Hayatın Zamkı...

Hayatın Zamkı...
LuisBunuel hayatımızın zamkı olarak "belleği" görür; o olmadan hiçbir şeyin bütünlük içinde olamayacağını dile getirir. Peki sadece bellek sorunu olan hastalar bu bütünlükten uzakta nasıl yaşayabiliyor. Türkiye'de bellek üzerine çalışan dört uzman, kendi hastaları üzerinde yürüttükleri araştırmalarla bu sorunun yanıtını arıyor.

National GeographicBUZDOLABINDAKİ ŞAPKA

Hakan Gürvit ve Bengi Baran

G.S., beynini etkileyen herpes simpleks virüsü yüzünden belleği­ni kaybedinceye kadar bir tıbbi laboratuvarda çalışmaktaydı. 32 yaşında bir erkek olan G.S., muayene odasına ilk geldiği andan itibaren naif sevimliliği ve artık yüzünde yer etmeye başlamış soru soran bakışlarının hüzünlü haliyle bizleri oldukça etkiledi.

Hastalığının erken dönemlerinde kişiliğinin aksine sinirli ve sık küfre­den bir insan olmuş; ablalarına birkaç kez fiziksel şiddet göstermişti. Yapılan kapsamlı nöropsikolojik muayene G.S.'nin bellek kaybını doğru­lamaktaydı. Tarih sorulduğunda bir önceki yılda olduğumuzu sanıyor, ancak mevsimi ve günü doğru biliyordu. Neredeyiz sorusuna ise sadece "İstanbul" diyordu. "Bir hastanede muayenede olduğu", "karşısındakile-rin doktorlar olduğu" bilgisini o anda kavramsallaştıramamaktaydı. Yapı­lan birçok bellek testinde performansı düşüktü.

Çok sevdiği ve odaya girdiğinden bu yana çıkarmamakta ısrar ettiği şapkasını aldık ve hemen karşısındaki küçük buzdolabının içine sakladık. Şapkanın yerini unutmamasını, biraz sonra kendisinden bulmasını iste­yeceğimizi söyledik. Kısa bir aradan sonra şapkanın yerini, hatta odaya kafasında bir şapkayla geldiğini unutmuştu. Buzdolabından çıkardığımız­da ise biz saklarken gösterdiği hayretin aynısını gösterdi. G.S., gayretine rağmen şimdiki zamana dair bilgiyi kaydetmekte zorlanmaktaydı.
G.S.'nin durumunun ilginç yanlarından biri, beyin hasarının boyutu­nun sadece yeni bellek parçalan kaydedememenin ötesinde olmasıydı; kavramlarla aşinalığını kaybetmişti. Örneğin İtalya'nın başkentini bilemi­yor, ünlü kişilere ait resimler gösterildiğinde hiçbirinin adını söyleyemiyordu. "Atatürk adını tanıyor musun?" diye sorduğumuzda, "Hayır ama yüksek biri olmalı" dedi. Bunun üzerine fotoğrafını gösterdik ve "Bak işte Atatürk bu!" dedik. G.S. ilkokulda ezberlediğimiz şu mısraları hatırladı ve bize, "Atatürk ölmedi kalbimizde yaşıyor" karşılığını verdi.

G.S.'nin amnezisi sadece yeri ve zamanı belli yeni olayları kaydedeme-menin ötesindeydi. Virüs G.S.'ye zalim davranmış, sadece yeni bellek oluşturma becerilerine değil semantik belleğine de hasar vermişti!...

İfade edilebilir (açık) bellek, "semantik" ve "episodik bellek" sistemle­rini içerir. Semantik bellek zamansal olarak kodlanmamıştır; "genel bilgi" ve "gerçekler"den oluşur. Oysa episodik bellek sistemi belli bir zaman dilimine atfedilebilen yaşantıları içerir. Örneğin "Antalya'nın, Türkiye'nin hangi bölgesinde olduğu", "iklimi ve bitki örtüsü" semantik bilgiyken, "iki yıl önce Antalya'da geçirdiğiniz tatil" episodik bellek deposundadır.

G.S. bugün evinde, ailesiyle yaşıyor. Sürekli takibimizde olan G.S., zaman içinde az da olsa iyileşme gösteriyor... G.S. bir gününü müzik küp­leri gösteren kanalları izleyerek ve bulmaca çözerek geçiriyor. Belleği el vermediği için dizi ya da film izleyemiyor. Anne babasını ve ablalarını rahatlıkla tanıyor; ablalarının eşlerini de tanıyor ama birbirine karıştırıyor. Ablalarının evlerindeki odaları da birbirine karıştırıyor.

Yakın zamanda bir yeğeni oldu ve onun varlığını unutmuyor. Son zamanlarda yeğenini severek de vaktini geçirmeye başladı. 2 yıl öncesine oranla bellek testlerinde çok hafif de olsa bir iyileşme var ancak bu iyileş­me henüz gündelik hayatına etki edecek boyutta değil. Semantik bilgi kaybı da ileri düzeyde olduğu için kendisine tam bir zeka testi uygulamak mümkün olmadı. Buna karşın, görsel uyaranları algılamakla ilgili bir so­runu bulunmuyor. Örneğin motor beceri isteyen faaliyetleri (yeni bir enstrüman çalmak gibi) yürütebilir, resim ve hatta maket yapabilir...


ONARILAN BELLEK

Nevzat Tarhan

8 yaşında, D.N. adlı bir erkek hasta eşiyle birlikte hastaneye baş­vurdu. Eşi, D.N.'nin kendi şirketinde, farkında olmadan personeli­ne ikinci kez maaş ödemesi yaptığını, sorduğu soruları zaman za­man tekrar sorduğunu, günlük olaylara, haberlere ilgisinin azaldığını an­latmıştı... D.N. ise hayatından memnun olduğunu, hiçbir şikâyetinin ol­madığını öne sürüyordu. İzmir'de bir sigorta şirketi işletiyor; işine gidip geliyordu. İşinde verimli de olabiliyordu... Eşi Alzheimer hastalığını duy­duklarını ve tedbirli olmak için geldiklerini belirtmişti. D.N.'nin ailesinde demans -halk arasındaki adıyla bunama- görülmüyordu. Bu da genetik risk faktörünü azaltıyordu.

D.N.'nin ve eşinin unutkanlık yakınmalarının klinik karşılığının olup ol­madığının değerlendirilebilmesi için ona bir nöropsikolojik muayene ya­pıldı; hastanın dikkati, belleği, görsel algısı, dil becerileri ayrı ayrı kapsam­lı şekilde değerlendirildi; bilgisayarlı testler uygulandı. Yaygın kullanılan kısa tarama testlerinden yüksek puan alan hastanın, en belirgin sorunu­nun bellek testlerindeki performans kaybı olduğu gözlendi (oysa standart bir muayene yapılsaydı herhangi bir sorunu olmadığı düşünülecekti). Be­yin manyetik rezonans görüntülemesi yaşına göre belirgin bir doku kay­bı göstermemekteydi. D.N.'ye "amnestik hafif kognitif bozukluk" tanısı kondu. Başka bir deyişle, henüz demans kriterlerine uymamaktaydı, an­cak Alzheimer hastalığı geliştirme riski yüksek olan grupta bulunuyordu. D.N.'ye bu ilerlemeyi yavaşlatacak uygun bir ilaç tedavisi başlandı.

6 ay sonraki kontrol muayenesinde D.N.'nin bellek problemleri herhan­gi bir ilerleme göstermemişti. Bu kişide ortaya çıkabilecek bir Alzheimer hastalığını belki de geciktirmeyi başarmıştık. Erken tanı sayesinde D.N. sosyal hayat içinde tutulabilmişti... Bugün işini ve hayatını sürdürüyor.

30 YILI BEYİNDEN SİLEN AÇLIK

Başar Bilgiç

Besinsiz kalan beyin bellekle ilgili sorunlar yaşayabilir. Örneğin, B vitamini eksikliğine bağlı olarak gelişen 'VVernicke-Korsakoff' sendromu, bellekte bozukluğa yol açan bu tür bir hastalıktır.

Açlık grevi yapan M.A., uğruna açlık grevi yaptığı siyasi davayı bile unutmuş böyle bir hastaydı. Biz hekimler için "VVernicke-Korsakoff"lu M.A. gibi bir hasta geçmişten gelen bir yabancı gibidir... M.A.'da olduğu gibi hastalığın şiddeti ve olayların değerine göre geriye doğru 20-30 yılı tamamen silinebilir. Yeni bilgileri öğrenmesi neredeyse mümkün değil­dir. M.A. her gün gördüğü yeni doğan kendi çocuğuna "kim acaba?" diyecek kadar hazin bir süreç yaşıyor. Ona Sovyetler Birliği'nin yıkıldığı söylendiğinde bunun bir şaka dışında bir şey olamayacağı tepkisini veri­yor. Cep telefonunu gördüğünde ise neden kablosuz olduğunu bir türlü anlayamıyor... Dünyada genel olarak en fazla alkol tüketimiyle ilişkili olan bu hastalık günümüzde şişmanlık tedavisi için mideye konan kelepçe operasyonları gibi nadir nedenlerden dolayı da olabiliyor. M.A. hiç mi anı oluşturamıyor? Çok duygulandıkları şeyler, kişiye göre önem derecesi fazla olan olaylar bellekte kendilerine bir yer bulabiliyor. M.A. tutarlı bir anı oluşturamıyor ama sonradan saz çalmasını öğrendi. Hangi şarkıları mı çalıyor? Ancak çocukluğundan bildiklerini... Bugün doğduğu köyde dışarı çıkabiliyor çünkü orayı hatırlıyor. Ama yeni taşındığı evinden dışarı çıkamıyor, çünkü etrafı bir türlü öğrenemiyor. TV izliyor ama izledikleri aklında kalmıyor. Hergün TV'de başbakanı görmesine rağmen bir türlü öğrenemiyor. Bildiği bir ortamda gezinebiliyor, sohbet ediyor. Çok şakacı ve konuşmayı seven biri M.A. Ama ne konuştuğunu hiç hatırlamıyor. Başlangıçta kısmen iyileşti; ama maalesef sonradan bu iyileşme durdu. Bu hastalar motor işlevlerle ilgili şeyleri öğrenebiliyor: Yufka açmasını öğrendi, onu unutmuyor; hatta bir dönem yufkacıda bile çalıştı. Rubik küpünü çözmesini de öğrendi... M.A. bu bellek sorununu olasılıkla ömrü­nün sonuna dek yaşıyacak. Ve kaydedemediği bir hayatı olacak!

KAYNAK: National Geographic Türkiye
Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Teselli edici sözler kişinin üzüntüsünü azaltmaz, aksine artırır. Önce kişilere üzülme, yani kendilerini ifade hakkı tanımak gerekir.
  • Motivasyonunuzu kaybettiğiniz anda hayatınızda bazı değişikliklere ihtiyacınız olabilir. İşte öneriler...
  • Kişinin hayatta en çok endişe duyduğu şeylerin başında sevdiklerinin başına kötü bir şeyin gelmesidir. Bu dönem eğer doğru biçimde geçirilmezse kişiy
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk su gibidir fazla kaynarsa buharlaşır diyor ve ekliyor: Aşkın formülü H20'dur. Pozitif iletişim kurulamazsa aşk buhar olu
  • Sevdiğini hastalık derecesinde kıskananlar, çevresine kötü koku yaydığına inandığı için suçluluk duyanlar, doktor muayenesine genelde kendi kafasında
  • Çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamda da DEHB tedavisinde ilaç kullanımı genellikle etkili ve hızlı cevap oluşturur.
  • Randevu Al