ANNELİKLE GELEN DEĞİŞİM

 ANNELİKLE GELEN DEĞİŞİM
Paylaş:

Şaban Özdemir (NP GRUP)

Anne olmak kişiyi eşiyle, annesiyle, sosyal çevresiyle, yaşam beklentileriyle ve kendisiyle yüzleşmeye yardımcı olur.

 


Anne olmak kişiyi eşiyle, annesiyle, sosyal çevresiyle, yaşam beklentileriyle ve kendisiyle yüzleşmeye ve yeni bir yaşam düzeni kurmaya iterken her duygunun çok yoğun yaşandığı bir durum annelik. Başlangıçta bilememenin getirdiği kaygılara ilerleyen yıllarda üzüntü, çaresizlik, yetememe gibi duygular da eklenebiliyor. Dr. Özlem Mestçioğlu Gökmoğol anneliği ve yaşanan değişimi anlattı.

Anne olmak, yaşam akışında öylesine önemli bir dönüm noktasıdır ki, anne olduğunuz andan itibaren yaşama, insanlara bakış, algılamalar, beklentiler değişir. Hatta mutluk ve üzüntünün, neredeyse tüm duyguların ifadesi farklılaşır. NP Etiler Polikiliniği'nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Özlem Mestçioğlu Gökmoğol böyle anlatıyor anneliği. Anne olunca neler yaşandığını ise Gökmoğol;

Öncelikli olarak sorumlu olduğumuz tek kişi kendimiz olmuyoruz artık. En az kendimiz kadar hatta belki de daha çok düşünmemiz gereken, bakımımıza muhtaç bir canlı var artık ve bu canlı bizim ve sevdiğimiz insanın bir parçası... Bu sorumluluk bazen yorucu, yıpratıcı boyutlara varsa da varlığıyla bu kadar mutlu olduğumuz başak pek de bir şey yoktur herhalde.

Bir başka önemli değişim de; anne olunduğunda kendimizi çocukluğu bir kere daha terk etmiş gibi hissetmemizdir.  Anne olduktan sonra daha çok büyüdüğümüzü, olgunlaştığımızı hissederiz. Bir yandan yaşamdaki güzellikleri çocuk gözüyle görmeye başlarken bir yandan da çocuğumuzu gerek koruma gerek eğitme dürtüsüyle tehlikeleri, riskleri daha fazla görür olur, daha çok parametreye dikkat etmeye çalışırız.

Hiç bir şey sıradan gelmez artık. Kuşun uçması, çiçeğin renkleri her şey çocuk gözüyle çok ilginç gelir. Kaybolan bir oyuncak, yetişmeyen bir ödev, arkadaşın bir sözü, yeni çıkan bir kitap her şeyin önüne geçiverir ve yaşamsal bir sorun halini alır anneler için de.

Her gün yürüdüğümüz kaldırım, inip çıktığımız merdiven, salondaki sehpa çocuk zara görür mü açısından incelenir. En büyük sorunumuz, çocuğumuzun yemek yemesi, sınavdan aldığı iyi not, kız arkadaşıyla arasının düzelmesi, oyuncağın tamir edilmesi oluverir bir anda. Ya da en büyük mutluluğumuz, çocuğumuzun bize sarılması, bizim için topladığı çiçek, okulda yaptığı hediye veya arkadaşının ona söylediği güzel bir söz olmaya başlar. İlk adımlar, ilk sözcükler, ilk sevgili, askerlik, doğum yapması, yaşadığı kırgınlıklar, patronuyla yaşadığı sorunlar… Üzüntülerimiz, sevinçlerimiz çocuklarımızın etrafında şekillenmeye başlar.

Annelik, bebeğin anne karnına düşmesiyle başlayan ve yaşam boyu devam eden bir süreç.

Ne de olsa elimizde doğmuşlarıdır, altını temizlemişizdir. Bazen onların büyüyüp yetişkin olduklarını göremeyiz, algılayamayız. Anneliğin en zor yanlarından biri de; çocuğunu bağımsız kılabilme becerisidir. Onları korumak adına kendimize bağlamak, her şeyi onların yerine yapmaya çalışmak onlar için yapabileceğimiz en kötü şeylerden biridir oysa. Zamanı geldiğinde, çocuklarımızın arkasında geçmişinde kalabilmek, ileriye giderlerken itici güç ve dayanak olmanın ötesine geçmemek, gerektiğinde onları her zaman seven ve saran biri olmak, tehlike anında onlar mücadele edip yorulur, yıpranırken izlemek, üzüldüklerini gördüğünüz halde mücadele etmeyi baş etmeyi öğrenebilmeleri için uzakta kalabilmek çok zor elbette.

Onca emekle, kıllarına zarar gelmesin diye onca özendiğimiz çocuklarımızın zor durumda kaldığını görmek ve geride durmak bazen dayanılmaz gelebilir. Ancak bu mücadeleyi ne kadar erken yapar ve yaşamı öğrenebilir ve kendine güvenleri gelişirse o kadar mutlu olacaklarını bilmek biraz rahatlatıcı olabilir. Kendine güvenli, sorunlar karşısında direnebilen, bağımsız ve birey olabilmiş bir çocuk yetiştirdiğimizde gözümüz arkada kalmayacaktır artık...

Anne olmak, aynı zamanda kendi annemizle, kendi çocukluğumuzla da hesaplaşmayı getiriyor biraz da. Büyüklerimizde eleştirdiğimiz pek çok davranışı yaparken bulabiliriz kendimizi. Bazen onlara ne kadar haksızlık ettiğimizi düşünür, bazen de çocukluğumuza dönüp o dönem neler istediğimizi, beklediğimizi hatırlayıp kah hüzünlenir kah keyifleniveririz. O döneme ait tüm duygularımız canlanıverir birden ve onlarda yoğun duyguları arasında yerini alır çok da bilinçli olmasak bile. Bazen annemize çok daha yakın hissederken kendimizi bir anda uzaklaşıveririz nedenini çok da bilmeden.

ANNELİK EŞİ DE ETKİLİYOR


Anne olmak eşimizle ilişkimizi de etkiler kaçınılmaz olarak. O güne kadar ona annelik yapıyorsak, artık gerçekten anne olduğumuzu hissettiğimiz noktada, hem eşimizin annesi olmaktan vazgeçebilir hem de çocuğumuzun her türlü sorumluluğunu paylaşabileceğimiz bir partner olmasını beklemeye başlayabiliriz. Zaten çocuğun gelişiyle eşimize karşı azalan ilgimiz zaman zaman öfkeye dönüşüverir aradığımızı bulamayınca ya da dillendiremeyince. Bazen de eşimizin iyi bir baba oluşu bizi çok mutlu eder ve ilişkimizi daha olumlu bir noktaya çeker.

Kısacası; anne olmak bizi eşimizle, annemizle, sosyal çevremizle, yaşam beklentilerimizle ve kendimizle yüzleşmeye ve yeni bir yaşam düzeni kurmaya iten, her duygunun çok yoğun yaşandığı bir durum. Başlangıçta bilememenin getirdiği kaygılara ilerleyen yıllarda üzüntü, çaresizlik, yetememe gibi duygular da eşlik edebiliyor. Tüm bu karmaşanın içinde yavrumuzun bir gülüşü, bir anneciğim deyişi her şeyi ama her şeyi unutturuveriyor. Ve her şeyden öte mutlu ediyor biz anneleri...

İyi ki varsınız çocuklar ve sayenizde bu güzel duygu tadabiliyoruz." Şeklinde ifade ediyor…