'Modern Tıp Karşıtları sözüm size!'

'Tıp bilimi ya da modern tıp eğitimi bir insanı yaşatma sanatıdır' diyen Prof. Dr. Yılmaz, medyada yer edinen modern tıp eleştirilerine cevap verdi.

'Modern Tıp Karşıtları sözüm size!'

Türk Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, bugünkü köşe yazısında medyada yayılan modern tıp eleştirilerine yer vererek bu konuda karşıt olanları uyardı.

Yılmaz'ın yazısı şöyle;

Modern tıp karşıtları sözüm size!

Toplumda giderek kimi aydın ve entelektüellerin de katıldığı bir modern tıp karşıtlığı modası yayılıyor. Medyanın yoğun desteğiyle ciddi televizyon kanallarında sürekli modern tıp karşıtı konuşmacılarla programlar yapılıyor. En ciddi yayınevlerinin vitrinlerinde modern tıbbı yerden yere vuran kitaplar çok satanlar listesinde. Önceleri magazin tıp programlarında biraz “talk show” kıvamında başlayan sonra kimi televizyonların reytingini artırmak, kimi kitapevlerinin de üç beş kitap daha fazla satmak için körüklediği bu akımın toplumdaki etkisi artıyor ve oluşturduğu algı çok kritik bir noktaya doğru gidiyor.

“Modern tıp, sadece ilaç kullanır ve bunun için formatlanmıştır, ilaçlar da sağlığı bozar, insanları hasta eder ve öldürür, o halde modern tıp öldürür.”

Bu algı sonuçta toplumda, modern tıp bilimine, doktora, doktorun yazdığı ilaca karşı güvensizlik, tepki hatta düşmanlık duygularının tohumlarını ekiyor. Bunun faturası da bu ülkenin ağır sağlık sorunlarını yüklenmiş, her gün polikliniklerde, acil kliniklerinde yüzlerce hastayı tedavi etmeye çalışan doktorlara çıkıyor. Özellikle genç doktorlar bir taraftan Sağlık Bakanlığı’nın performans baskısı altında her üç beş dakikada bir hasta bakmaya zorlanırken, diğer tarafta ekilen bu düşmanlık tohumlarının etkisiyle her gün giderek daha fazla saldırıya uğruyor, darp ediliyor.

“KARA KUTU”NUN İÇİNDEKİLER

Bu modern tıp eleştiri furyasına son katılan da Soner Yalçın’ın “Kara Kutu Yüzleşme Vakti” kitabı oldu. Aslında son yılların sağlık alanında yazılmış en tartışmalı, üzerinde ciddi olarak düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken bir kitap. İnsan sağlığını meta haline getiren uluslararası ilaç şirketlerinin giderek tekelleşip, sağlık politikalarını yönlendiren bir dünya devi haline dönüşmesinin hikâyesini, bu ilaç şirketlerinin girdiği ülkelerde, çıkarları için kimi yöneticileri, iktidarları, sağlık kuruluşlarını kullanışları, arka planda oynanan karanlık ilişkileri anlatıyor. Ancak bu tür kitaplarda yazar okuyucu ilişkisinde çok kritik bir nokta var.

Bu kritik nokta, yapılan araştırmanın okuyucuya sunum şekli ve bu sunumun yorum şekli. Eğer bilgi sadece bir araştırma sonucu olarak okuyucuya tarafsız, objektif olarak aktarılıyorsa bir sorun yok. Ancak bu bilgi ayrıca bir başka tezi desteklemek, yazara ait bir düşünceyi ya da teoriyi okuyucuya empoze etmek için malzeme olarak kullanılıyorsa bu riskli.

Kitapta gördüğüm en önemli risk; gerçekten değerli bilgilerin kitabın sonunda gelip gidip modern tıbbın eleştirisi için malzeme olarak kullanılmış olması. Sonunda da gelip gidip modern tıp ya da tıp bilimi de endüstriyel tıpla özdeşleştirilmiş.

“Bilim mi dediniz...
Endüstriyel tıp mı dediniz...
Geldikleri yer burası, insanlığı öldürdüler.” Hekim camiasının itirazı tam bu nokta.

Tanıdığım hiçbir hekim, “Kara Kutu”nun ilaç sektöründe dönen oyunları gün ışığına çıkardı diye, kamuoyuna anlatıldı diye, sektörü kirleten aktörler deşifre edildi diye tepki vermedi, tepkiler hep kitaptaki modern tıp üzerine yapılan yorumlara ve bu yorumların okuyucu üzerinde bıraktığı algıda düğümleniyor. Çünkü bu algının faturası, ne bu dolapları çeviren kimi ilaç tröstlerine, ne bu sistemde kuralları koyan siyasi karar vericilere çıkıyor. Fatura doğrudan hastayla sahada karşı karşıya kalan genç hekime çıkıyor.

MODERN TIP NE DEMEK BİLİR MİSİNİZ?

Modern tıp, doğru adıyla bilimsel tıp ya da tıp fakülteleri tarafından eğitimi verilen tıp bilimidir. Tıp bilimi eğitimi bu ülkenin en uzun ve en güç eğitimlerinden birisidir. Aslında tıp eğitimi bir insan mühendisliği eğitimidir. Tıp eğitiminde insanın sağlığı, analitik ve bütüncül bir yaklaşımla anlatılır. Bu eğitimde vücudun anatomisi, histolojisi, fizyolojisi, biyokimyası, patolojisi, hastalıkları, farmakolojisi, koruyucu hekimliği dahil tüm bilgiler verilir. Bu dünyanın en zorlu eğitiminde bir tıbbiyeliye, anne karnından başlayarak doğum, doğumdan sonraki çocukluk dönemi, gençlik, erişkin yaş dönemi, ileri yaş dönemine, ölüme kadarki süreçte her an insanın yanında olma, yardım etme, sağlık sorunlarını çözme sanatı öğretilir.

Modern tıpta cerrahiden anesteziye, dahiliyeden, fizik tedaviye tüm tıbbi uygulamalar, kalpten göze, beyinden, sürrenale, karaciğerden, böbreğe tüm organların tedavileri anlatılır. Bu eğitimden Behçet hastalığını tanımlayarak bu ismi tüm dünyadaki doktorlara kullandırtan Hulusi Behçet, cüzzam hastalığını ülkeden silmiş Türkan Saylan, Nobel alan Aziz Sancar çıktı

Ülkemizdeki tıp eğitimi tüm sorunlara ve engellere rağmen halen dünyanın en saygın eğitimlerinden birisidir. Bu eğitim zordur, süresi 6 yıldır, bitirince pratisyen hekim olursunuz, yetmez üzerine 4 yıl ihtisas yapmak gerekir, bu da yetmez 2'şer yıl da mecburi hizmet gerekir.

Doktor olarak çalışma hakkını en erken 8 yıl sonra, uzman olarak çalışma hakkını en erken 14 yıl sonra alabilir. Eğer üst uzmanlık almak isterse eğitim süreci askerlikle 20 yıla kadar uzar. Aynı yıl üniversiteye girmiş sınıf arkadaşlarının üst düzey yönetici, patron oldukları yıllarda bu gençler ancak eğitimlerini tamamlarlar. Yani demem odur ki tıp eğitimi, hastanın karnı ağrıdı rezene çayını kaynatıp içirin, kadın hastalığı var rahmine sülük yerleştirin işi değil, çok daha ciddi bir eğitimdir. Bu eğitimi eleştirmek yetkinlik ister.

DOKTORU İLAÇ YAZMA MAKİNESİ OLMAYA ZORLAYAN MODERN TIP EĞİTİMİ Mİ YOKSA SİSTEM Mİ?

Tıp bilimi ya da modern tıp eğitimi bir insanı yaşatma sanatıdır. Modern tıbbın ya da tıp sanatının gerektirdiği aşamaları tamamlamış bu ülkenin bir doktoru neler yapabilir birkaç küçük örnekle anlatayım;

Bu ülkede bir doktor daha doğmamış bir bebeğin hayatta kalabilmesi için anne karnındayken operasyon yapabilir, bozulan karaciğeri çıkartıp sağlam olanıyla değiştirebilir, kafatasını açıp beyindeki kanserli dokuyu çıkartabilir ya da kalbi durmuş bir insanı tek bir enjeksiyonla yaşama döndürebilir. Bunları yaparken ilaç da yazabilir. Ama nasıl ki makine mühendisliği eğitimi, bir cıvata sıkma; inşaat mühendisliği eğitimi duvar örme değilse tıp eğitimi de sadece reçete yazma eğitimi değildir. Hekimi ilaç yazma makinesi olmaya zorlayan, mevcut sağlık uygulamalarındaki sistem özellikle performans sistemidir.

Sağlıkta performans sisteminde doktorların çoğu günde 80-100 hastaya bakmak zorundadır. Bu uygulamada doktorun bir hastaya ayırabileceği süre 5-10 dakikayı geçmez. Bu süre içinde bir hekim ancak hastalığını sorabilir, ilacını yazabilir. Hastayı muayene bile edemez. Bu süre içinde koruyucu hekimlik yapma şansı yoktur.

Kaldı ki koruyucu hekimlik, halkın bilinçlendirilmesi, çevresel koşulların iyileştirilmesi, gıda sağlığı, içme sularının temizliği, hijyen, hastalıkları önlemek için tedbirler almak öncelikle devletin görevidir. Bu ülkede koruyucu hekimlik sistemlerinde aksaklık varsa bunu sahadaki doktora yüklemek haksızlıktır.

ALTERNATİF YA DA TAMAMLAYICI TIP MODERN TIBBIN YERİNİ ALABİLİR Mİ?

Bu yazıyı okuduğunuz şu an ya da günün hangi zaman dilimini alırsanız fark etmez, 24 saat aralıksız bu ülkede binlerce doktor hastanelerde çalışıyor. İnsanları yaşatmak için uğraşıyor, mücadele ediyor.

Diyelim ki bir hastanenin acil kliniğinde zatürre olmuş yüksek ateşli bir hastayı, bir koroner yoğun bakım ünitesinde kalp krizi geçirmiş bir yaşlıyı diyabet komasına girmiş tip 1 diyabetli çocuğu iyileştirmek için canını dişine takıp savaş veriyor. İşte bu noktada, cevaplandırılması gereken önemli soru şu; modern tıp eğitimiyle yetişmiş 160 bin doktoru bir kenara çekseniz bu hastalar, alternatif tıp ya da tamamlayıcı tıpçılarla, onların kullandığı yöntemlerle örneğin; zatürreli bir hastayı antibiyotik yerine bitkisel ilaçlarla, kalp krizi geçiren bir insanı vitamin kürüyle, diyabet komasına giren Tip 1 diyabetli çocuğu hacamat ya da sülükle tedavi edilebilir misiniz? Cevap açık ve net: Hayır. Edilmeye kalkılırsa hasta ölür.

Yıllar önce insülinini kesip, bitkisel ilaçlarla tedavi edilmeye çalışan ve şeker komasından ölen Eskişehirli iki genç kızın öyküsünü bilirim. Tamamlayıcı tıp ya da alternatif tıbbı küçümsemiyorum, hafife de almıyorum, modern tıbbın olmadığı dönemlerde eldeki olanaklarla hastaları iyileştirmeye hastalıklarla mücadele etmeye çalıştı. Ama alternatif tıp yöntemleri tarih boyunca orduları kırıp geçiren yüz binlerce askeri milyonlarca insanı öldüren salgın hastalıkları, dünyanın başına gelen sağlık felaketlerini engelleyemedi.

Bu felaketler ancak modern tıbbın gelişmesiyle, bilime dayalı metodolojilerin kullanılmaya başlanması, antibiyotik ve aşıların keşfinden sonra önlenebildi. Eğer zamanında modern tıp yöntemleri  kullanılsaydı Osmanlı padişahlarının çoğu bugün kolayca tedavi edilebilirdi, bir gut hastalığından ya da şir-i pençe gibi basit bir sağlık sorunundan hayatlarını kaybetmezlerdi.

Geçen yüzyılın başlarında 55 yıl olan ortalama insan ömrü, bugün 30 yıl daha uzamış, ortalama yaşam süresi 85'li yaşlara gelmişse bunda en büyük başarı modern tıbba aittir. Eğer modern tıp yöntemleri 100 yıl önce değil de 500 yıl önce bulunsaydı dünya tarihi yeniden yazılırdı.

ARTIK KONUŞMA ZAMANI

Son sözüm; bu ülkenin aydınlarına, entelektüellerine, gerçek bilim insanlarına, sağlıkta karar vericilerine ve medyasına...Artık modern tıp üzerine tek yanlı eleştirilerini bir kenara koyup objektif olarak “modern tıp eğitimi nedir, bu eğitimi alan doktorlar sadece ilaç yazmak için mi formatlanıyor, yoksa mevcut sağlık uygulamaları, performans sistemi doktorları sürekli ilaç yazmaya mahkûm eden sistemin makinası haline mi getiriliyor? Bu sistem nasıl düzeltilir? Bunları konuşma zamanı.

Artık sağlık çalışanları hangi koşullarda çalışıyor, sorunları nedir, neden toplumda horlanıp, hakaret edilip saldırıya uğruyorlar, öldürülüyorlar, neden doktor intiharları artıyor bunların sorumlusu kim, bu gençleri korumak için ne yapmak gerekir?” sorularının cevaplarının tartışılması gerek.

Artık ciddi televizyon kanallarında sadece reytingi yüksek magazin tıpçıları değil, gerçek bilim insanlarının da olduğu açık oturumlarda “modern tıp, alternatif ya da tamamlayıcı tıp konularının birlikte ve eşit masaya yatırılma zamanı.

Alternatif tıp adını kullanarak otları bitkileri ilaca benzetilmiş şişe ve kutulara koyarak, Tarım Bakanlığı ruhsatıyla devletin belirlediği ilaç fiyatlarından 4-5 daha pahalıya halka satan bu şirketlerin özel televizyon kanalları bile olan holdingler haline nasıl dönüştüğünü, muazzam vitamin sanayisinin geldiği yeri tartışma zamanı.

Artık kimi uluslararası ilaç tröstlerinin sadece yaptığı kirli oyunları deşifre etme değil, bu şirketlerin bu ülkede kontrol altına alınması için devletin alması gereken önlemleri de konuşma zamanı.

Ve artık, sahada çok ağır koşullarda çalışan bu ülkenin çok ağır sağlık yükünü üstlenmiş, acil kliniklerde, yoğun bakım ünitelerinde hastane servislerinde gece gündüz çalışan ve bana göre herbiri birer kahraman olan hekimleri de savunma zamanı.



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: