E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Aile romansı

Hayat ve hayal kurgumuzda “İtirafçı Ruh”

Aile romansı

Derin ruhların sesi; evrene fırlatılmış, hızla yere çakılacak olan büyük mermi parçaları gibi, bir Göktaşının çıkardığı sesten daha çığlık çığlığadır.

Hayatımızda eşlik ettiğimiz tüm anlara dair ; bir ölüm sıcaklığında ve yine bir ölüm soğukluğunda kaybettiğimiz: Aile romansının içinde her şey..

Kahraman mitler vardı hayatlarımızda: Annelerimize dair, babalarımıza dair hatta belki dedelerimize ve ninelerimize..
Sıralamalarımız yer yer değişse de ilk sıra annelerimizdeydi, belki baba, belki dede, nine. Ya da ya da, kardeş sonra.. Belki !
Sizin sıralamanız hangisi?
Hayatımızın kurgusunda; ana karakter olan çocuğun, yani bizim (ki artık biz büyük adam olduk) bağımsızlık kazanma gereksinimimizde, kaçımızın ebeveyn tarafından terk edilmişliği vardı?

Terkedilmekten kaçımız korktuk..
Ve aslında hayatımızın kurgusunda  annelerimiz ,babalarımız  ve onların yerine geçen her ebeveyn figüründe nihayetinde kaçımız şimdiki ben olarak değil de çocuk ben olarak şimdiki halimizle reddettik onları..

Otto Rank'ın aile romansının altında kalan çocuğun ihmaline karşı paylaştıklarını hatırladım da:
”İhmal edilen çocuk sonunda anne ve babaya düşmanlıklar besler.”

Hayat kurgumuzdaki çocuk hem asıl kahraman figür, hem yer yer asıl dünya figürleriyle hem hayalsi hem büyüsel figürlerle adeta bir öykü gibi işleniyordu hayatımıza.
Öyle derin özlemler besliyoruz ki yokluğunu hissettiğimiz ebeveyne karşı; bazen rüyalarımızda bir masal kahramanı olarak elma şekeriyle çıkıveriyor karşımıza Hayal bu ya!

Bireyler yaşamlarının bir döneminde bir ideolojiye önce ait olma sonra sahip olma arzusundadırlar. Bu bir ihtiyaç; gereksinimlerimizden... Önemli.

Bizi toplumdaki arzu ettiğimiz bazen de arzulamasak da hak etmediğimizi düşündüğümüz yerlere taşıyan. Sonunda da kendimizi kiminle özdeşleştireceğimize dair iç çatışmalardan kurtarmaya hizmet eden. Ama bunun temel dinamiğinde "ait olma" dan toplumdan uzaklaştırılma var.

Oğuz Cebeci'nin Psikanalitik Edebiyat Kuramı adlı kitabında geçen bir kelime asılı kalıyor aklımda:
 "itirafçı ruh".

Hayat ve hayal kurgumuzda yer alan her şey aslında temel yapıtaşında ruhlarındakileri itiraf ederler, ister istemez. Çünkü kendi ideolojileridir yer yer yansıttıkları. Kendi duygusal durumumuz yansıttıklarımızda olmazsa zevki olmaz.

Yasaklamalar var hayatımızda yer yer; ebeveynlerimizin sınırsız sınırlamaları, yasaklamaları hayatımızın ve hayalimizin kurgusunda ne hikmetse seçilmişlere yüklenir.
Seçilmiş olduğunu düşünenlerin de hayatları çözülmesi biraz zor sırları barındırır. Sanatsal çabadan kaygıdan uzak, hayal gücü yüksek, belki masalsı.. Birbiriyle bütünüyle hemen hemen aynı zaman dilimi içinde..

Sublimasyonlarımız var hayat kurgumuzda bir nevi; toplumca hoş karşılanmasa da kurgusal bazı davranışlarımız kabul edilebilir hale getirilmiş şekilde sunuluyor bizlere. Güven esas kuşku istisna hayat kurgularıyla yaşayıp gidiyoruz üç nefes..



Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
  • gencay yazdı:

    Ii gunler hocam...stresten ve dusunmekten artık başım ağrıyor dayanamiyorum...ygs ogrencisiyim sinava hazirlanacam sırf ev içi sıkıntılar ve ev borçlarının fazlası ile cok olmasindan dolayı bu konu beni cok rahatsız ediyor...ve babamın isleri de dogru düzgün yolunda gitmemesinden dolayi da doğru düşünüp derse basliyamiyorum...lütfen yardımcı olabilir misiniz bana...gercekten cok zor durumdayım...


Cevap yazdığın kullanıcı: