E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

EN BÜYÜK SAĞLIK PROBLEMİ

EN BÜYÜK SAĞLIK PROBLEMİ

PSİKOHAYAT DERGİSİ

DSÖ, yol açtığı kayıp hayat yılı ve hastalık sıklığı açısından depresyonu kırk yaş altı en büyük sağlık problemi olarak tanımlıyor.


Psikiyatri Uzmanı Dr. Oğuz Tan anlatıypr:

Her altı kişiden biri en az bir kere depresyon geçiriyor ama özellikle ülkemizde depresyon ve antidepresanlar yeterince bilinmiyor.

Depresyon maalesef yeterince tanınmıyor, çoğu zaman teşhis edilmiyor. 'Psikiyatriste deliler gider' önyargısı giderek kırılıyor ama 'Hayattan zevk almıyorum' veya 'İsteksizim, içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor' gibi yakınmaların, 'doktorluk' olduğunu düşünmüyor insanlar.
Halbuki depresyon dünyada en sık görülen hastalıklardan biridir. Her altı kişiden biri hayatında en az bir kere depresyona girer. Yani dünyada bir milyar kişi en az bir defa depresyon geçirmiştir.

KIRK YAŞ ALTI EN BÜYÜK SAĞLIK PROBLEMİ


Dünya Sağlık Örgütü, depresyonu kırk yaş altında en büyük sağlık problemi olarak görmektedir. Örgüt, sağlık problemlerinin boyutunu hesaplarken şu iki ölçüyü kullanır:

1- Hastalığın ölüm veya malûliyet dolayısıyla yol açtığı kayıp hayat yılı.

Yani genç yaşta ortaya çıkan hastalıklar daha fazla kayıp yıla yol açacağından, daha büyük sağlık problemidir. Mesela felç ölüme veya sakatlığa yol açan çok ciddi bir hastalıktır, ama genellikle yaşlılıkta görüldüğünden ömrü -diyelim ki trafik kazaları kadar- kısaltmaz. Tabii sadece ölüme değil, sakatlığa yol açan hastalıkların da önemli sağlık problemi sayıldığını vurgulayalım. Mesela körlük öldürmez, ama önemli bir sağlık problemidir.

2- Hastalığın sıklığı.


Herkes için elbette kendi hastalığı önemlidir. Ama dünya geneli için sık görülen hastalıklar daha büyük sağlık problemidir. Depresyon hem sık görülen, hem erken yaşta görülen, hem de ölüme ve malûliyete yol açan açabilen bir hastalık olduğu için kırk yaş altında en büyük sağlık problemini oluşturmaktadır.

MASKELİ DEPRESYON TEDAVİSİZ KALIYOR


Bir de 'maskeli depresyon' problemi var. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, vücudun çeşitli yerlerindeki uyuşma ve yanmalar, karın ağrıları, karında gaz-şişkinlik-hazımsızlık, ishal ve kabızlık, unutkanlık, yorgunluk ve cinsel sorunların önemli bir bölümünün sebebi depresyondur. Bu insanlar doktor doktor gezerler, çeşitli tahlil ve tetkikler yapılır, bedensel bir problemlerinin olmadığı söylenir. Bir türlü psikiyatriste gitmedikleri için tedavisiz kalırlar.

Teşhis konulanlarda bile antidepresanlar maalesef etkin kullanılamıyor. Çünkü:

a) Antidepresan ilacın olumlu etkileri en erken 2-3 hafta içinde başlar. Ama çoğu hasta bu sürenin altında ilaç kullanır, düzelmedim diye bırakır.

b) Depresyonda en az 6-12 ay ilaca devam edilmezse tekrarlama ihtimali yüksektir. Halbuki çoğu hasta birkaç içinde düzeldim diye ilacı bırakır.

ANTİDEPRESANLAR GEREKSİZ YERE Mİ KULLANILIYOR?

Antidepresanların az bile kullanıldığını söyleyebiliriz. Gelişmiş batı ülkelerinde bile depresyona bağlı intihar sonucu hayatını kaybedenlerin ancak yarısının antidepresan ilaç kullandığı, diğer yarısının ilaç tedavisi altında olmadığı görülüyor. Demek ki öldürücü derecede depresyonu olanlar bile gerekli tedaviyi alamıyorlar. Üstelik bu, batı ülkelerindeki oran. Ülkemizde psikiyatriste gitme, gitse bile düzenli tedavi olma oranı daha da düşük.

Dünyada en sık kullanılan antidepresan ilaç, alkol. Alkol elbette bir antidepresan değil, tam tersine beyne zarar veren bir madde. Ama çoğu kişi psikiyatriste gidip antidepresan ilaç kullanmak yerine alkol kullanmayı tercih ediyor.

Depresyon dışındaki hastalıklarda da antidepresan kullanılır. Mesela obsesif kompülsif bozukluk, panik bozukluğu, sosyal fobi… Bu hastalıklarda hem ilaç dozu yüksek tutulmalı, hem de tedavi daha uzun sürmelidir. Halbuki bu gibi durumlarda ilaç dozu da kullanma süresi de gerekli olanın altındadır.

ANTİDEPRESAN İNTİHAR EĞİLİMİNİ ARTTIRIYOR MU?


Depresyon geçiren her 7 kişiden biri intihar sonucu hayatını kaybeder. İntiharların ilaca mı, yetersiz tedaviye mi, hastalığın tabii seyrine mi bağlı olduğunu anlamak zordur. Ancak bu önemli bir bilimsel sorudur ve çeşitli araştırmalarla cevaplandırma çalışmaları sürüyor.
İkinci olarak, depresyonda bilhassa iyileşmenin yeni başladığı dönemde intiharlar sıktır. Çünkü depresyon iyileşirken önce motivasyon ve enerji artar, ama hayattan zevk alma duygusu daha geç düzelir. Ağır depresyonda hasta intiharı planlayacak ve uygulayacak motivasyon ve enerjiye bile sahip değildir. Bu durumda intiharın sorumlusunun ilaç olduğu söylenemez. Yakın takiple bu gibi intiharlar önlenmeli, hasta gerekirse hastaneye yatırılmalıdır.

Bazı antidepresan ilaçlar ilk günlerde huzursuzluk ve sıkıntı hissine yol açabilir. Zaten kendini iyi hissetmeyen hasta, tedaviye başladıktan sonra daha da kötü olunca, iyice ümidini kaybedebilir.

Bence antidepresan ilaçların faydaları, zararlarının yanında çok daha fazladır. Ancak intihar riskinin artabileceği ihtimali de yabana atılmamalı, hasta dikkatle dinlenip intihar riskini arttıran bütün etkenler tespit edilmeli, intihar riski olan hastalar çok yakın takip altında tutulmalı, hatta gerekiyorsa hastaneye yatırılmalıdır.