E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

İKSİRİ YOK OLUYOR

İKSİRİ YOK OLUYOR

A.A

Ender görülen günnük ağaçları her geçen yıl azalıyor ve sığla yağı üretimi ise durma noktasına geldi..

 


Dünyada ender görülen ve  Türkiye'de ise güneybatı kesimlerinde yoğun olarak bulunan günnük ağaçlarının,  her geçen yıl azaldığı ve bu ağaçlardan elde edilen “sığla yağı” üretiminin ise  durma noktasına geldiği bildirildi.

Muğla Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.  Dr. Belgin Göçmen Taşkın, halk arasında “sığla  ağacı” veya “güzellik ağacı” olarak bilinen günnük ağaçlarının, 65 milyon yıl  öncesi jeolojik devre kadar uzanan bir tür olduğunu söyledi.

Bu endemik ağaç türünün yörede çok önemli bir orman ekosistemi  oluşturduğuna işaret eden Belgin Göçmen Taşkın, “Buzul çağında Anadolu'da  nemli-sıcak iklim koşullarının hüküm sürdüğü bazı korunaklı bölgelerin bulunması,  aralarında sığla ağacının da bulunduğu birçok türün günümüze kadar taşınmasını  sağlamıştır” dedi.

Taşkın, günümüzde günnük ağacı popülasyonunun yoğun olarak Aydın-Çine  çayı boyu, Datça-Marmaris yolu, Marmaris, Kaş-Kalkan, Antalya-Sini çayı,  Burdur-Bucak, Fethiye ve Köyceğiz'de olduğu bilgisini verdi.

1950 yılında yaklaşık 180 ton olan sığla yağı üretiminin 1980 yılında 18  tona, 1990 yılında ise 1 tona kadar düştüğüne dikkati çeken Taşkın, 2006 yılında  sadece 127 kilogram sığla yağı üretimi gerçekleştirildiğini ve bu üretimin son  yıllarda ise yok denecek kadar az olduğunu bildirdi.
        
DİNİ TÖRENLERDE TÜTSÜ, 17 YÜZYILDA İLAÇ OLARAK KULLANILDI
        
Günnük ağaçlarının ekonomik açıdan da önemli bir tür olduğunu ifade eden  Taşkın, şunları ifade etti:

“Günnük ağaçlarının Latince isminin karşılığı “Güzel Kokulu Sıvı”  demektir. Bu ağaçların odunlaşmış gövdesi üzerinde balzam kanalları vardır. Her  ağaçtan iki ya da üç yılda bir, yaz mevsiminde uzunlamasına yarıklar açılarak  ağacın güzel kokulu balzamı ve kabukları alınır. Sığla yağı parfümeride,  kozmetikte, sabunların, ciklet ve tütünlerin kokulandırılmasında, ayrıca sinnamik  asit, sinnamik alkol gibi kimyasal maddelerin doğal kaynağı olarak  kullanılmaktadır.

Sığla yağından su buharı destinasyonu ile elde edilen nötral  uçucu yağ da pek çok değerli doğal esaslı parfümün bileşimine girmektedir. Ağacın  balzamı alınmış kabukları buhur adıyla dini törenlerde tütsü olarak yakılır.  Farmakolojik olarak da geniş bir kullanım alanına sahip olan sığla yağının  Avrupa'da 17. Yüzyılda ilaç olarak kullanılmaya başlandığı bilinmektedir.”

GENETİĞİ ARAŞTIRILDI

        
Sığla ağacı için moleküler düzeyde yapılmış kapsamlı bir çalışmanın yakın  zamana kadar bulunmadığını ifade eden Taşkın, şunları söyledi:

“TÜBİTAK desteğiyle hazırlanan proje kapsamında 5 yıl yürüttüğümüz  çalışmalar ile 14 sığla populasyonu çalışıldı. Türün genomu ilk kez çok sayıda  protein ve DNA lokusu bakımından taranarak böylelikle türün genetik çeşitliliğine  ilişkin moleküler düzeyde ilk kapsamlı bilgi ortaya konmuştur. Çalışma ile elde  edilen bulguların yoğun insan aktiviteleri sonucunda doğada hızla artan ve  parçalanmış populasyonların genetiğine ilişkin koruma genetiği alanlarındaki  literatüre katkısı önemli olmuştur.

Çalışma ile ayrıca, türün alt tür düzeyindeki  sınıflandırılmasına ilişkin bugüne dek sadece morfolojik kriterlere dayanılarak  oluşturulmuş olan bilgiye farklı bir bulgu getirilmiştir.”

Taşkın, sığla ağaçlarının yörede toprağın çok verimli olması nedeniyle  tarım alanı açmak için kesilmeleri ve sulama kanallarının taban suyunu çekmeleri  ile sığla ormanlarındaki alan daralmasının başta gelen nedenleri olduğunu  belirterek şunları söyledi:

“Sığla Ağaçlarının yakacak odun amaçlı kesilmeleri, otlatma sonucu  oluşan tahribat, yörenin turistik olması nedeniyle turizm amaçlı yapılaşma  faaliyetleri nedeniyle kesilmeleri ve sığla yağı eldesi için bilinçsiz  işletilmeleri alan daralmasını etkileyen önemli faktörlerdir.

Bu durum nedeniyle  sığla ağacı, Uluslararası Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği tehlike  kategorilerine göre hazırlanan listede 'Doğada Orta Vadeli Gelecekte Yüksek  Tehdit Altında Olan Türler' kategorisinde yer almaktadır. Ayrıca, 2001 yılında  Avrupa Orman Genetik Kaynakları Programı tarafından 'Değerli Yapraklılar'  kategorisine alınarak, Avrupa çapında korunacak bir tür olarak kabul  edilmiştir.”