E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Buzlu cam arkası hayatlar

Mevsimsel ve iklimsel aklıma dair her şey..

Buzlu cam arkası hayatlar

Kemer anonsunu bekleyemedim. Soluğu çıkış ka¬pısında aldım. İlginç ama kimse bana engel olmadı. Merdivenin inmesini beklemedim. İndim. Merdivensiz. Hızla. "Bekleme sen atlayabilirsin, kanatların var se¬nin," dedi Deniz.

"Kabin amirinden pilota, kabin amirinden pilota! Bir yolcu merdiveni beklemeden bizi etkisiz hale getirip atladı," anonsuyla uyandığımda elektriği çoktan çak¬mışlardı beynime. Uyanma odasında ağzıma tıktıkları plastik havayolunu çıkarıyordu hemşire. Kaçıncı gidiş denemesiydi, kaçıncı atlayış, kaçıncı ası.."

Faruk'un ilk randevusuydu. Divana gelmişti. Analizanım olacaktı. Tıbbiyeden bu yana bana ikinci başvurusuydu. Ama yine de kendi isteğiyle değil. Mithat amca zorla getirmişti. Babası.

Çözümlemeler, çözümlemeler; yumağa, yumağı aç¬maya, ipin ucundan tutmaya bir eril meslektaşım daha eklenmişti. Faruk'un yerine getirilemeyen sınırsız istek¬leri herkesi çileden çıkarırdı. Çok sınırsızdı. Aniden par¬lardı. Kavga çıkarırdı. Bilgiçti. Uyumsuzdu. Beklenme¬yen tepkiler verirdi hep. Mithat amca yastığının altında önceleri bıçakla şimdilerde ise nereden bulduysa Canic marka bir silahla uyuduğunu söylemişti. Evin pencere¬lerini otomatik kumandalı içerden metal store perde yaptırmıştı en son. Bana ilk gelişi de derste öğrencilere, tahtaya mezar taşı çizip üzerine "Deniz "yazdıktan son¬ra dersliğin penceresine çıkıp haç çıkarmasıyla olmuştu. Beyaz düz bir A4 kâğıdına haç çizmiş, onu da göğsüne saklamıştı. Pencereye çıktığında o kâğıdı çıkararak ders¬teki baş asistanına dönüp "Seni kutsuyorum," demişti.

Belli yerlerde, belli noktalarda, belli kişilerle ilgi¬li şüpheleri ilk intiharına sürüklemişti onu. Amerikan Psikiyatri Birliği'nin her yıl düzenlediği kongrelerinden birine giderken telefonu uçuş moduna almasıyla başla¬mıştı şüpheleri. 11 numaralı koltukta oturması şüphele¬rini arttırmış, koltuğun iç cebindeki gazetede Malezya uçağının düştüğünü okumuştu. "Telefonumu uçuş moduna almama rağmen sinyallerden beni dinlediler; uça¬ğı benim düşürdüğümü biliyorlar artık," diyerek odaya girmişti Faruk.
"Erkeklerin yüzüne baktığımda onlardan hoşlanı¬yor muyum diye düşünürler mi doktor? Senden hoş¬landığımı düşünüyor musun? Haydi, çekinme biz eski dostuz söyle," dedi ve konuşmasına devam etti.

Kollarını sıvazladı. Kazağının sağ kolunu eşit mesa¬fede düzelterek üç kat katladı. Sonra sol koluna geçti. Sol kolunu da üç kez düzelterek katladı, aynı ritüelle.

Köşedeki lavaboya doğru yöneldi. Beş kez sağ avucuna, altı kez sol avucuna sayarak sabunluktaki köpük sabu¬na bastı. Sonra tam on bir kez ellerini sabunladı, ovuş¬turdu. Sabunlamadan sonra musluğa hiç dokunmadan önce sağ elinin parmak uçlarından bileğine kadar son¬ra sol elinin parmak uçlarından bileğine kadar beş kez sağ elini altı kez sol elini duruladı. Peçetelikten on bir tane kâğıt havlu çekti ellerini kuruladı. En son çektiği kâğıt havluyu musluğu kapatmak için kullandı. Odama gelmeden önce lobideki tuvalette iç çamaşırlarını değiş¬tirmiş, Mithat amca söyledi. Kazağını tekrarlayan hare¬ketlerle sürekli pantolonunun üzerine çekiştirdi. Bunu sayamamıştım on bir kere mi yaptı diye ama saysaydım o da on bir kere olacaktı kesin.

"On bir. Neydi on bir? Neydi Faruk?"

Divana oturmadan önce cebinden çıkardığı ıslak mendille divanı sildi, sonra kuruladı. Oturmadan önce bir kez daha kazağının kollarını katladı ve kazağını pan¬tolonunun üzerine çekiştirdi ve nihayet..

"Bugün sabah kahvaltı yaparken yine bala dokuna¬madım, zeytine de. Gelirken caddeden korkarak yürü¬düm. Bo sahneye gelmeden Cihangirin son köşesinde durdum. Deniz'e seslendim. Ağlamaklı hem de. Midem¬de kelebekler uçuşarak, boğazıma yumru saplanarak "Deniz atla, senin kanatların var," demeseydi buralarda olmazdım şimdi. Pantolonumun kemerini tam altı kez çözüp bağladım, fermuarımı kaç kez indirip çektimse artık karşıdan gelen iki kadın sokağın karşı kaldırımına geçtiler. İnançlarım sosyal davranışlarıma etki ediyor doktor. İşte bu yüzden kendimi öldüremiyorum. Yoksa bir kutu Optalidon' la neden intihar edeyim ki onun¬la ölmeyeceğimi ben de biliyorum. Psikiyatristim ben. Kendimi gerçekten öldürecek olsam daha kesin çözüm¬ler bulurum elbet. Suçluyum; bana bu yüzden kötülük yapıyor Deniz. Deniz yapıyor bunların hepsini.

Denizi düşünürken ben, Faruk analizanım olarak konuşmaya devam ediyordu. Kimdi Deniz hakikaten, diyordum içimden.

"Tanrının büyük haritasında annem Amerika bense Irak! Amerika bana savaş açtı, ben de onu bombaladım! Son kahvemizi içtik. Benim ki şekersiz onun ki siyanür¬lü. Sonra o uyudu ben çıktım. Kapıyı da kilitledim. En son çıkmadan yaktım şömineyi. Çabuk yansın diye bi¬raz da benzin döktüm. Zippo'nun benzininden. Deniz öyle istedi. Sonra şömine yandı. Annem de. O da yandı. Parka doğru Samet'le yürüdüm. Samet, diye seslendi Deniz. Samet döndü. Deniz ise "Faruk, Samet bey bura¬da yok ki," dedi. Akşamın çökmesinde karanlığın esiri ruhlar evresinde Deniz yerde kanlar içinde yatıyordu. Otoparkta ikimiz. Deniz aldattı beni. Samet'le. Samet, Deniz'in patronu. Ajandasında gördüm. Ajandasındaki notta. Burada tam da buraya geleceklerdi beraber. 'Kanyondaki toplantı sonrası kokteyle katıl,' yazmıştı. Samet'le buluşacaktı.

Aldatıyordu beni onunla. Deniz aldattı beni." Faruk birden divandan kalktı, elimden kalemi kaptı ve sol gözüne sapladı. Çıkardı gözünü. Bana doğru fırlatarak kapıya doğru yöneldi. Kırmızı düğmeye bastım. Sağlık güvenlikçileri Faruk kapıyı açtığında önüne de¬mirden perde gibi inmişlerdi. Faruk'u tespit gömleğiyle acil ameliyathaneye götürdüler. Bense elimde bir gözle kalakaldım. Faruk, Deniz'i görüyordu sıkça o gözlerle.

Samet'le buluşmalarını, sevişmelerini. Deniz'in kendisi¬ne taciz yapılmasına göz yummasını görüyordu. On bir yaşını görüyordu. On bir yaşında babasının tacizinden kaçmak için tırabzanlardan atlayışını, bacağının kırılışı¬nı görüyordu. Artık görmek istemediği acıları, ağrıları, halüsinasyonları, hezeyanlarıydı sol gözü. Kalemle çı¬karıp söküp atmıştı hepsini. Psikiyatri K servisi Kliniği Kırmızı kod ekibi yetişmeseydi sağ gözündeki hezeyan¬ları da çıkaracaktı ya. Uçaktan atlamaya kalkmasının ardından iki ay geçmişti. On artı iki elektrik tedavisi, bir sürü sosyal rehabilitasyonlar. Odasında çoraplarını birbirine bağlayıp boynuna doladığında odada sadece Deniz vardı. Deniz ona söylemişti yine: "Başına al şu poşeti geçir," diye. Son gece ve son nefes.

Deniz annesiydi, Deniz sevgilisiydi. Deniz tacizci babasıydı, Deniz, Faruk'un hayatından gelip geçen, ka¬lıp gitmeyen tüm ağrıları, acılarıydı.

Mevsimsel döngülü her şey! Duygular fikirleri de¬ğiştiriyor, fikirler algıları, algılar da mekanizmalarımı¬zı. Terlemekle soğumak arası gibi; üşümekle titremek arası; sevmekle üzülmek arası gibi ağrımakla sevinmek arası; aşık olmakla ağrımak arası gibi; anne olmakla şef¬kat arası; baba olmakla evlat olmak arası gibi. Bir şeye yüklediğin önem, değer, anlam kadar hepsi. Duyguların yükseldiğinde, ağrıların da yükseliyor. Mevsimsel ve iklimsel aklıma dair her şey.



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: