Kansız akciğer nakli gerçek mi

Geçen Nisan'da ölümcül bir akciğer rahatsızlığından kurtulmanın tek yolunun akciğer nakli olduğunu öğrenen Rebecca S. Tomczak, ABD'nin önde gelen hastanelerini aramaya başladı.

Kansız akciğer nakli gerçek mi

Geçen Nisan'da ölümcül bir akciğer rahatsızlığından kurtulmanın tek yolunun akciğer nakli olduğunu öğrenen Rebecca S. Tomczak, ABD'nin önde gelen hastanelerini aramaya başladı.

akcigerKendisine genelde başka kapıyı çalması söyleniyordu. Bunun nedeni, bir Yehova Şahidi olan 69 yaşındaki Tomczak'ın, akciğer naklinin kan almadan gerçekleştirilmesini istemesiydi. Yehova Şahitleri, kişinin kendi kanı bile olsa kan alamayacağına inanıyor. Kan verilmesi kişinin ebedi hayattan vazgeçmesi anlamına geliyor. Kan vermenin rutin olduğu akciğer naklinin zorluğu göz önüne alındığında, bazı doktorlar bu işlemin kabul edilemez tehlikeleri olduğunu düşünüyordu. Ayrıca nakil bekleyen ciddi durumda bin 600 hasta varken, yok yere hayatını ve organı feda edebilecek bir kadına akciğer vermek doğru muydu? Sarkoidoz (akciğerlerde yaraya neden olan, sebebi belirsiz bir hastalık) hastası olan Tomczak, Houston'daki The Methodist Hastanesi'nden Doktor Scott A. Scheinin'i buldu. Kan verilmesinin lüzumsuz risklere yol açtığını gösteren araştırmalar, Scheinin'i ikna etmişti. Sheinin, komplikasyon riski düşük olan hastaları seçerek, kan nakli yapılan ameliyatlarda olduğu kadar güvenli bir şekilde kansız ameliyat yapabileceğini düşünüyordu. Methodist Hastanesi'nde üç yıl içinde kansız akciğer nakli olan 11'inci hasta Tomzak'ın durumu, dünyadaki sekiz milyon Yehova Şahidi'nin inançlarına uygun tedavi olmalarını sağlamak üzere geliştirilen ancak son zamanlarda tüm hastalar için standart bir uygulamaya dönüşebilecek olan yenilikçi bir yaklaşımın son örneği. Yaptıkları anlaşmaya göre, ameliyat sırasında bir terslik olursa, Scheinin Tomczak'ın kan kaybından ölmesine müsaade edecekti. İlk olarak "kansız tıp" adı verilen ancak daha sonra "hasta kan yönetimi" adını alan bu yaklaşım, onlarca yıldır kullanımda. Maryland'deki Johns Hopkins Üniversitesi'nde gerçekleştirilen ilk kansız akciğer nakli, 1996'da yapılmıştı. Ancak geçen 17 yılda ameliyatların zorluk seviyesi düşmedi. Scheinin , aralarında çift akciğer nakli olan iki kişinin de bulunduğu, Tomczak'tan önce ameliyat olan 10 hastanın hiçbirinin, kan kaybı ya da ameliyat sonrası kansı zl ı k gibi sorunlar yaşamadığını söylüyor. Hasta ölürse, ikinci bir yaşam (Tomzcak yerine organı alabilecek olan, bekleme listesindeki başka bir hasta) şansının ortadan kalkacağını bildiğinden, bu tür ameliyatlarda konsantrasyonunun daha fazla olduğunu söylüyor. "Kan naklini reddeden bir hastaya bypass yapmayı kabul edersem bu mesele ikimiz arasındadır. Organ nakli sırasında hasta ölürse, insanlar değerli bir organı boşa harcadığınızı söyleyebilir" diyor. Ancak Scheinin, konuya daha geniş bir pencereden bakıyor: Ameliyat olacak tüm hastalara kan verilmesini kısıtlamak. Son veriler, nakledilen her 400 ünite kanın bir ünitesinin, dolaşım bozukluğu ya da kan zehirlenmesi gibi komplikasyonlarla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Buna karşın ABD'de Yehova Şahitleri'ne (bir milyon hastalık bir Pazar) hizmet veren programlara sahip onlarca hastanede, araştırmacı lar ameliyat olan hastaların kan nakli olmadan da düzeldiklerini ortaya çıkardı. İşin parasal boyutu da, kan yönetimi yaklaşımının yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Methodist'teki yöneticiler, kansız akciğer nakillerinin diğer akciğer nakillerine kıyasla genel olarak yüzde 30 daha ucuz olduğunu söylüyor. Bunun nedenlerinden biri, ameliyat öncesinde hemoglobin seviyelerini kontrol etmenin, daha az komplikasyona yol açması ve hastanede kalma süresini kısaltması. Doktorlar ameliyattan önce Tomczak'a onlarca doz demir ve kırmızı hücre üretimini artıran Aranesp isimli bir ilaç verdi. Laboratuar testleri için kan almayı da kısıtladılar. Her bir milimetre değerliydi. Scheinin göğüs boşluğunu açıp dokunun içine doğru ilerlediğinde, bir başka cerrah kanı çekti. Kanı atmak yerine, küçük bir hortum aracılığıyla bir hücre kurtarma cihazının silindirine gönderdiler. Bir santrifüj, kırmızı kan hücrelerinin akış süresini uzatıyor, onları salinle (steril bir solüsyon) yıkayıp daha sonra bir sonda aracılığıyla Tomczak'ın şahdamarına geri döndürüyordu. Vücut içindeki kan akışı devam ettiği için, kilise bunu kan nakli olarak görmüyor. Aynı şey, hemodilüsyon (kan sulandırma) adı verilen işlem için de geçerli. Doktorlar Tomzcak'tan bir ünite kan aldı ve yerine salin koydu. Bu, vücudunda kalan kanın hemoglobin yoğunluğunu azalttı ve herhangi bir kan kaybı etkisine karşı tampon yaptı. Kan, daha sonra vücuda geri verildi. Doktorlar Tomczak'ın tarama ve biyopsilerinin, akciğerin düzgün çalıştığını gösterdiğini söylüyor. Tomczak, Scheinin'e Yehova Şahitlerinin rehberlik ettiğini söylüyor. Yahudi olan Scheinin için bu sorun değil. "Cerrahi yeteneklerimi , dindarlığa adanmış bir ömre tercih etmezdim. Ama bunun bu şekilde gerçekleşmesinde, ilahi bir gücün olduğunu kim inkâr edebilir?" diyor. THE NEW YORK TIMES