E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

HER 100 KİŞİDEN BİRİ ŞİZOFREN

HER 100 KİŞİDEN BİRİ ŞİZOFREN

Psikohayat Dergisi 8. Sayısı Ekim-Kasım-Aralık  / Uğur İlyas Canbolat

Yüzde bir görülme riski olan şizofreninin diğer psikolojik hastalıklardan nasıl ayrıldığını biliyor musunuz?.

 


Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden Prof. Dr. Kemal Arıkan yüzde bir görülme riski olan şizofreninin diğer psikolojik hastalıklardan nasıl ayrıldığını ve ailelerin şizofreniye bakış açısını anlattı.

Şizofreni hastalığı nedir? Diğer psikiyatrik hastalıklardan nasıl ayrılır?
Şizofreni, özetle kişinin gerçeklikten kopmasıdır. Örneğin, herkesin kendisine zarar vereceğini düşünen bir kişi gerçekçi bir tutum içinde değildir. Biraz daha detaylara bakılırsa; şizofrenide içsel dünya ile dış dünya arasındaki ayrımın yeterince yapılamadığı görülür. Mesela, kişi kendi düşüncelerini dış dünyadan gelen bir ses gibi algılayabilir.

Bunun yanında diğer hastalıklardan farklı olarak kişide işlevsellikte ileri derecede bir yıkımla giden şizofreni duyguları, düşünceleri ve davranışları görülür. Bunlar arasındaki ahenk ipi kopmuş bir tespih gibi dağılır.

Şizofreni ne zaman tam olarak tanımlandı?
1800'lü yılların sonu, 1900'lü yılların başında Alman psikiyatrist E. Kreapelin tarafından ilk olarak erken bunama olarak tanımlanmıştır. Ardından İsviçreli psikiyatrist E. Bleuler tarafından şizofreni ismi kullanılmıştır.

Kişinin duygu ve davranışlarında ne gibi bozukluklar görülüyor?
Duygular küntleşmektedir. Garipleşmektedir. En doğal üzüntüler hissedilememektedir. Mesela en yakınını kaybeden bir şizofren herhangi bir tepki vermezken, kedisini kaybettiğinde kara yaslara kapılabilir. Davranışlar ise tümüyle tuhaflaşmıştır. Kendine bakamaz haldedir. Saçı başı dağılmıştır. Toplum hayatının gerektirdiği birtakım kurallara uyum zorlaşmıştır. Kişi hep kendisiyle meşguldür. Sosyal hayatın gerektirdiği başkalarını da dikkate almak hususunda ciddi bir yetersizlik ve daha doğrusu isteksizlik içindedir.

Şizofrenide pozitif ve negatif belirtiler hakkında ne yapılmalıdır?
Pozitif belirtiler hezeyanlar ve halüsinasyonlara verilen isimdir. Negatif belirtiler ise sosyal izolasyon ve bilişsel işlevlerdeki yıkıma dair belirtilerdir.

Bir şizofrenin hezeyan ve halüsinasyonlarının gerçekliği onlar için su götürmez birer gerçektir. Dolayısıyla bunları tartışmak yersiz ve yararsızdır. Negatif belirtiler ise hastalığın yıkıcı etkisinin birer sonucudurlar. Hastayı zorla sosyalleştirmeye çalışmak başarısızlıkla sonuçlanacaktır.

Şizofreni ne ölçüde sıklık ve yaygınlık gösterir?
Hastalık toplumun her kesiminde ve dünyanın her ucunda eşit dağılmakta ve görülme sıklığı yüzde bir civarında olmaktadır.

Çoğunlukla görülen bir hastalık mı?
Şizofrenide kalıtımın yeri olduğuna dair güçlü ipuçları vardır. Bunlardan birisi eş yumurta ikizlerinde yapılan gözlemlerdir. Sıradan insanlarda % 1 olan olasılık, eş yumurta ikizlerinden birisi hasta ise diğeri için % 85 olabilmektedir. Ancak, hangi gen veya genlerin süreçte rol aldığı henüz bilinememektedir. Dolayısıyla çocuk doğmadan önce veya hastalık öncesinde risk tayini henüz mümkün değildir.

Hastaların kişiliklerinde ne gibi değişiklikler gözleniyor?
Kişilik aşırı narsisist bir şekil almaktadır. Şizofren kişi kendisinden başka hiçbir kişiye yatırım yapmamaktadır. Hatta tipik narsisistik, kişilik bozukluğunda olduğu gibi başkalarını aşağılamak vb. bulgular dahi yoktur. Zira başkalarına olan yatırım tümüyle kendine yönelmiştir.

Şizofreni süreklilik gösteren bir hastalık mı?
Ne yazık ki büyük ölçüde evet. Sadece % 3'lük bir grup belirgin şekilde toparlanabilmektedir. Geriye kalan % 97 hastada kronik bir seyir izlenmektedir.

Aileler bu durumu nasıl karşılıyorlar?
Tabi ki büyük bir üzüntü duyuyorlar. Aslında ailenin genel kültür ve inançlarına göre tepkiler değişiyor. Sosyo-kültürel düzey düştükçe hastalığı kabullenememek en sık rastlanan bir durum oluyor. Yükseldikçe daha gerçekçi bir yönelim saptanabiliyor. Burada inanç da önemli rol oynuyor. İnancında bağnaz olanlar bunun bir günahın kefareti olduğunu düşünebiliyor, ama samimi olanlar kaderle ilişkilendirip olayı büyük bir olgunlukla karşılayabiliyor.

Tedaviden beklenti hangi seviyede olmalı bu durumda?
Tedaviden beklenti pozitif belirtilerin kontrol altına alınması ve negatif belirtilerin azalması şeklinde olmalıdır.

Bu hastalığa genetik dışında etki eden diğer faktörler nelerdir?
Şizofreni de her psikiyatrik hastalık gibi biyopsikososyal bağlamda ele alınması gereken bir haldir. Günümüzdeki anlayışa göre, genetik faktör esastır. Diğer faktörler ise tetikleyicidir.

Psiko-sosyal faktörler hastalığa etki eder. Şizofrenide sıklıkla hastalığın belirgin bir stresten sonra başladığını gözleriz. Askerlik gibi, hamilelik ve doğum gibi… Gerçi hiç bir strese mazur kalmadan sinsice başlayan şizofreni olgularının sıklığı da göz ardı edilemez.

Psikiyatri hastalığı için beyin hastalıklarıdır, deniyor. Şizofreni hastalığında beyinde ters işleyen nedir?
Şizofreni gerçekten bir beyin hastalığıdır. Şizofreni beyin içerisinde bulunan kimyasal maddelerin dengesini bozmaktadır. Özellikle dopamin adı verilen kimyasal maddedeki değişimler dengenin bozulmasından sorumlu tutulmaktadır. Bu da beyinde bir şeylerin ters gittiğinin göstergesidir. Hatta bazı araştırmacılar anatomik ve histolojik patolojileri de varlığını iddia edebilmektedirler.

Şizofrenin risk etkenleri nelerdir?
En büyük risk genetik yatkınlıktır. Uzun süreli duyusal izolasyonun da yani ses, görüntü vb. duyusal uyaranlardan mahrumiyetin de şizofreni benzeri bir tabloya yol açabileceği söylenmektedir.

Damgalanmanın en çok bu hastalıkta yaşanmasının sebebi nedir?

Damgalanma sosyal kurallara ve yatkınlıklara, görüntülere aykırı her durum için geçerli sosyolojik bir fenomendir. Şizofrenlerin kurallara uyumsuzluğu, yatkınlıkları hiçe sayması ve görüntüsünün absürtlüğü göz önüne alındığında damgalanmaya en çok maruz kalan kesim olmaları anlaşılmaktadır.

Şizofrenide görülen hezeyanlar daha çok hangi yönde oluyor?
Her türlü hezeyana rastlayabiliyoruz ama en sık rastlananlar paranoid içerikli olabiliyor. Birileri tarafından takip edildiği, düşüncelerinin okunduğu, fikirlerinin yayınlandığı vb. hezeyanlar sıklıkla ortaya çıkıyor.

Toplumda bu hastalara suç potansiyeli olarak bakılması yanlış bir algı değil mi?
Kesinlikle yanlış bir algıdır. Şizofren bir hastanın kimsenin "üç koyununda beş keçisinde" gözü yoktur ki suç işlesin. Bazen taşkınlıkları olabilir o da hezeyanlarının etkisiyle gerçekleşir. Söz konusu taşkınlıkların görülme oranı ise sıradan insanlardan fazla değildir.

Metafizik düşünce ve felsefe gibi alanlara olan merakları nereden kaynaklanıyor?
Dağılmış düşüncelerine bir düzen verme, olaylar arasında birdenbire kurulamayan bağlantının zorlama bir şekilde kurulmaya çalışılması olabilir.

Yaşamdan zevk alamama, duygulanımda eksiklik sık görülüyor mu?
Şizofrenide depresyon ilginç bir konudur. Genellikle pozitif belirtiler yatıştıktan sonra ortaya çıkar. İntihar eğilimini de beraberinde getirir. Ama onun dışında yaşamadan zevk alamamak şizofreni için karakteristik bir bulgu değildir.

Şizofrenler için kurulan derneklerin bir yararı oluyor mu?

Hem de çok yararı oluyor. Rahmetli büyük hoca Ayhan Songar şizofrenler için, kendisi ölüm döşeğindeyken ona oyuncak emzik getiren bir şizofren hastasının arkasından "her türlü insani duyguları var ama nasıl ifade edeceklerini bilemezler" demişti. Dolayısıyla şizofrenileri toplumla kaynaştırmaya çalışmak çağdaş bir tutum olsa gerek.

Hastalığın teşhisi sırasında hangi tetkik ve tekniklerden yararlanıyorsunuz?
Birtakım bedensel hastalıkların şizofreni benzeri bir tabloya yol açtığı bilinmektedir. Dolayısıyla ilk hastalık başladığında o nedenle detaylı inceleme gerekir. Sonraki dönemlerde ise kendi bedensel hastalıklarını ifade etmekte güçlük çektikleri için aynı şey yapılmalıdır. Bu arada CEEG ve MR ayırıcı tanıda özel bir önem taşır. 

Tedavi yöntemleri nelerdir?
Günümüzde şizofreni tedavisi için ciddi etkili ilaçlar vardır. Her hastaya uygun ilaç ve doz saptanması gerçekleştikten sonra sonuçlar gerçekten yüz güldürücüdür. Ayrıca, akut dönemde EKT'nin yerini de unutmamak gerekir.