GENLERİMİZ NE KADAR ETKİLİ

GENLERİMİZ NE KADAR ETKİLİ

THE NEW YORK TIMES

Suç işlemenin arkasında yatan biyolojik nedenleri inceleyenler hiçbir sonuca ulaşamadığı için kriminologlar genetik faktörleri göz ardı edip toplumsal nedenlere odaklandı.

 


Fakat artık insanın gen haritası çıkartıldığı için, kriminologlar ihtiyatlı bir biçimde bu alana geri dönüyor. Küçük bir grup uzman genlerin suç işleme riskini nasıl artırdığını ve suça eğilimin kalıtsal olup olmadığını araştırıyor. Kuzey Carolina, Durham'daki Duke Üniversitesi'nden davranış bilimci Terri E. Moffitt, "Günümüzde en iddialı suç ve şiddet teorileri, toplumsal ve biyolojik faktörleri birleştiriyor" diyor.

Araştırmacılar genlerin suç işlemede rolü olduğunu gösteren en az 100 çalışma olduğunu tahmin ediyor. Haziran ayında Stockholm Kriminoloji Ödülü'nü kazanan Ulusal Adalet Enstitüsü'nün Direktörü John H. Laub, "Araştırma metotlarındaki ilerlemeler geniş kapsamlı gen çalışmalarının yapılmasını sağlıyor" diyor. Buna karşın o ve diğerleri kişinin yaşadığı çevrenin genleri şekillendirerek şiddet güdülerini bastırabildiğini ya da tetikleyebildiğini vurguluyor. Bu konu cevaplanması son derece zor olan etik ve siyasi soruları gündeme getiriyor.

Genetik eğilim ceza hükmünü etkilemeli mi? Suçluların her birine kişiye özgü rehabilitasyon programı hazırlamak için genetik testlerden yararlanılabilir mi? Biyolojik olarak suça eğilimli olan yetişkinler ya da çocuklar tespit edilmeli mi? Bu alanda çalışan herkes bir "suç geni" olmadığını kabul ediyor. Araştırmacıların asıl aradığı şey, daha büyük suçlara yol açabilecek saldırganlık ve anti-sosyal davranışlarla bağlantılı kalıtsal kişilik özellikleri.

"The Better Angels of Our Nature" isimli kitabı yakında piyasaya çıkacak olan Harvard Üniversitesi'nden Psikoloji Profesörü Steven Pinker, insanların artık şiddete daha az eğilim gösterdiğini öne sürüyor ve genetik ve suç arasındaki ilişkiyi anlamak için insan doğasından başlamak ve sonra belli bir kişilik özelliğinin ortaya çıkıp kaybolmasına neyin yol açtığını sorgulamak gerektiğini söylüyor. "Bu John ve Bill'in birbirlerinden nasıl ayrıldıklarına dair değil, her erkeğin nasıl aynı olduklarına dair bir iddia" diyor. Şiddetin genetiğini anlamak, çevrenin hangi yönüne göz atmamız gerektiğini gösterebilir. Pinker kişiyi suça götüren en büyük risk faktörlerinden birine değiniyor: Bekâr kalmak. Bu bağlantıyı Laub ve Stockholm Ödülü'ne ortak olan Harvard sosyologu Robert J. Sampson ortaya çıkardı. Pinker'a göre evlilik erkeklerin enerjilerini diğer erkeklerle rekabet etmek yerine ailelerine harcamalarını sağlayan bir anahtar görevi görebiliyor.

Florida Devlet Üniversitesi'nden Kevin Beaver, kişinin saldırgan davranışlarının yüzde 50'sinin çevreye bağlı olarak aktifleşen yüz hatta binlerce genden etkilendiğini söylüyor. İkizleri ve kardeşleri inceleyen Beaver, şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştı: Risk faktörlerine maruz kalmayan erkek çocuklarında genler şiddet içeren davranışlarda hiçbir rol oynamıyordu. Pozitif bir yetişme ortamı saldırgan davranışlara neden olan genlerin aktifleşmesini engellemişti. Ancak sekiz ya da daha fazla risk faktörüne maruz olan erkek çocuklarında, şiddet davranışlarının yüzde 80'inin ardında genler yatıyordu. Yeni araştırmalar suç vakalarında sürekli olarak bahsi geçen "umursamazlık" ve "empati yoksunluğu" gibi kişilik özelliklerine odaklanıyor. Diğer kişilik özellikleri gibi bunların da çevresel ve genetik bileşenleri olduğuna inanılıyor. 1972 yılında Yeni Zelanda'da da doğan bin bebeğin incelendiği bir araştırmada, Moffitt ve meslektaşları şu sonuca vardı: 3 yaşındaki bir çocuk ne kadar az otokontrol sergilerse, 30 sene sonra suç işleme ihtimali o kadar yüksek.

Fakat genetik eğilim kişinin kaderi olmak zorunda değil. Moffitt, "Bir özelliğin kalıtsal olduğunu bilmek, çevre değişikliğinin durumu düzeltip düzeltmeyeceği hakkında bize hiçbir ipucu vermez" diye yazdı. Kriminologlar ve sosyologlar suça eğilimi genetiğe bağlama konusunda psikologlara kıyasla daha çekingen. Fakat yeni araştırmalar, belli başlı kriminoloji platformlarının dışında da kendini gösterdi.

Örneğin Beaver Şubat ayında Biological Psychiatry (Biyolojik Psikiyatri) dergisinde yayınladığı makale, biyolojik ebeveynleri suç işleyen evlatlık çocukların "tutuklanma, şartlı tahliye edilme, hapse atılma ve birden fazla göz altına alınma ihtimallerinin" biyolojik ebeveynleri suça karışmayanlara kıyasla çok daha yüksek olduğu sonucuna varıyor. Sampson, "Sosyolojinin genetik araştırmalardan korkmasını gerektirecek bir neden yok. Genetik araştırmalar ne kadar derinleşirse, sosyal faktörlerin önemini o kadar fazla gösterir" diyor.