Işığın ardındaki karanlık

Cadde ve sokaklar rengarenk, ışıl ışıl. Kaldırımlar, caddeden sokaklara çıkan taş merdivenler kreş çocuğunun boya kalemleriyle boyanmışçasına renkli. Caddeler, neon lambalarının, üzerlerine düşen ışığını yakamoz güzelliğinde yansıtırken müthiş bir renk cümbüşü sarıyor kent meydanını.

Işığın ardındaki karanlık

Cadde ve sokaklar rengarenk, ışıl ışıl. Kaldırımlar, caddeden sokaklara çıkan taş merdivenler kreş çocuğunun boya kalemleriyle boyanmışçasına renkli. Caddeler, neon lambalarının, üzerlerine düşen ışığını yakamoz güzelliğinde yansıtırken müthiş bir renk cümbüşü sarıyor kent meydanını.

Ve tatlı bir telaş içerisindeki insanlar oradan oraya koşturup duruyorlar. En şık kostümleriyle belli ki gecenin eğlencesine hazırlanıyorlar.  Akşamdan geceye yaklaşıldıkça da artıyor meydandaki kalabalık. Derken meydan sahnesinin ışıkları yanmaya başlıyor en parıltılısından, en renklisinden. Işık ve renk harikası bir görkem kamaştırıyor gözleri. Halka oluşturuyor insan kalabalığı açık hava sahnesinin etrafında ve en müziğin sesleri karışıyor ışıkların renk cümbüşüne. nazifegungor2111111Orkestra başlıyor ilk parçalarını çalmaya. En coşkulusundan davetkar ritmiyle coşku arttıkça artıyor kalabalıkta. Sahne etrafında kalabalıktan oluşan halka genişledikçe genişliyor. Ve kalabalığı okşarcasına süzülüp gelen bir kadın sesi hafiften temas etmeye başlıyor kulaklara. Kulaklar pozisyon alıyor inceden inceye gelen sesi duyabilmek için. Derken ses yükseldikçe yükseliyor, ritmini alıyor ve alkışlar, bağırışlar, kahkahalar. İtiş, kakış, yere düşenler, tekrar kalkanlar, coşkudan dehşete uzanan çığlıklar. Çılgınca bir dans başlıyor. Sonra  havai fişekler. Coşku dorukta. Ve saat 12.00. Eski yılla yeni yılın tokalaşma, elvedayla merhabanın buluşma anı. Mutluluk şarkıları okunuyor hep bir ağızdan, daha iyi bir yeni yıl dilekleri haykırılıyor. Ve caddenin hemen arka sokağında duvar kenarlarına sıkışıp öylece bekleyen ergen dönem çocuklar. En büyüyü on on altı yaşında.  Eski püskü incecik giysileri içerisinde üşüyüp üşümediklerini onlar bile bilmiyorlar. Kimi elindeki izmariti ciğerlerine çekiyor, kimi tiner kokluyor. Bazıları da etrafı kolluyor, çarpacak biri geçer diye. Onlar için farkı yok belli ki geçen yılla bu yılın buluşma anının. Anlardan bir an işte, sıradan, her zamanki gibi. Onlar yine karanlıktalar nasılsa, yine kuytuda, yine görünmez olmak zorundalar. Tek farkı diğer günlerden, parıltılı caddenin kenarından fırsat bulup da bir sızıntı yapabilirlerse kalabalığa doğru, bir iki cüzdan kapabilirler belki içki ve eğlenceden mayışmış birilerinden. Yeni yılın piyango bileti onlara da çıkar belki, ama kapkaç olarak. Derken çocuklardan birinin gözü evlerden birinin penceresine takılıp kalır öylece. Perdesi yarım kapatılmış pencereden sokağa sarımtırak bir aydınlık yayılmakta. Bir eli cebinde, farkında olmasa da üşüyor belli ki, diğer elinin parmakları arasında ise içine çekmeye çalıştığı izmarit. Nefesine karışan dumanın, pencereden sızan ışıktaki görünümü havanın ayazının göstergesi gibidir adeta.  Arka sokaktaki yoksul evinin içinde bir mutluluk ve huzur tablosudur sokaktaki çocuğun seyre daldığı. Yer sofrası, etrafında anne, baba ve iril ufaklı çocuklar, gülücükler, öpücükler, sevgiyle dokunuşlar ve kahkahalar. Kent meydanındaki eğlence de bitmek üzeredir bu arada. İnsanlar küçük kalabalıklar halinde meydanı terk etmekteler. Az önceki coşkudan eser yoktur yüzlerde, gözlerde ve sözlerde. Yorgun düşmüş bedenler, gürültü, patırtıdan serseme dönmüş, ağrıya bürünmüş başlar ve pişmanlıklar. Ve lakırdılar. “Bir daha asla gelmem, bu ne rezalet”, “yok ya, neresi eğlence bunun” vb. Biradan sarhoş olanlar, yorgunluktan bitap düşmüş ayakların birbirlerine dayanarak yürümeye çalışmaları, semt dolmuşlarını, otobüslerini kaçırma telaşıyla birbirlerini ezip koşuşturanlar. Ve bir kadının kalabalığa karışan çığlığı. “Ayyy çantam yok, polissss, hırsız var!”. Bir diğeri, elinde tuttuğu bir ayakkabı topuğuyla  “ayyy yürüyemiyorum, topuğum kırıldı!”. İzdiham otobüs ve dolmuş duraklarında da devam eder. Şaşalı bir meydan eğlencesinin ardından sıkış tıkış otobüslerde ezip büzüş evlerine ulaşmaya çalışan kalabalıklar. Bu şansı elde edemeyenlerin sayısı da oldukça kalabalık. Son seferler tamamlanmış, otobüs ve dolmuşlar bekleme garajlarına çoktan çekilmişler bile. Durum vahim. Ya sabaha kadar kentin sokaklarında dolanıp duracaklar ya da bulabilirlerse bir taksi, birkaç kişi sıkış tıkış evlerine ulaşmaya çalışacaklar. Bir sonraki gün hüzün, yorgunluk, bitkinlik ve sonrasında elde var sıfır. Bir de lüks mekanlarda, otellerde iki yılın buluşma anının çılgınca kutlayanlar var ki onlar için yalnızca bir sonraki gün değil, belki de bütün bir yıl hüzne sarılı geçecektir. Bir gecelik eğlence için harcanan paranın yerine konulabilmesi için bütün bir yıl çalışmak, didinmek lazım. Niçin bütün bunlar. Niçin olacak, 31 Aralıktan sonra 1 Ocak geldiği için.