E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Yalan Söylemek

Yalanın yalan olması için öncelikle yalan söyleyenin gerçek dışı ifadelerde bulunması ve karşısındakini yanlışa yönlendirmesi gerekir.  Yalan söyleyen kişinin bunu bilmesi çok önemlidir.  Karşısındakini düşüncelerinden farklı bir boyuta sürüklemesi ve niyeti yalanda hep tartışılan bir konu olmuştur. İyi niyet varsa BEYAZ yalan , kötü niyet varsa  KÖTÜ  yalan diye ayrımlar yapılmış, yalan söyleyenleri de bu kategorilere göre değerlendirmişlerdir.   Burada yalan söyleyenin amacı ve ne tür bir hedefi olduğu tamamen subjektif bir değerlendirme olarak düşünülmelidir.  Çünkü  kime göre iyi ve doğru,  kime göre kötü ve yanlış olduğu tartışma konusu olabilecek,  bakış açısına göre ayrı değerlendirme yapılabilecek bir durum olarak değerlendirilir.  Oysa yalan yalandır.  İyi niyette olsa bunu sıklıkla hayatında kullanan, karşısındaki kişiyi incitmemek için yalan söylediğini düşünen ve bunu misyon haline getirmiş kişiler bir süre sonra kendi yalan dünyalarında kendilerini hapsederler ve çevrelerinde yalan bir hayal dünyası yaratırlar.  Bu dünya içinde ilişkilerinde bir dolu gerçek dışı olaylar dönmekte ve kandırmaca devam etmektedir.  Genellikle böyle durumlar mutlu olma psikolojisi, pembe dünya oluşturma amacını yaratmıştır.  Bunu gerçek dünyanın problemlerinden kaçış olarak nitelendirmek doğru olabilir.  Bu durumu yaratan kişinin karşılaşacağı sorun ve problemleri çözme becerisinin gelişmemiş olası,  zarar göreceğini düşünerek  kendi yalan dünyasına saklanma davranışını doğurabilir.
Yok sayma ve görmezden gelme gibi savunma mekanizmaları yalan gerçeğinden biraz daha farklıdır.  Bilinç dışı gerçekleşen savunmalar egonun zarar göreceği durumlarda ortaya çıkan ve kişinin benlik bilincini koruyan mekanizmalardır.  Ancak bu tür mekanizmalar immatür olarak nitelendirilen gelişkin olmayan , yaş özelliklerinin gerisinde davranışlar gösterek kişilere has bir mekanizma olarak kabul görür.
Bazende çok ciddi bir travmatik yaşantının değiştirilmesi yada yok sayılması,  olay gerçekleşmiş olduğu halde kabul edilmeyip red edilmesi yalan kapsamına girmez.  Kişinin bu durumla yüzleşmekten korkması ve kaçınması doğal bir savunma olarak değerlendirilmelidir.
Psikolojik rahatsızlığı olan kişilerin, doğruluğuna inanarak söyledikleri yalanlar yalan olarak kabul edilmez.  Yada Yanlış bilgi edinmeden dolayı  hatalı bilgi aktarımı yalan olarak kabul edilmez.   Bilgi kaynağının ilk kişisi bilerek bir yalan söylediyse buna inanan ikinci kişinin diğerlerine bilgi aktarımı yalan olarak kabul edilmez.

 

Yalan söylemenin literatürde aynı anlama gelen çeşitli kelimeler sayılabilir.  Hile yapmak,  abartmak, saklamak, gizlemek, aldatmak, dolandırmak, iftira atmak, uydurmak, sahtekarlık yapmak, taklit etmek, fikir çalmak,  riyakarlık yapmak, blöf yapmak, kopya çekmek, göz yummak, görmezden gelmek, kazık atmak, dolap çevirmek, dalavere yapmak, yolunu bulmak, uydurmak….. 
Yalan söyleyen kişiler için ise ; Düzenbaz, hileci, sahtekar, iki yüzlü, üç kağıtçı, ahlaksız, dolandırıcı, hain, çıkarcı, samimiyetsiz, sadakatsiz, şarlatan,  namussuz, yapmacık, taklitci……….
Bu iki paragrafın okunması durumunda ilk paragrafataki söylenilenleri hayatımızda bazı durumlarda kullanmışızdır. Ancak ikinci paragraftaki yaftaları hiç birimiz kabul etmez ve kendimize yakıştıramayız.  Oysa düpedüz sahtekarlık yapıyoruzdur.  Bunu kabul etmeyişimiz farklı bir yalan dünyasına girmemiş anlamına gelebilir.  Bunun nedeni ise
1-genelleme yapıyoruzdur.  Sanki tüm yaşam boyunca bu davranışı yada yalanı yapmışız yada yapacakmışız algılaması içindeyizdir.  Ki bu hatalı bir yaklaşım olarak kabul edilmelidir.  Kişi o durumda bu YALANI söylemiş ise o durum için kabul etmeli ve eğer benzer durumlarda aynı yalanı kullandığını fark ederse bunu devamlı neden yaptığı gerçeği ile yüzleşmesi kişilik bütünlüğü açısından sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.
Veya
2-birisi için yada mecburiyetten söylediğimizi yada yaptığımızı düşünüyüz. Buna Şeytanın Avukatlığı tabirini kullanmak çok yerinde olacaktır.  Çıkarları korumak adına kendi yaşam felsefesinden uzaklaşmak kendisi ile yabancılaşmak anlamına gelir ki bu kişiye ve çevresindeki herkese ciddi zararlar verebilir.
Ya da
3-korkuyoruzdur.  Kişinin fiziksel yada ruhsal zarar görme tehdidi altında söylediklerinin yalan olmadığını kabul edenler.
Peki yalan gerçekten bu kadar kötümü;
Literatürde gelen yalan kavramları bilim adamlarının yalan üzerine sınıflandırmalar yapmalarına neden olmuştur. (krapman 1953) Faydalı yalanlar, İlişkilerin iyiliği için ;      Savunma yalanları, zor durumlardan kaçmak için;     histerik yalanlar, ilgi toplamak için;       kötülük için söylenenler, kişisel çıkarları korumak için;    telafi yalanları, etkilemek için;  patolojik yalanlar, kendimizi veya başkalarını zor duruma sokmak için söylendiğini tespit etmişler.  
Beyaz yalanlar:
Karşımızdaki işi ile ilişkilerimizi sağlam tutmak için söylenilen yalanlardır.  Kandırmak niyetinden uzaktır.
Şaka yalanları:
Genellikle olayıları abarlarak neşe katmak için söylenir.
Koruma amaçlı söylenen yalanlar:
Başkalrının çıkarlarını gözetmek,  kötü bir durum yaratmamak, üzülmemek için, kısaca kendi benlik saygımızı garantiye almak için söylenir.
Savunma için söylenen yalanlar:
Saldırı ve cezaya karşı önlem almak için söylenir.  özrü en çok kabul edilen yalan türüdür.
Kırıcı yalanlar:
Karşımızdakini kırmak , üzmek için kullanılır.  Genellikle bu söylem kişiye avantaj sağlar. Ancak karşısındakini aşağılamak ve zarar vermek söz konusu olduğu için ahlaka aykırı olarak nitelendirilir.

Pataolojik yalanlar:
Kişiye yarar sağlamayan yada çok az yararı olan yalan türüdür.  Öğlesine birden  ve hesaplamadan söylenir.  Kişi bunu neden söylediğinin açıklamasını yapmakta zorlanır.  Hatta kişi doğruyu söylediğinde daha avantajlı olacağı durumlarda bile yalan söyleyebilir.  Özetle kişiyi zor durumlara sokan, yaşamına zarar veren yalan türüdür.
Yanılgı fantezisi:
Yalan söyleyen kişi hem geçmişi, hem geleceği hem şimdiki zamanı içine alan hikayeler uydurur. (King ve Ford 1988)  Önce hikayeler inandırıcı gelir sonrasında bazı tutarsızlıklar göze çarpmaya başlar.   Hikayeler  gerçekmiş gibi anlatılır.  Anlatan kişinin duyguları hikaye ile uyum içinde olması dikkat çekicidir.  Başından geçen üzücü bir olayı anlatırken  gözyaşları içinde boğulması yanıltıcı olabilmektedir.   Bu nedenle inandırıcılık düzeyi çok yüksektir.

Yalanı söyleyenin kişilik özellikleri:
Kişinin sosyal hayata uyumunu sağlayan davranış örüntüsü kişiliğin temel özelliklerinden biridir.  Bu davranışlar; kişinin tepkilerini, olayları algılayış biçimini, başa çıkma becerilerini nasıl kullandığını, ahlaki değerlerini  belli eder.  Kişi her zaman kendi iç dünyası ile dış etkenler arasında bir uyum yakalamak ister.  Bu uyumlu iletişim onun sağlıklı tepkiler vermesiyle belirlenir.  Eğer uyum sağlanmazsa sağlıksız bir iletişim vardır ve kişilik sorunları düşünülmelidir.   Kişilik bozukluğu teşhisi koyabilmek uzun süreli takip ve tekrarlayan davranış bozukluklarının oranına bağlıdır.
Anti-sosyal kişilik bozukluğu:
Antisosyal kişilik bozukluğu olan insanlar davranışlarından dolayı vicdan azabı duymazlar.  Davranışlarından dolayı kaygı hissetmemeleri  onları başarılı bir yalancı yapar.  İstek ve hedeflerine ulaşabilmek için her yolu gözlerini kırpmadan deneyebilir, başkalarına zarar verebileceği düşüncesinden yoksun olarak sınırsız davranışlarda bulunabilirler.   Anlık davranışları haz alma eğilimleri ile beraber gerçekleştiği için kontrol mekanizmaları gelişmemiştir.  Ne istiyorsa o an ve hemen sahip olaka isterler.  Erteleme, sebat ve sabır gibi ruhsal durumlardan uzaktırlar.  Suçlulu hissetmezler, tehlikelerden korkmazlar, geçmişten ders alamazlar. 
Histriyonik kişilik bozukluğu:
Histriyonik kişilik bozukluğu olan kişiler aynı antisosyal kişilik bozukluklarında olduğu gibi yalan söyleme ve cinsel sapkınlıkları yoğun yaşar.Histerik insanların ilgi toplama amacıyla hareket ederken dürüstlükten uzaklaştıklarını reddedilmeyi kendileri için tehdit edici bulduklarını söylemek yersiz olmaz.  Histerik özellikteki kişiler yalanla gerçek çizgisini zaman zaman kaybedebilirler. Hayal ettikleri dünya onlar için belirleyici olmaktadır.  Kişilik özelliklerinde egosantrizm, yani ben merkezci, hazza yönelme, eğlence ve zevk konusunda kontrolsüz davranma eğilimi gösterirler.   Histriyonik kişilikteki kişiler yalanlarını dikkat çekmek, ilgi odağı olmak, dramatik bir ortam yaratmak, insanların onları sevmelerini sağlamak amaçları için söylerler.  Bu yalan dünyasında kendilerini kandırmalarına ve kendilerini de inandırarak gerçek hayattan sapmalarına neden olabilmektedir.

Border-line  (Sınırda ) kişilik bozukluğu:
Sınırda kişilik bozukluğu kendilerine zarar verebilen, düşünmeden hareket eden kişilerdir.  İlişkileri son derece yüzeysel gelişir.  İlişkilerinde bir gün övüp göklere çıkardığı kişiler ertesi gün dünyanın en kötü kişisi oluverirler.  Bu da ilişkilerinde tutarsızlık yaşamalarına neden olur.  Dileklerinin gerçekleşmesi için yarattıkları fanteziler çok inandırıcıdır..  Cinsel istismar, veya tecavüz gibi yalanlar söyleyebilirler.  Alkol, madde kullanımı sıklıkla görülür.  Dalavere, iftira, tehdit savurma şeklinde davranış örüntüleri çok belirgindir.   Geçmiş yaşantılarını çarpıtma ve farklı duygular uyandırmaya çalışarak kedini güçlü hissetme ve görünme davranışları gösterirler.
Narsisist kişilik bozukluğu:
Narsisiztik kişilik bozukluğu olan kişiler görünüşte mükemmel olmalarına ve kendilerine güvenli görünmelerine rağmen son derece benlik saygıları düşük kişilerdir. Benlik saygılarını korumalarındaki güçlük başarısızlığa karşı hassasiyetlerini arttırmış, depresif ve öfkeli davranışlarında artışa neden olmuştur.  Kendileri ile ilgilenmeleri başkalarının ihtiyaçlarına duyarsızlaştırmıştır.  Bu nende başkalarını istismar davranışı belirgindir.  Son derece ben merkezci davranırlar. Dünyayı kendi pencerelerinden değerlendirir, başkaları ile ilgilenmezler. Dış dünyayı kişisel algılar  ve gerçeği fazla sorgulamazlar. Tüm ihtiyaçlarını kendilerine göre düzenlerler. Güç onlar için önemlidir ve bu nedenle otorite sağlayan mevkilerde çalışmaya can atarlar.  İşletmede dalavere ve diğerlerinden farklı hissetme eğilimleri belirgindir.  Eğer planlarının dışında gelişen bir olayla karşılaşırlarsa öfkelenir ve çevresindekileri suçlama davranışı gösterirler.  Kandırıldıklarını, yanlış anlaşıldıklarını, şartların değiştiğini iddia ederler.   Antisosyal kişilik bozukluğundan farkı herkes tarafından beğenilme arzusu ve güçlü olma isteğidir.
TEDAVİ:
Çok az hasta tedavi olmak için terapiste gelir.  Özellikle dürtü kontrol bozuklukları, kişilik bozuklukları ile aynı çatı altında değerlendirilmelidirler.  Bu nedenle kişiye özgü terapi düzenlenmeli ve yalanlarla azar azar yüzleştirerek tedaviyi sürdürmelidirler.  Benlik saygılarının düşük olması bu konuda yavaş hareket edilmesini gerektirir.  Bireysel psikoterapilerde self-esteem (benlik algısı) çalışması önemli yer tutmalıdır.  Kişinin başkaları ile iletişim kurmada beceri kazanması, kendisi ile dış dünya arasındaki dengelerin sağlıklı olmasını sağlamak terapinin ilk temel prensibi olmalıdır. 

Yalan ve kendini kandırma   hayatımızın içinde yer almaktadır.  Kişiliğimizi belirlemenin dışında ilişkilerimizi de etkilemektedir.  Yalan ilişkilerde güvensizliğe ve samimiyetsizliğe yol açar.  Karşılıklı güvene dayanmayan ilişkiler  bir gün bitmeye mahkumdurlar.  İster arkadaş ilişkisinde olsun ister evlilik yada iş ilişkisinde güvenin çok önemli bir faktör olduğunu unutmamak ve dürüstlüğün her zaman kazandığını bilmek gerekir.  En çok bilinmesi gereken şeyin ise başkalarını kandırmaktan daha çok insanın kendini kandırmasının çok daha korkunç olduğudur.