DEPRESYONA GİRME POTANSİYELİ

DEPRESYONA GİRME POTANSİYELİ

DEPRESYONA GİRME POTANSİYELİBazen hasta olabilmek, başka bir açıdan sağlıklı olmaktır.

Örneğin annesini kaybeden birinin depresyona girmemekte direnmesi, o kadar da sağlıklı olmadığını gösterir. Bazen insan depresyona girmemekte inat eder, çöken karaltıyı atabilmek için deli divane olup içer, uzun uzadıya uyur, sözüm ona eğlenir, sevgili değiştirir, hatta evlenir. Önemli olan unutmaktır, dayanamayacağı üzüntüden kaçmak için başına bela alırcasına yaşar, sancıların üzerini örtmek için gerekli gereksiz uçarı davranışlara (acting-out) başvurur kişi.

Hastalıktan "korunmak" o zamanlar aynen uçmak gibidir, yavaş gidersen düşersin çünkü! İnsani bir savunma olarak depresyon, bir açıdan hastalık değildir, bir yaşlının yetmiş yıl boyunca aynı ruhla, aynı bedende yaşamaktan bıkmasını anlamak gerekir. Hastalık olarak depresyon, kişinin kurtuluş için attığı sondan bir önceki savunma adımıdır.

Dünya yarışma için kurulmuştur. Kan ter içinde yeni otlak bulmak üzere yola düşen bir antilop sürüsü gibi hareket eden toplumda, zayıflayan, ufak bir darbeyle yok olacak olan birinin depresyona girerek köşeye çekilmesi, alt düzeyde varolma çabası değilse nedir?

Depresyon, enerji harcatmayan mücadeledir. Depresyona girememek, alt kademeye inememek demektir ve bu, depresyondan daha ağır bir patolojidir. Yaşamda aşağılara inmelidir oysa, hatta sadece depresyonda değil örneğin, kendini keşfettirmek için bile kimi zaman kendi kıymetini düşürmen gerekir!

İNTİHAR VE AMACI

Depresyon yenilgiyi önlemek için geçici olarak yarıştan çekilmektir. Denebilir ki, "Bazen depresyonda intihar oluyor ve kişi kendini tümden yok ediyor, bu nasıl savunma?" Doğru ancak hastaların bir kazadan ya da kendini "ölüyormuş" gibi hissettiği elektroşoktan sonra aniden düzeldiği de görülmüştür.

En kötüyü göstererek daha az kötüye razı etmek, tedavide ahlak derecesi tartışılsa da, "garantili" bir yöntemdir! İpten alınmış adam örneğin bir daha ne ölür ne hastalanır, doğduğunda yaşlıymış da yaşadıkça gençmiş gibi kalır.

İntiharda, hastanın kendi kendine en kötüyü göstermek peşinde ilaç yutup bilek keserek ölüm oyunu oynarken istenmeyen bir duruma düşmesi vardır; asıyla ya da silahla yapılan vahşi intiharda ise ölürken bile "negatif fayda" peşinde yaratıcıyı "cezalandırmak" vardır. Dindarlar onun için intihar etmezler. Dünyanın kuruluş biçimine karşı durmak istemezler, onu kuranı "haksız" çıkarmayı ima etmiş olmaktan çekinirler.

İntihar edenler bir Tanrı buyruğu gibi geriye, tek hedef gösteren bir mesaj bırakır: Dünya haksızdır, yanlıştır. Amaç, varolarak kazanamadığını, yok olarak anlamsızlaştırmaktır! Kadınlar depresyona girmek üzereyken doğururlar, böylece hastalığı on yıl sonraya atarlar.

Öte yandan depresyonun kadınlarda fazla olması onların depresyon içindeyken üreme özelliğini kaybetmemesine bağlıdır. Dolayısıyla depresyona girmemek için kendilerini fazla sıkmazlar, ama erkek, hasta olmamak için kendini zorlar, çünkü o hastayken cinsel birleşme gerçekleştiremez. Erkeğin hareket alanı geniş olduğundan problem yaşadığı insanları görmekten kaçınması kolaydır. Ama kadın genellikle evde oturduğundan çatıştığı komşunun yüzünü her gün görmek zorundadır. O yüzden onlar için çaresizlik belirgin, depresyon tetiktedir.

İnsanların istemediğini yapmama mecburiyetleri vardır. Dünya yarına geçip gitmiş de sen bugünde kalmışsın gibi hissetmekse depresyon, depresyon mecburiyettir bazen.

İHTİMAL YÜZDE 50

Yaşam boyu depresyona girme ihtimali % 50 ise, eğer depresyona girmek zaten yarı yarıya mecburidir; bir defa girince de bir kısmımız tekrarlayan ataklarla ondan kurtulamaz ve yanaktaki çıban gibi kalır gider ruhumuzda.

Buna rağmen yaşam ısrar ederse, korkmamalı girmelidir depresyona. Nasıl köpekler egzama, sığırlar veba, koyunlar şarbon oluyorsa, insanlar da egzema, veba, şarbon olmanın yanında aynen sıçanlar gibi depresyon olur.

Depresyonla varılacak hedefler vardır, Fiodor Mihayloviç gibi aynen. Anneni, babanı, karını, kardeşini, kızını, kumar masasında paranı, kızın ölünce aklını, sürgünde ününü kaybeder, tam asılmak üzereyken birkaç saniye ile hayatını ancak kurtarırsın ve upuzun depresyonlardan sonra "Suç ve Ceza"yı yazar Dostoyevski olursun.

Ya da yaşama Wagner soyadıyla başlar, en büyük bestecilerden biri olan baban sayesinde iyi bir kompozisyon eğitimi alır, ama depresyona girmekten korktuğun ve bir duyarlılık kazanamadığın için dişe dokunur tek eser veremez, "Bayreuth Kenti Festival Yöneticisi Siegfried" namıyla ölür gidersin.

 

Tahir M. Ceylan
Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Nikotin bağımlılığı Kalp hastalığı, felç, kanser, akciğer hastalığı ve diğer birçok sağlık durumu riskinizi artırmanın yanı sıra, sigara içmek beynini
  • Özgüven, özsaygı, özdeğer gibi kavramları içeren ego, genler ve stres gibi pek çok faktörden etkileniyor.
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk su gibidir fazla kaynarsa buharlaşır diyor ve ekliyor: Aşkın formülü H20'dur. Pozitif iletişim kurulamazsa aşk buhar olu
  • Psikiyatri, ruhsal bozuklukların ve duygusal ve davranışsal bozuklukların kökeni, teşhisi, önlenmesi ve yönetimi ile ilgilenen tıp dalıdır. Bu nedenle
  • Krampların nedenleri nelerdir? Krampların nedeni tuz eksikliği midir? Bu ne kadar doğru? Kramp sırasında ne yapmak gerekir?
  • Teselli edici sözler kişinin üzüntüsünü azaltmaz, aksine artırır. Önce kişilere üzülme, yani kendilerini ifade hakkı tanımak gerekir.
  • Randevu Al