yamuk ise, bu da böyle bir şey, 6 ay- 2 yaşa kadar ameliyatlarla bunlar düzeliyor, cinsiyet ile ilgili kafalarında karmaşanın olmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü anne babada karmaşa varsa, çocuk da karmaşa içine giriyor."