E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

GENÇLERDE SOSYAL BAĞIMLILIK

GENÇLERDE SOSYAL BAĞIMLILIK
GENÇLERDE SOSYAL BAĞIMLILIK

İşverenler, üniversiteden yeni mezun olmuş, genç çalışanların ailelerinin, "öğrenci velisi" gibi davranmalarından şikayetçi: "Her hafta bankaya gelen ebeveynler var, çocuklarının performans bilgilerini, hatta ne yiyip içtiklerini kontrol ediyorlar". Uzman Psikolog Orhan Gümüşel’e göre, "Aman benim çocuğum hata yapmasın, üzülmesin" düşüncesiyle aşırı korumacı davranan anne babalar, "bağımlı gençler" yetiştiriyor.

İnsanlar sadece sakıncalı maddelere bağımlı olmuyor. Aileler de bir çeşit bağımlılık, vazgeçilmezlik duygusu yaratıyor çocukların üzerinde. Ergenlikten yetişkinliğe geçiş döneminde arada bir yerde sıkışan gençler, yetişkinlerin dünyasına ayak uyduramayıp tökezleyebiliyorlar. Bankada çalışan bir memur ya da prestijli bir dergide editör olsalar da ailelerinin gözleri üzerlerinde olabiliyor."
.
Bir banka müdiresinin bu konuyla ilgili söyledikleri kayda değer. Yeni mezun birkaç gencin bankada işe başlamasından sonra aileleriyle yaşanan diyaloglar çok ilginç. Anne babalardan çok şikâyetçi olan müdire sıkıntısını şu sözlerle dile getiriyor; “Sürekli müdahale durumundalar, ne yiyip, içtiklerinden tutunda performans bilgilerine, terfi süreçlerine kadar çocuklarının hayatlarına müdahil durumdalar.” “Haftada bir bankaya gelen ebeveynler var. Gençler hata yapabiliyorlar ve tabii iş hayatı pek hata kaldırmıyor. Hatası için müdüründen azar işiten veya mesaisi uzayan elemanlarımızın ailelerinden kapımızı çalanlar var. “Müdire Hanım, çok kızmışsınız. Bu daha çocuk. Çok alınmış, üzülmüş.” diyeni mi, “Çok çalışıyorlar, öğlen tatilleri yetmiyor” diyeni mi, “Ne zaman terfi edecek” diye soranı mı istersiniz.”

Er-Em Sigorta Genel Müdürü Emin Zorlu da “Çoğunlukla çok çekingen oluyorlar, kendi başlarına karar almakta zorlanıyorlar” diyor. “Örneğin başvuru yapan bir genci işe almaya karar verdik. Arayıp söylüyoruz. ‘Teşekkür ederim ama ben önce bir ailemle görüşeyim’ yanıtıyla karşılaşabiliyoruz." Zorlu bu gibi durumlarda ne yapacaklarını şaşırdıklarını belirtiyor.

Global News Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Müge Meşe “Biz çalışma saatleri belli olmayan bir sektörde çalışıyoruz. Zaman zaman dergide sabahladığımız oluyor, basıma yetişmek zorundayız. Ve bu şartlarda çalışacak eleman bulmak gerçekten zor. Okulunu bitirmiş, pırıl pırıl beyinler yetişiyor, ancak aileler çocukları için sabah 8.30 akşam 18.00 arası işler istiyorlar. Aksi takdirde kontrol mekanizmalarını işletmeleri mümkün olmuyor” diye dile getiriyor sıkıntısını.
 
.
GENÇLERDE SOSYAL BAĞIMLILIK 2Gençlerin yaşama atılma süreçlerinde, aileler kendilerini çocuklarının hayatlarında nereye koymalı sorusundan yola çıkarak, bu konu ile ilgili, Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi’nden Uzm. Psikolog Orhan Gümüşel’in bilgi ve görüşlerine başvurduk. Gençler, aileler, okul, yaşam üzerine söyleştik.

*Sizce, Neden aileler çocuklarını daima tekelinde tutmak, yönlendirmek, yaşamlarının bir yerinde hep müdahil olmak istiyorlar?
Buna kısaca “kaygı” diyebiliriz. Koruma içgüdüsü, egolarla birleştiğinden ortak kaygılarımız gelişmiştir.
.
 
* İyilik yaptıklarını düşünerek aslında zarar veriyorlar sanıyorum.
Gençlerin başkalaşım sürecinde rehber ve yol gösterici olmanın dışına çıkan, onları tanımlayan ve betimleyen tutumlar doğaldır ki bireyselleşmelerini etkileyerek bağımlı kişilik yapısının temellerini oluşturur. Özellikle ülkemizde bu durumu besleyen en önemli eğilim, ailelerin “Aman benim çocuğum hata yapmasın, üzülmesin” olgusundan hareket ederek, koruyucu ve onun yerine çatışmaları çözmeye çalışan, strese göğüs geren tutumlardır. Bu tutumlar onların kişiliklerinin güçlenmesinin önündeki engellerdendir. Dolayısı ile “bağımlı gençler” yetişir.
.
*Biliyoruz ki bağımlılık yalnızca “madde bağımlılığı” olarak tanımlanamaz. “Sosyal bağımlılık” denilen bir olguda var. Bunu biraz açar mısınız?
Evet, çok geniş olan bir kavram olan bağımlılığın ayaklarından biri de sosyal bağımlılıktır. Üstelik fizyolojik etki yoksunluğu taşıdığından dolayı hem tespit edilme aşamasında, hem de tedaviye başlama aşamasında göz ardı edilen bir durumdur.
Erken çocukluk dönemindeki yanlış ya da eksik yapılanma ergenlikte giderek pekişir ve gelişmekte olan kişiliğin bir parçası haline gelir. Sonuç olarak düşünen, tasarlayan fakat ortaya ürün çıkartmada yetersiz, başkalarına gereksinim duyan, kendisini idame ettirmek için başkalarının yönlendirmesine ihtiyaç duyan, ifade güçlüğü çeken bir kişilik ortaya çıkar. Bu gençler mükemmeliyetçi olsalar bile bir işi istedikleri gibi başaramayacakları kaygısı ile strateji oluşturma ve hedefe yönelme konusunda başarısız olabilirler.

* Peki, ne yapmalı, ebeveynler nerede durmalı? Çocuğunu sevmek, büyütmek onun yaşamını ondan almak anlamına mı geliyor?
Tabi ki hayır. Önemli olan, jandarma ya da öğretmen anne-baba olmak değil, rehber olabilmek. Sürekli neyi yapması ya da yapmaması gerektiği söylemek, sürekli öğüt vermek ve kontrol edildiği hissini vermek çatışmayı arttırır ve çözümü güçleştirir. İnatla doğruyu söyleyen ve gösteren olmaktansa, doğruya yönlendiren olmak, rehberlik vasfını kazanmak ve kişiliğine saygı gösterdiğiniz mesajını vermek doğrudur. Kimin doğru olduğu değil, neyin doğru olduğudur önemli olan.
.
* Dengeyi nasıl kurmalı? Çözüm nedir?
Empatik yaklaşabilmek çözüm üretilmesinde ve ortaya çıkan sıkıntı verici yaşantının aşılabilmesinde en büyük iletişim adımıdır. Sorundan ve sonuçlardan nasıl etkilenebileceklerini düşünmek onu anlamayı da son derece kolaylaştıracaktır.
.
* Onları “Sosyal bağımlılık” tan belki de “ebeveynlerden” korumak, yaşamları için gerçekten önemli. Görülüyor ki sahiplenmek, yaşamdan ve risklerinden korumaya çalışmak, çözümden çok probleme sebep oluyor.
Doğrudur. Gençlerin risk algılarını olgunlaşmasında ve kontrollü hale gelmesinde ailelerinden alacakları direkt ve dolaylı etki çok önemli. Bunu yaparken birkaç noktaya dikkat etmek gerekir.
Öncelikle, değişime ayak uydurmalı, korumak adına boğmamalılar. Güven duymalı ve inisiyatif bırakabilmeliler. Kontrollü ve sorumlu davranışın öğretmeni değil, örneği olmalılar. Kendilerinin de yanlış yapabileceğini kabul edip, kişiselleştirmezlerse duygudaşlık yapmaları kolaylaşır.
Onlara sorumlu davranış geliştirmenin saygınlık getireceğini öğretmeliler. Çocuklarını en iyi tanıyanlar yine aileleri. Dikkat edilmesi gereken, iyi bir empati, güven ortamı, sade ve net mesajlar vermek ve saygı göstermektir. Pozitif yönleri desteklenerek öğrenen, yaşayan bir genç kendisini de iyi tanıyacak, ne istediğini, nasıl yapması gerektiğini bilecek ve dolayısı ile “sosyal bağımlı” olmak yerine “birey” olacaktır.

.
Azime İlkim Başoğlu

KAYNAK: //cimbiz.blogspot.com/