Hayal kurmak nefes almaktır…

İnsan, yaş aldıkça hayal kurma yeteneğini kaybedermiş derler!

Hayal kurmak nefes almaktır…

Nasıl bir ilişki var dersiniz yaş ile hayal kurma becerisinin yitimi arasında. Bir kenarda düşünedurun siz de.
Hayal kurmaktan uzaklaştıkça zihin de hamlaşıyor zannımca…
Hamlaştıkça çevikliğini, kıvraklığını kaybediyor, hayal kurma becerisi günden güne körleşiyor kişide.
Sinirbilimciler daha iyi açıklayacaklardır yaşa bağlı beyin ve hayal kurma arasındaki bağlantıyı mutlaka ancak;
Gayet basit bir yaklaşımla “İşleyen demir pas tutmaz” dan yola çıkarak işlemeyen, çalışmayan beyin yolaklarının zamanla körelmesi, unutulmasıyla alakası olsa gerek bu durumun.
İyi de bu basit duruma kişiyi sürükleyen ne?

Öyle ya kişi durup dururken hayal kurma davranışını sergilemekten kaçınmıyor.
Yaşa bağlı biyolojik durumla da alakası yok (özel durumlar hariç), daha çok ruh dünyamızla, psikolojik sermayemizin tükenmesiyle ilgili bir durum bu…
Bunu da bir tarafta düşüneduralım hep birlikte.
Hayal kurmaya ilişkin körleştikçe hayattan keyif almaz hale geliyoruz.
Tekdüzeleşen yaşamımız rutin bir çizgide akmaya başlıyor.
Tehlike de burada başlıyor.
Yaşam, öteden beri rutin bir yoldan ibaret ise sorun yok ancak; idealist, hayallerinden beslenen kişiysen vay haline…
İşte kapında mutsuzluk beliriverir hayalsiz geçen her anında…
Pek sevilen bir misafir değil “Mutsuzluk” bir de bakarsın en yoğun görüştüğün arkadaşın oluverir senin için…
Burada bir parantez açıp, çok sevdiğim bir cümle var paylaşmak istediğim sizinle:
“Sorun üreten akıl, o sorunu çözmekte yetersiz kalır”
Başucu sözlerimdendir kendileri.
Ne mana ihtiva eder derseniz, istişarenin önemine binaen söz buldu büyüklerimizin dillerinden…
Şimdi bu da nereden çıktı, ne alaka diye soracaksınız!
Söylemek istediğim şu; sorun hayal kuramamak, hayal kurmayı unutmak aslında…
Ama bu sorunun sorun olduğunu bizler çoğu zaman fark edemeyiz bile...
O nedenle derim ki kişinin istişare edeceği, dertleşeceği büyükleri, kardeşleri olmaları yanı başlarında.
Kendisiyle ilgili üç boyutlu fotoğraf çekebilecek dostları olmalı etrafında.
Burada kapatıp parantezi dönelim hayal kurma becerimizi yitirmemize ve akabinde en yakın dostumuz olmaya başlayan an mutsuzluğa…
Bu en yakın arkadaşımızdan kurtulmak gerek tez vakitte.
Bunun için de ne yapıp edip bir an önce yitmeye yüz tutan hayal kurma becerimizi yeniden kazanmalıyız.
Bizi heyecanlandıracak konularda harekete geçmeliyiz.
Yeni hedefler koymalıyız önümüze…
Bencilce, birey odaklı olmayandan!

Her birimizi ilgilendiren, topluma fayda sağlayacak, fayda odaklı hedefler…
Onların hayali bir başka tatlı oluyor gerçekten.
Benden söylemesi beyninizde daha fazla dopamin salgılatıyor. Dolayısıyla artan heyecan hatırı sayılır mutluluk da yaşatıyor size.
Küsmemek gerek yaşama.
Bu dünyadaki varlığımızın gerekçesini sorgulayarak daha da bir sıkı sarılmak gerekiyor tam aksi hayata.
Öyle ya bu dünyaya; bir kenara çekilip rutin bir yaşam çizgisinde hayatımızı idame ettirmeye gelmedik!

Hiçbir şey yapamıyorsak sabaha uyanabilmenin hayaliyle uykuya dalıp, yeni güne uyanabilmiş olmanın şükrüyle çevremize tebessüm saçalım…
Dışarı çıktığımızda bir yetimin başını okşayabilecek olmanın hayaliyle sokakları arşınlayalım.
Bu basit hayallerle hayal kurma yeteneğimiz üzerinde biriken pası silkelemeye başlayabiliriz.
Çok daha fazla hayal ve gayretle bir birimiz için harekete geçmeliyiz.
O nedenle hayal nefes diyorum?
Hayal kurdukça nefes alır insan…
Gerçekten yaşamımızın hayati kaynaklarından biri hayal kurmak.
Özellikle 40’lı yaşların sonu 50’lili yaşların başı hayal kurmayı unutturmasın bize…
İdeallerimizi, hayallerimizi canlı tutalım.
Aksi halde unuttukça, unutuluruz…
Unutmamak, unutulmamak ve ölmemek için “Hayal Kuralım” diyorum…
“Hayalsiz geçen her gün ölmektir”

Şaban Özdemir
sabanozde@gmail.com



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: