Kamu hizmeti değil çıkar siyaseti

Kamu Hizmeti değil, Kişisel Çıkar Siyaseti Yapılıyor.

Kamu hizmeti değil çıkar siyaseti
Paylaş:

Kamu Hizmeti değil, Kişisel Çıkar Siyaseti Yapılıyor.

nazifegungorYeni bir seçim sürecini yaşamakta olduğumuz şu günlerde yine belirgin biçimde görünen o ki gelişim sürecini tamamlayamamış, dolayısıyla da siyasal kaostan bir türlü çıkamayan bizim gibi toplumların belki de en temel sorunlarından biri siyaseti kamu hizmeti anlayışıyla tam olarak bağdaştıramamış olmalarıdır. Türkiye gibi toplumlarda siyasetin merkezinde kişiler yer alıyor. Oysa ki benzer parlamenter demokratik yapıya sahip gelişmiş Batı toplumlarında siyasetin kurum ve kuruluşları kişilerden önce gelmekte. Siyasetle uğraşan kişiler ise siyasetin hizmet alanında iş yapan profesyoneller olup başarı gösterdikleri sürece siyasi aktörler olarak varlıklarını sürdürebilmektedirler. Bizde ise siyaset, alanda yetişmiş profesyonellerin çabalarıyla kamusal hizmet sunan bir alan olmaktan çok, siyasetin parıltılı alanına yıldızlar yetiştiren kişisel tatmin alanı haline gelmiş bulunuyor. Özellikle de siyasetin parıltılı iktidar alanı maddi ve manevi rant peşinde koşan kişilerin kayıtsız şartsız çekim alanı haline gelmiş bulunuyor. Dolayısıyla da siyasete ilgi duyan kişiler her şeyden önce onu kişisel bir çıkar sağlama alanı olarak görmekte ve siyasi hedeflerini de bu kişisel çıkar ve tatmin sağlama amacı etrafında biçimlendirmektedirler. Şu anda içerisinde bulunduğumuz yerel seçim sürecinde de bu yöndeki anlayışın yansımalarını açıkça görmekteyiz. Siyasetten de önce aktif bir kamu hizmet alanı olması gereken yerel yönetimler bugün kişisel rant siyasetinin pençesine düşmüş durumda. Yürütülmekte olan propaganda kampanyasından da bunu açıkça görmek mümkün. Yerel hizmet alanları olan yerel yönetimlerde seçimlerin yerel yönetim görevlerine aday olan kişileri esas alması gerekirken günümüzde yürütülen seçim kampanyalarının siyasi parti liderleri etrafında biçimlendirildiği gözlenmektedir. Miting meydanlarında boy gösteren ve  seçmen kitlelere seslenen siyasi parti liderleri verdikleri mesajlarla sanki yerel seçimlere değil, genel seçimlere hazırlanıyor gibiler. Yerel seçim sürecinin yerel hizmet ve yerel siyaset anlayışı etrafında değil de genel seçim ve genel siyaset etrafında biçimlendirilen propaganda kampanyasıyla yaşanmakta oluşu bile ülkede siyasetin kamu hizmeti anlayışından ne denli saptığının önemli bir göstergesidir. Siyasette yaşanan bu hedef sapmasının en temel nedeni ise gerek yerel gerekse de genel siyasetin somut projelerden yoksun hale gelmiş olmasıdır. Türk siyasetine yön veren siyasi aktörlerin (iktidar ya da muhalefet) yeterli entelektüel düzeye sahip olmamaları, siyasetin belli  hizmet alanlarına uygun profesyonel kadroların siyasetin içerisinde yer almıyor olması vb. nedenlerin de etkisiyle günümüz Türkiye’sinde siyaset özellikle de son otuz yıldan beridir önemli ölçüde hedef  sapmasına uğramış bulunuyor.  Siyasetin iş dünyasıyla iç içe geçmesi ise bu sapmanın diğer önemli bir nedeni. Sermayenin siyasete, kendi çıkarları doğrultusunda yön verme çabası da ister istemez siyasetin giderek kamu hizmeti anlayışından saparak birtakım sermaye çevrelerinin etki alanına girmesine, yönlendirmesine maruz kalmasına yol açmıştır.  “Adam kollama”, “iş takipçiliği”, “yakınımdır” kartvizitleri ve benzeri deyimler de bu sapmanın söylem alanındaki göstergeleri olarak görülebilir. Öte yandan toplumda gözetleme işlevini yürütmesi gereken basının (medya) yine Türkiye’nin yeni liberalleşme sürecine koşut olarak holdingleşmesi, sermaye kıskacına takılması da siyasetin kamu hizmeti anlayışından uzaklaşmasında önemli bir rol oynamıştır. Kamusal sorumluluk anlayışından uzaklaşarak parasal rant peşinde koşmaya başlayan holding gazeteciliği giderek halkın sözcüsü ve toplumun gözcüsü olmaktan çıkarak siyasilerin yandaşlığına soyunmuş, kendi çıkarları doğrultusunda siyasete yön vermeye başlamıştır. Bütün bunlar Türkiye’de siyasetin kamu hizmeti anlayışından saparak kişisel çıkarlara hizmet eder hale gelmesine ortam hazırlamıştır. Bugün ülkede yaşanmakta olan siyasi kaosun da en önemli nedeni budur aslında. Taşların yerine oturması için temiz siyaset gereklidir. Temiz siyaset ise alanında yetişmiş uzman kişilerin siyasi arenada, bilgi ve hizmet merkezli olarak etkin hale gelmeleriyle ancak olanaklıdır. Demokrasi herkesin siyasi arenada etkin rol alması demek olmamalıdır. Oysa Türkiye’de böyle bir demokrasi algısı olduğunu görüyoruz. Bir toplumun gerçekten demokratik olabilmesi için o toplumu oluşturan her bireyin yasalar önünde eşitlenmesi, fırsat eşitliğine sahip olabilmesi ve ülkenin kaynaklarından yasalar gözetiminde eşit oranda yararlanabilmesidir. Ülkenin ileriye götürülebilmesi popülist siyasetle olmaz. Örneğin, yerel seçimlerde gerçekten hizmet verebilecek, iş bilen, yöreyi tanıyan, yöre halkı tarafından benimsenmiş ya da benimsenmesi olası adayların seçmenin karşısına getirilmesi gerekirken siyasi partiler popülist bir siyasi anlayışla yerel yönetimleri kapma yarışına girmiş bulunmaktalar. Dolayısıyla da yerel yönetim seçim süreci yerel düzeyde işlerliği olabilecek somut stratejilerden uzak, söylem alanında yürütülmekte olan temelsiz bir siyasi çatışma ve de kapışmadan öte bir özellik taşımamaktadır. Hizmette değil, söylemde güç gösterisi siyasal iletişimin de temel biçimlendiricisi olmuş durumda. Prof. Dr. Nazife Güngör, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi