E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Alaturka Hediyeleşme, Alafranga Hediyeleşme

Gülhane Parkı, Arkeoloji Müzesi ve Topkapı Sarayı arasında 'Darphane-i Amire' vardır. Adından da anlaşılacağı gibi Osmanlı'nın para basılan yeridir burası. 1729'da kurulmuş. Günümüzde çeşitli kültür ve sanat faaliyetlerine sahne oluyor.

19 Mayıs'ta Demokrasi Sınıfı ders yaptı Darphane-i Amire'de. Bu, 27 Nisan Muhtırası'na karşı bir protesto hareketiydi.

Demokrasi Sınıfı'nı düzenleyen Genç Siviller'di. 'Demokrasi Sınıfı'na, 27 Nisan Muhtırası'na karşı açıkça karşı çıkmamış hiç kimse davetli değildir' diyorlardı.

Genç Siviller'i, belki cumhurbaşkanı adaylarından hatırlarsınız: Aliye Öztürk. Hani posteri bir ara şehrin duvarlarını süslemişti. 'Hatırlamadın' diyorsanız, buyurun sitelerine girin: www.gencsiviller.net

***

19 Mayıs günü Darphane-i Amire'de sabahtan akşama kadar ders yaptı Demokrasi Sınıfı. Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu, Ömer Laçiner, Kürşat Bumin, Fatmagül Berktay ve daha çeşitli 'hocalar' 15'er dakika demokrasi dersleri verdiler. Emre Aköz, Nihal Bengisu Karaca, Roni Margulies gibi çeşitli isimler bir panel yaptılar. Sonra fasıl programı: Bir gece ansızın gelebilirim. 'Beynelmilel' filmi gösterimiyle de sona erdi gün.

İlk dersi Mete Tunçay Hoca verdi: Resmi İdeolojiye Giriş.
Alaturka Hediyeleşme, Alafranga Hediyeleşme

Dersin sonunda Genç Siviller, Hoca'ya postal hediye ettiler. Resimde görülen Converse postalı. Ama minyatürünü…

***

Mete Tunçay paketi açmadan, henüz içinde ne olduğunu bilmezken, dedi ki:

'-Alafranga hediye alma usulüyle alaturka hediye alma usulü birbirinden farklıdır. Alaturka usulde alan da veren de hediyeyi görmezden gelir, paket bir kenara atılıp orada unutuluverir. Yalnız kalınca, gözlerden ırak bir yerde paketi açarsınız. Alafranga usulde ise nümayiş yapılır. Hediyeyi alan hemen paketi parçalar, sevinç çığlıkları atar, dostuyla kucaklaşır.'

***

Fatih-Harbiye dramının yeni ve etkileyici bir ifadesiydi bu.

38 yaşındayım, bana bir hediye verildiğinde ne yapacağımı hala bilemem.

Çocukluğumda, elbette alaturka usul öğretildi.

Hediyeyi, tehlikeli bir şeymişçesine derhal elinden çıkaracaksın. İçinde ne olduğunu anlamak için, ortalıktan el ayak çekilmesini bekleyeceksin.

Birkaç sene öncesine kadar böyle davranırdım. 'Yolun yarısı'na kadar, yani saçlarımın yarısını kaybettiğim yaşta bile, 'Paketi açmayacak mısın?' tarzında kınayıcı, ayıplayıcı ve biraz 'Ne kaba adam!' iması taşıyan bakışlara maruz kaldım.

Artık ben de aldığım hediyeleri nümayişle ve sevinç çığlıklarıyla oracıkta açıyorum.

***

Çocukluğumda seyrettiğim, adını, başrol oyuncularını, hatta konusunu unuttuğum bir Türk filminin bir sahnesi hala aklımdadır:

Meşhur jönlerimizden biri fakirdir. Meşhur esas kızımız da zengindir. Yeni tanıştığı yakışıklı jönü, köşklerindeki doğum günü partisine çağırır. Oğlan, kıza bir plak takdim eder. Kızın 'zengin ve şımarık' çevresi ise birbirinden kıymetli hediyelere boğarlar haspayı. Hatta kalantor baba, 'son model bir otomobil' ile günü anlamlandırır.

Gürültülü patırtılı eğlencelerle geçen partinin sonlarına doğru, fakir gencimiz, ucuz plağının, kırılmış halde köşede durduğunu görür.

Siyah beyaz yerli filmlerimizin siyah beyaz anlatımlarından biriydi bu sahne. Yüreğimi parçalamıştır…

***

Alaturka hediyeleşmenin 'sınıf farkı'nın surata tokat gibi inmesini, fakirliğin gurur kırmasını önleyici tarafları vardı elbette.

Eski köye yeni adet geldi.

Kendi memleketimizde yabancılık çeker olduk.

Başkaları mı Müslüman mahallesinde salyangoz satıyordu, yoksa salyangoz bizim kaybolmuş da yeniden ortaya çıkmış değerlerimizden biri miydi?

***

Yenilikleri kabul etmek gerek.

Nostalji mazoşist bir duygudur. Acı biber gibi can yakan bir lezzet verir. Her yeni şeye direnmeye kadar götürebilir bizi.

Hayat değişiyor. Gümrükten mallar gibi adetler de giriyor.

Hayat dün de değişiyordu. Ama daha yavaş değiştiği için, kendi şehrimize yabancılaşmıyorduk.

'Eski köye yeni adet' geliyordu, ama aheste geliyordu, kafalarımızda çatışma yaratmıyordu.

Gel de filozof şairimizi anma:

'Ne harabi ne harabatiyim,
'Kökü mazide olan atiyim.'