Soyu tükenmiş canlılar hayat buldu

Bu kış New York'taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nin iyi aydınlatılmış bir üretim atölyesinde 12 sanatçı, başlarını öne eğip gözlerini önlerindeki işten ayırmadan sıkı biçimde çalıştı.

Soyu tükenmiş canlılar hayat buldu

Bu kış New York'taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nin iyi aydınlatılmış bir üretim atölyesinde 12 sanatçı, başlarını öne eğip gözlerini önlerindeki işten ayırmadan sıkı biçimde çalıştı.

soyutukenmisHeykeltıraşın biri bir köşede, Utah'taki bir kazıda çıkarılan fosilleşmiş ayak izlerinden yararlanarak kedi büyüklüğündeki uçan sürüngen "rhamphorhynchus"un kilden modelini şekillendiriyordu. Arka odalardan birinde, tehlikeli maddelerden korunmak için özel bir giysi giyip gaz maskesi takmış üç kişilik ekip de başka bir kanatlı dinozor -yani uçan sürüngen- modeli yapıyordu: Alüminyum çerçeve üzerinde köpük, fiberglas ve epoksiyle oluşturulan, üç metre uzunluğundaki "tropeognathus". En yoğun çalışma, bir savaş uçağınınkine eşit kanat genişliği ve kano büyüklüğündeki ibikli bir kafası olan 8.5 metre uzunluğundaki "quetzalcoatlus" için yapıldı. Müzedeki "Kanatlı Dinozorlar: Dinozorlar Döneminde Uçmak" başlıklı son serginin yıldızı olan bu model için dört sanatçı tam zamanlı çalıştı. Hayvanın devasa omuzlarındaki küçük kılları yapan heykeltıraş Hannah Rawe bir ara durarak, şefine kılların nerede bitip kılsız derinin nerede başlaması gerektiğini sordu. İkili daha sonra aynı soruyu, serginin iki düzenleyicisinden biri olan Alexander Kellner'a e-posta aracılığıyla sordu. Brezilya Ulusal Müzesi'nde görevli bir paleontolog (fosil bilimci) olan Kellner, Rawe'a bileklerde durmasını söyledi ve Rawe da söyleneni yaptı. Rawe ve müzenin sergi ekibinin 55 üyesi, modellerin gerçeğe olabildiğince benzemesi için sonbahardan beri sergi yöneticileri, palentologlar ve bilim danışmanlarıyla çalışıyor. Ekipte ressam ve heykeltıraşlara ek olarak, bilgisayar canlandırması ve grafik tasarım uzmanları ile sinemacılar da var. Sergilerin düzenlenmesine yardım eden müzenin baş paleontoloğu Mark Norell, zamanının yarısını seyahatlerde geçirerek Çin ve Romanya gibi yerlerde fosil toplarken, diğer zamanlarda ekibe bu fosillerle neler yapılacağını anlatıyor. Dr. Norell ve diğer bilim insanları, fosillere ve araştırma materyallerine dayanarak bir canlının neye benzeyeceğine ve nasıl sergileneceğine karar veriyor: Uçarken, kanat çırparken, ağzı açık veya kapalı durumda. Soyu çoktan tükenmiş bir hayvanın rengi bazen fosillerde korunmuş melanozom (pigment içeren organel) yardımıyla belirleniyor. Bazen renk konusunda ipucu veren cüzi miktarda kimyasal kalıntı da bulunabiliyor. Sergi ekibinin biyoloji eğitimi almış bazı üyeleri de kendi araştırmalarını yapıyor. Bir diyorama (üç boyutlu görüntü) üzerinde çalışan Jason Brougham, sergiye dahil edilen kanatlı dinozorlar ile balıkları ve bitkileri araştırmış ve birçok sanatçıya anatomi konusunda tavsiyeler vermiş. Biyoloji dalında lisans eğitimi alan Brougham daha sonra bilimsel resimlemeye geçmiş ve resim dalında mastır yapmış. Brougham diyorama için Dr. Kellner ile birlikte çalışmış. Thalassodromeus türüne ait bir kafatası fosiline bakarak hayvanın vücudunun neye benzediğini tahmin eden ikili, benzer bir kanatlı dinozoru (tupuxuara) inceleyerek vücudu oluşturmuş. 66 milyon yıl önce soyu tükenen bu hayvanla ilgili araştırmalar arttıkça, tahminler de gerçeğe yaklaşıyor. Dr. Kellner "Sanatta istediğinizi yapabilirsiniz. Bir nesneyle ilgili hissettiklerinizi ifade edersiniz. Ama paleo-sanatta bu özgürlük yok. Bu canlıların modellerini gerçek bilimsel kanıtlara dayalı olarak olabildiğince iyi yapmaya çalışmalısınız" diyor. Bazen bilimdeki değişim öyle hızlı gerçekleşiyor ki, sanatçının yaptığı modelin değişmesi gerekiyor. Mesela kanatlı dinozorların uçuşu konusunda uzman olan ve sergiye danışmanlık yapan Michael Habib, yeni bir makale yayınlamak üzereyken modellerin vücutlarının inceltilmesini istemiş. Quetzalcoatlus'un ayaklarında büyük değişiklikler yapılmış: Beş ayak parmağı yerine tırnaksız dört kısa parmak konulmuş. Daha sonra bu değişiklikler mültimedya sanatçılarına iletilmiş ve yaptıkları çalışmalar uyumlu hale getirilmiş. Dr. Norell ile 24 yıldır çalışan Mick Ellison, eski çizimlere bağlı kalmaktan hoşlanmadığını ve hataların zamanla bir sanatçıdan diğerine geçebileceğini söylüyor. Geçen yılki "Balinalar" sergisinde andrewsarchus'un (balinaların karada yaşayan ve soyu uzun zaman önce tükenen bir akrabası) modelini yaparken bir çene kemiğinden yararlanan Ellison, "Fosillere bakınca, o kıllı hayvanın her zaman kullanılan modelinin hatalı olduğunu anlıyorsunuz" diyor. Çoğu kişinin sanat ve bilimin farklı dünyalar olduğuna inandığını belirten Ellison, "Eskiden ben de farklı olduklarını düşünürdüm ama aslında birbirlerine çok benziyorlar. Yaratıcı ve dikkatli olmalısınız" diyor. THE NEW YORK TIMES