E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

HASTAYIM, DEYİP İŞE GİTMEMEK NE KADAR YAYGIN

HASTAYIM, DEYİP İŞE GİTMEMEK NE KADAR YAYGIN

HASTAYIM, DEYİP İŞE GİTMEMEK NE KADAR YAYGINHava çok soğuk, hatta belki karlı. Sabah oldu ama etraf halen karanlık.

Yatağınız sıcacık, gözleriniz açılmak istemiyor. Nereden takıldınız dün gece şu filme o saatlere kadar? “Zaten bütün hafta çok yoğun geçti, bir gün de işe gitmeyivereyim canım” fikri tüm aklınızı ve vücudunuzu ele geçiriyor bir anda. Bir sahne sonra, boğuk bir sesle telefonda patronunuza “Kendimi bugün iyi hissetmiyorum, gelemeyeceğim” derken görüyoruz sizi...

Valla sizi bilmem ama itiraf ediyorum ben bu sahneyi yaşadım. Aslında artık sizi de biliyorum çünkü bu hafta İnsankaynaklari.com’la beraber yaptığımız son ankette, yüzde 49’un benim gibi hayatlarının bir noktasında bu yola başvurduğunu öğrendim. Fakat bunun tembellikle veya kaytarmakla alakası olmadığını düşünüyorum. Benim gibi birçokları, bu hastalık numarasını aslında yorgun olan beden ve zihinlerine bir mola verdirebilmek için yapıyor genelde. Bunun bir adı bile var uzun süredir: Strese bağlı yorgunluk. Belki bir zatürre veya sarılık gibi rüştünü ispatlamadı daha tıbbi açıdan ama, kırıklarının meşhur hastalıklardan çok daha fazla olduğunu söylemek mümkün. Hatta öyle ki, alt açılımları bile oluşmuş durumda.

Boşuna değil çalışma hayatının kodlarının dünyanın dört bir yanında silbaştan yazılması. Türkiye’de bile bir reklam ajansımız, ana ofisini lav ederek evden, kafeden, dışarıdan her yerden çalışma sistemini getirerek bu devrimde yerini aldı. Emin olun, daha göreceğimiz çok şey var.

ÇAĞIN VEBASI

İşe gitmemek için hastalık bahanesini kullanma konusunda diğer ülkelerin istatistikleri de farklı şeyler söylemiyor. İngiltere’de her 10 çalışanın birinden fazlasının, hasta olmamalarına rağmen önümüzdeki ay içinde hastalık bahanesiyle işe gitmeyeceği tahmin ediliyor. İngiliz Sanayi Konfederasyonu’nun verilerine göre, işverenler de hastalık izinlerinin yüzde 12’sinin gerçek olmadığına inanıyor.

Amerika’da CareerBuilder.com’un son araştırmasında son bir yıl içinde çalışanların üçte birinin hasta olmadıkları halde hastalık sebebiyle işe gitmedikleri belirlenmiş. Genelde sebepler dinlenmek, rahatlamak ve uyuyabilmek. Takiben yapılacak işleri yapmak, doktor randevuları, aile/arkadaşlarla planlar ve ev işleri listede yer alıyor. Amerika’da Harris Interactive firmasının yaptığı bir araştırmada, Amerikalıların yüzde 40’ının, yazın bir gününün tadını çıkarmak için hastalık numarası çektiği belirlenmiş.

Meselenin yaygınlığı ve olumsuz sonuçları olayı bir isimle kavramsallaştırmaya kadar varmış: Seasonal Absence Syndrome (SAS) yani Sezonsal Yokluk Sendromu. Neden hastalık numa-rası çektikleri sorulduğunda en çok alınan cevaplar “Kafamı dinlemem gerekiyordu”, “Hava çok güzeldi, tadını çıkarmak istedim” ve “İş yüküm çok ağır o yüzden spontane olarak ara vermem gerekiyor” olmuş. Yeni Zelanda’da Sunday Star Times tarafından 10 bin kişiyle yapılan bir başka çalışmada da benzer sonuçlar elde edilmiş. Cevap verenlerin yaklaşık yarısı hastalık bahanesini kullanmış ve bu kişilerin de yarısı bunun normal olduğunu belirtmiş. İlginç olan ‘normal’ algısının gençlerde çok daha yüksek olması. Bu da bu işin artık ciddiyetle ele alınması gerektiğini gösteren verilerden sadece biri.

TEKNOLOJİ BU İŞİ ÖNLER Mİ?

İngiltere’de bilgisayar ve elektronik firması BenQ’nun yakın geçmişte yürüttüğü bir reklam kampanyası, insanları ‘hastalık bahanesi uydurmaya teşvik ettiği’ gerekçesiyle İngiltere Reklam Standartları Otoritesi tarafından yayından kaldırıldı. Reklamda bir adam yatağında laptop’uyla dünya futbol şampiyonasını seyrederken görülüyor ve arka ses ‘uyduruk hastalık günleri’nin teknoloji sayesinde daha eğlenceli geçeceğini söylüyordu. Ama görünen o ki, teknoloji ‘hastalık numarası’nın eğlenceli dostundan çok düşmanı olmaya daha yakın.

Bu düşmanlık iki ana şekilde gerçekleşebiliyor. Birincisi cep telefonlarına yerleştirilen GPS sayesinde işverenlerin çalışanlarının nerede olduklarını takip etmesi.

İkinci model ise dudak uçuklatan cinsten. İngiltere’de Voice Risk Analysis adı altında ses analiz sistemleri kullanan yalan detektörleri çoktan bu iş için kullanılmaya başlandı bile. Nasıl mı? Diyelim ki o gün ‘hasta’ olmaya karar verdiniz. İşyerinizi arıyorsunuz ama karşınıza patronunuz yerine bir bilgisayar çıkıyor ve sesinizin bu yalanı söylerken ne kadar güvenilir olduğunu ölçüyor. Eğer sesinizde yalan söyleme anındaki bin civarı değişkenden herhangi biri, mesela baskı altında olma ruh hali gibi ipuçları gözlemlenirse, gerçek bir kişi telefonu alıyor ve arayan ‘numaracıyı’ hasta olma konusunda fikrini değiştirmesi gerektiğine ikna etmeye çalışıyor. Amaç aslında sistemi işletmekten çok bir vazgeçirme mekanizması oluşturmak. Çünkü bu sendromun, diğer çalışanlarda yarattığı olumsuz etkiler nedeniyle üretkenliği düşürerek milyarlarca dolar kaybına neden olduğu düşünülüyor.

Fakat yazımın başında da dediğim gibi, çözüm buralarda değil. Çözüm zaten başlamış olan çalışma hayatı kodları devriminde. Bu yüzden firmaların bu işi ciddiye almalarının ve çalışanların bireysel ihtiyaçları ile şirketin ihtiyaçları arasında bir denge kurulmasının çok önemli olduğu vurgulanıyor. Örneğin çalışanın dinlenme ihtiyacına istinaden esnek iş saatleri uygulamaları giderek yaygınlaşıyor. Sabit ofis çalışma modelleri ise gittikçe azalmaya başladı. Yani yükselen bireysellik için, işverenlerin ‘kutu dışında’ düşünme yaklaşımları eşliğinde kollarını sıvama zamanı geldi de geçiyor.

KAYNAK: www.insankaynaklari.com