İnleyen nameler...

Güzel bir kadındı, adı Name. Aynı binada oturuyorduk. Birkaç kez bina girişinde karşılaşmanın ve selamlaşmanın dışında bir paylaşımımız olmadı. Ama sevmiştim onu yine de. O anlık karşılaşmalarda ve selamlaşmalarda bile yüzündeki anlamı kavramıştım. O, farklıydı, anlamıştım.

İnleyen nameler...

Güzel bir kadındı, adı Name. Aynı binada oturuyorduk. Birkaç kez bina girişinde karşılaşmanın ve selamlaşmanın dışında bir paylaşımımız olmadı. Ama sevmiştim onu yine de. O anlık karşılaşmalarda ve selamlaşmalarda bile yüzündeki anlamı kavramıştım. O, farklıydı, anlamıştım.

nazifegungor211111111Ve dün akşamüstü ölmeye karar vermiş.  Gözünü kırpmadan atıverdi kendisini binanın beşinci katındaki penceresinden. Ne anılar biriktirmişti Name, kim bilir, o pencereden dışarı baktıkça. Hayatla savaşında ne krizler yaşamıştı, ne acılar çekmişti. Nameler hep iniltiliydi onda belli ki. Sonra öyle bir an oldu ve o güzeller güzeli Name son kararını verdi ve ayrılıp gitti hayattan. Bakamadım, görmek istemedim, görmeye dayanamazdım çünkü, biliyorum. Orada saatlerce bekletildi Name’nin ruhundan ayrılmış bedeni. Polisler, savcılar, gazeteciler ve komşular. Uzaktan gelecek bir kız kardeş bekleniyordu. Başka da yakını yoktu Name’nin. Hüzünlüydü elbet konu komşu, ama ne bir  dost, ne bir arkadaş, ne bir akraba vardı görünürde Name için feryat figan edip ortalığı velveleye veren. Hikayeler vardı yalnızca, konu komşunun anlattığı yarım yamalak ve belki de çoğu uydurma hikayeler. Bölük pörçük bir hayatın, belki de çoğu gerçekte hiç yaşanmamış hikayeleri. Yaklaşık üç yıl önce annesini kaybetmiş. O zamandan bu yana da yalnız yaşıyormuş. O evde doğmadıysa da çocukluğundan beri hep o evde yaşamış. Yaşdaşı komşular anlatıyorlardı. Çocukluğundan beri de kendi dünyasında yaşarmış. Yakın olduğu iki üç arkadaşı varmış, onlar da taşınıp gidince oradan başka da kimselerle görüşmez olmuş. Tek yakını annesi. Hiç ayrılmazmış, her yere birlikte giderlermiş. Onu da yitirince yapayalnız kalmış, kendi yalnızlığına çekilmiş Name. Üniversite de okumuş aslında, ama hiçbir iş yapmıyormuş. Öğretmen annesinden kalan emekli maaşıyla ve aileden kalan küçük çaplı bir mirasla parasal sıkıntı çekmeden öylesine yaşıyormuş. Name’ye ilişkin hikayeleri dinlerken bir yandan da düşünüyordum. Kendisini hayatın içerisine öylesine bırakmış bir insan. Kendisini gerçekleştirecek hiçbir girişimde bulunmadan, hiçbir üretim yapmadan öylesine yaşayıp giden biri. Eline geçem makul bir parayla günlük gereksinimlerini karşılayan, ama onun üzerine maddi veya manevi hiçbir ekleme yapmaksınız yaşayıp gidiyordu belli ki. Asıl sorun da bu olsa gerek. Kendi hayatına hiçbir katkı yapmadan, kendisini gerçekleştirecek hiçbir girişimde bulunmadan, üretmeden, yalnızca tüketmek üzerine kurulmuş bir yaşam. Bir an geldi, kendisini anlamsız hissetmiş olmalı. Kendi yaşamı ona gereksiz gelmiş olmalı. Kendisini gerçekleştirememişliğin acısını ta derinden yaşamış olmalı Name. Ve birey olamamak. O’nu tanıyanlar, yıllardır komşuluk yapanlar anlatıyorlardı. Annesinden hiç ayrılmazmış. İki kız kardeşten biri evden uzaklaşmış, kendi hayatını kurmayı bir biçimde başarmış, ama Name annesinden, büyüdüğü evden hiç ayrılmamış. Annesinin ölümünden sonra da o evde, onun anılarıyla yaşamaya devam etmiş. Annenin ölümümün üzerinden üç yıl geçmiş olmasına karşın evdeki eşyaların yeri bile hiç değişmemiş, hiçbir şeye dokunulmamış. Kendi hayatını yaşamaya hiçbir zaman istekli olmamış ki Name. Annesiyle yaşadığı hayatın içinden hiç çıkamamış ve kendi hayatına hiç geçiş yapamamış ki zaten. Sonra da hiçbir zaman kendisine ait kılamadığı o hayatın içerisinden çıkıp gitmeye karar verdi anlaşılan. O an ne hissetti, ne düşündü bilinmez, ama annesine gitmek istedi büyük olasılıkla.  Bir an geldi, annesinin yokluğunun acısını öylesine derinden hissetti ki Name, kendi yalnızlığından çıkıp ona sığındı belli ki. Akşam üstü, güneş tam da batmak üzereyken, gün bitmeden, karanlık çökmeden uçup gitti o pencereden. Bu dünyada, o mahallede, o binada hiç yaşamamışçasına, hiçbir anı bırakmaksızın çekip gitti hayattan. Hüzün ve şaşkınlık karışımı bir garip duyguydu ardından akıp giden. Belki de ilk kez fark etmişlerdi konu komşu Name’nin varlığını. Yok olduğunda fark edilmişti varlığı. Oysa kim bilir kaç zamandır, o binanın en üst katında name hüzünlü, nameler inliyordu. PROF. DR. NAZİFE GÜNGÖR