E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

BÜYÜME HORMONU VE KANSER

BÜYÜME HORMONU VE KANSER

AFP

Ekvador’da yerleşim birimlerinden uzakta yaşayan kısa boylu bir topluluğun, kansere yakalanmadığı belirlendi.

 


Bilim adamları, And dağlarının eteklerinde yaşayan kısa boylu yüz kadar kişi ile bu kişilerin normal boya sahip 1600 aile bireyini 22 yıl boyunca izledi.Büyüme hormonu bozukluğu olarak bilinen, halk dilinde “cücelik” olarak tanımlanan, kalıtımsal Laron sendromu hastası olan bu kişilerde 22 yıl boyunca hiç şeker hastalığına rastlanmazken, sadece bir kişinin kansere yakalandığı ve iyileştiği görüldü.

Araştırmacılar, genetik ve çevresel risklerin aynı olması nedeniyle büyüme hormonunun bu hastalıkların ortaya çıkmasında rol oynayabileceğini belirtti. Araştırma “Science Translational Medicine”da yayımlandı.

SU PİRESİ İNSANDAN DAHA FAZLA GENE SAHİP

Tatlı su kabuklusu Daphnia pulex’in kalıtımını çözen bilim insanlarının Science dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, bugüne kadar kalıtımları çözülen tüm hayvanlardan daha fazla gene sahip olan su piresi insandan bile daha fazla gene sahip. Su pireleri tatlı suda yaşayan çok sayıda türün temel gıdasıdır ve aynı zamanda da değişen çevreye uyum sağlama konusunda uzmandırlar.

Su piresi suyun pH değerinden sıcaklıklara hatta zehirlere karşı bile göreceli olarak duyarsızdır ve çok çabuk tepki verir. Mesela belli başlı uyarı maddelerine kuyruk dikenleri, başta zırhımsı kabuk ve ense çıkıntıları gibi koruyucularla reaksiyon gösterir. Genlerin uyum yetisindeki rolünü şimdi Daphnia Genomics konsorsiyumunda bir araya gelen uluslararası bir araştırma ekibi açıkladı. Indiana Üniversitesi’nden John Colbourne yönetiminde çalışan araştırmacılar, Daphnia pulex su piresinin kalıtımını çözerek ilk kez bir kabuklunun da kalıtım şifresini kırmış oldu.

Analizle ortaya çıkan sürpriz sonuca göre su piresi Daphnia pulex, insanın 23.000 genine karşılık, 31.000 gene sahip. İnsan kalıtımının büyük bir kısmı “Junk DNA” (işlevsiz DNA) olarak bilinen kodlanmayan sekanslardan oluşurken bu bölümler su piresinde bulunmuyor bile. Yeni sekanslanan genlerin yaklaşık olarak üçte biri bilim için yeni sayılır, çünkü daha önce incelenen hiçbir hayvanda bulunmamış. Su piresindeki gen sayısının yüksek oluşu, genlerinin omurgasızlara kıyasla daha fazla kopyalandığını açıklıyor.

Belli başlı çevre koşullarında böylece yeni işlevler ortaya çıkıyor ve hayvanlara olağanüstü uyum yetisi kazandırıyorlardı. Kabukluların gen etkinliklerini inceleyen Münih Üniversitesi gen merkezinden Christian Laforsch, Georg J.Arnold ve Thomas Fröhlich, yeni olduğu açıklanan genlerin özellikle de çevresel streste çok etkin olduklarını fark etmiş.

Bu nedenle söz konusu genlerin değişen çevre koşullarına uyum sağlamada önemli bir işlevi olduğu düşünülüyor. Su piresi öte yandan çevresel zehirlere karşı da son derce duyarlı tepki gösteriyor. Bu özelliği onu çevre koşullarının değişimi için bir gösterge haline getiriyor diyor bilim insanları.