E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

TELEVİZYON ÇAĞI

TELEVİZYON ÇAĞI

MİLLİ GAZETE / NEDİM ODABAŞ

Tam 43 sene. TRT'nin yayına başladığı tarihin üzerinden geçen zaman dilimi. O tarihlerden itibaren neler değişti hayatımızda? Televizyonun hayatımıza kattığı değer yanında, hangi değerler silinip süpürüldü birer birer. Neler değişti sosyal yaşantımızda? Ahlak ve maneviyat iklimimizde? Neler değişti kültürel formlarımızda?

 


Önceki gün TRT'nin 43. yaşı dolayısıyla sanatçı-oyuncu Altan Erkekli'nin bir tanıtım fragmanını izledik tesadüfen TRT'nin bir ekranında. Altan Erkekli, günde iki saat yayına başlayan televizyonun, daha sonra gün boyunca devam etmesini ve insanlarımızın TRT ekranlarına nasıl adapte olduğunu kendi lisanınca anlatmaya çalışıyordu. Erkekli'nin bu konuşmada kurduğu bir cümle çok dikkatimizi çekti. Dedi ki, "İnsanlar sohbet ortamlarında birbirlerinin yüzlerine bile bakmadan, gözleri televizyonda muhabbetlerine devam ediyorlardı" İşte, televizyonun hayatımızdan alıp götürdüğü en büyük değer budur. Televizyonun insanları değersizleştirme operasyonunu bundan daha net anlatabilecek bir cümle var mıdır? Sohbet ve muhabbet ortamında insanların birbirinin gözünün içine bakmak yerine, televizyona dikerek cümlelerini havaya konuşması.

Televizyon budur işte! Evlerimizin en mutena köşesine yerleştirdiğimiz televizyon, aile içi iletişimimizi yok etmiştir. Anayı, babayı, çocuğu birbirine yabancılaştırmıştır. Gün boyunca yorgun argın eve gelen baba, okulundan evine dönen çocuk, birbirleriyle iletişim kuracaklarına boş boş televizyona bakar hale gelmişlerdir. Geçtiğimiz aylarda televizyonun aile içi iletişimi nasıl etkilediğine dair sohbetin yapıldığı bir televizyon programında Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Amerika'da yapılan bir ankette, çocuklara "Evden babanız mı gitsin, televizyon mu?" sorusu yöneltilmiş. Çocukların yüzde 57'si bu anketi "Babam gitsin" diye cevaplamış" diyordu.

Böylesi bir anket Türkiye'de aileler ortamında yapılsa, durumun bu minvalden farklı çıkacağını söylememiz çok zor. Artık, televizyon bizleri kumanda eder bir pozisyona dönüştük. Elimizdeki kumandalarla, karşımızdaki televizyona kumanda ederek, kanaldan kanala geçiş yaptığımızı zannediyoruz, ama, yaptığımız şey, gittikçe zayıflayan, daralan, yok olan aile içi iletişimimize bir dinamit daha koymak.

Özel televizyonların hayatımıza girdiği 1990'lı yıllardan itibaren, toplumdaki sosyal kaymalar, maneviyat daralması, ahlaksızlıkları hoşgörme çıtası birer birer araştırılmış olsa, karşımıza nasıl bir tablonun çıkacağını tahmin etmemiz zor değil.

Yabancılaşıyoruz... Birbirimize yabancılaşıyoruz.... Topluma yabancılaşıyoruz... Televizyon ekranlarından bizleri sokmak istedikleri biçimlere ve kılıflara girerek, kendi karakterlerimizin dışında birer karakterlere, birer televizyon zombisine dönüşüyoruz.

Biz televizyon kuşağı değiliz. Bizim zamanımızda sadece TRT vardı. Tek televizyonun ekranından üzerimize boşaltılan kirlilik ve çürümüşlük azdı. Bize sunulan televizyon kahramanlarının, kötülüklerin, pespayeliklerin, rezilliklerin sayısı, bugün her televizyondan insanların üzerine boca edilen kötülüklerin yanında gerçekten çok az kalırdı.

Ama, şimdi her televizyon ekranında farklı kötülükler var, farklı kötü kahramanlar var, farklı ahlaksızlıklar var. İnsanlarımızın maneviyatını, ahlakını, içindeki güzellikleri, doğruyu alıp götüren, silip süpüren televizyon arenasında güzel bir şeyler bulabilmek mümkün değil.

Ahlaktır temel esas.... Bir toplumun çimentosu ahlaktır... Toplumu birbirine bağlayan, toplumu toplum yapan, o toplumun kendi kimliğini ortaya koyan asıl değer ahlaktır. "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" buyuruyor iki cihan Serveri Hz. Muhammed (sav)....

Televizyonun bizi değersizleştirme operasyonu, aslında ahlakımızı silip süpürüyor.