E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Anti-Sosyal Kişiliğin Kültürel Boyutu

Kültürel kimlik nedir?

Bir toplumun kendine özgü, ayırt edici, inanç, algı ve soyut değerlerinin bütünüdür. Toplum üyeleri tarafından paylaşılır ve toplumda kabul edilir. Hem insan davranışını ve bu davranışın yansımalarını oluşturur.

Kültürel kimlik, bireylerin kişisel çıkarları ve toplumun ihtiyaçları arasında denge kurmalıdır. Ayrıca değişme kapasitesinde olmalıdır. Kişilik gelişimi ile kültürel kimlik arasında yakın ilişki bilinmektedir.

Kültür: Toplumu bir arada tutan kurallar ve standartlar kümesidir.

Sosyal bağlar: Toplumdaki bireyleri ve grupları bir arada tutan soyut değerlerdir. Dil, din, sevgi, saygı, güven, sanat, eğlence, yemek zevki gibi gelenekler ve ahlaki değerlerdir. Bireylerin duyuş, düşünce ve davranış biçimlerinin paylaşılması olarak tanımlanır. Paylaşılan idealler, değerler ve standartlar bireyin eylemlerini anlaşılır kılar.

Bireysiz toplum olmayacağı gibi kültürsüz bir toplumda düşünülemez. İnsan dışında sadece karınca ve arılar sosyal varlıklardır.

Kültür öğrenilir mi?

Bir insanın başarılı olup olmayacağı, başka kültürlere karşı güvensiz davranıp davranamayacağı “sosyal kalıtımla” geçer.

Kültürel bilgi  bireyden bireye, toplumdan topluma iki yolla aktarılır. Birincisi biyolojik, ikincisi öğrenme.

Biyolojik ihtiyaçlar: Yeme, içme, uyuma, barınma, korunma, arkadaşlık ve cinsel doyumdur.

Biyolojik ihtiyaçlarımızı kalıtım, onları giderme tarzını ise kültürler belirler.

Sevme-sevilme, övme-övülme, değer verilme, kendini güvende hissetme-hissetmeme, başarılı olma-olmama, gibi psikolojik ihtiyaçlarımızı ise hem kültür hem biyolojik kalıtım belirlemektedir.

Kültürlenme (Enculturation): Bir kuşaktan diğer kuşağa kültürün aktarılmasına kültürlenme denilir. Kültürel aktarımda en çok kullanılan sembol dildir.

Kültürel uyum nasıl bozulur?

Savaşlar, göçler ve siyasi müdahale kültürel uyumu bozar. Bozulan kültürel uyumun bedelini bireyler öder. Mutluluk düzeyi bozulmuş, yalnızlığa itilmiş, çatışmanın çok yaşandığı toplumsal yapı ortaya çıkar. Sosyal standart ve kurallar bozulduğunda suç ve şiddet oranı artacaktır. anti-sosyal bireyler yanlış öğrenme ile belirginleşecektir.

Makine-kültür benzetmesi:

Bir makinanın fonksiyonel anlamda çalışabilmesi için parçalarının birbirleri ile uyumlu olması gerekir. Uyumsuz bir parça makineyi çalışmaz hale getirir. Aynı şey kültürler içinde geçerlidir. (William a. Havil and 2002) Kültürün bir parçasındaki değişim diğer bölümleri etkiler, beklenenden daha büyük şiddetle kaosa neden olur. Bu sebeple kültürel değişimin yavaş ve sosyolojik fazlara uygun biçimde olması doğal süreç olarak algılanır. Aksi durumda toplumdaki soyut değerler zarar gördüğü için bölünme ve ayrılıklar yaşanır, alt kültür grupları oluşur, radikal kültürler gelişir.

Diğer canlılarda kültürlenme neden yoktur?

Kişinin kendilik bilinci ile kültürlenme arasında doğru orantı vardır.

Kendilik bilinci:  Kişinin zaman ve mekanda bir nesne olarak kendini algılaması, tanımlaması, varoluşunun farkına varması, kendisine değer ve önem atfetmesidir.

İnsanın kendini değerlendiren, tepki veren, seçme yeteneği olan bir birey olarak algılamasının biyolojik temeli vardır. Beyninin ön alın lobları (frontal alanlar) zaman kavramı ve varoluş kavramının kodlandığı genetik şifreler taşır. İnsan dışında hiçbir canlı kendi var oluşunun farkında değildir ve geçmiş-gelecek gibi zaman kavramını bilemez.

İş bu genetik alt yapı öğrenme ile geliştirilebiliyor. Literatürde “Vahşi çocuk” olarak anılan küçük yaşta sosyal ortamda bulunamamış, hayvanlar arasında yaşamış gence konuşma öğretilememektedir. Sonradan toplum hayatına dönse de insana özgü değerler öğretilemez.

Kültürlenmeye direnç:

İnsan çevresi ile psikolojik bir duvar oluşturursa ve psikolojik alanda belirsizlik yaşıyorsa değişimi değil korunmayı hedefler. Değişime karşı korku oluşur. Kültürlenme olması için kişinin kendini güven içinde hissetmesi gerekir.

İnanmak, evrendeki konumunu bilmek, evreni bütüncül ve dengeli olarak algılamak gibi evrensel ihtiyaçları giderebilen birey, belirsizlik ve yapısızlıktan uzaklaşır. Kendini evrende güvende hisseder. Kendini evrendeki konum olarak belirli bir yapı içerisinde görebiliyorsa değişime, etkilenmeye, ikna olmaya açık hale gelir.

Evrenle ilgili açıklamaların doğasında objektifliğin asla olamayacağı gerçeğiyle yüzleşmekte şaşkınlık duymamalıyız. (Haviland 2002) İnsan beyninde yeniliği arama geninin olduğuna en büyük kanıt insandaki değişim arzusudur. Bu arzu bastırıldığında kültürel aktarım yani sosyal kalıtım çalışamaz. Bin yıl önceki örümcek yuvasını aynı şekilde yapıyor ama insan sürekli düşünce gücüyle özgün bir yaratıcılık içerisindedir.

Kültürel öğrenme ve kişilik:

Kişilik bireyin kendine özgü ve ayırt edici duyuş, düşünüş ve davranış biçimidir.

Kişiliğin biyopsikososyal potansiyelleri vardır. Özel kalıtımsal eğilimlerle doğar. DSM IV’e göre 12 kişilik tipine uygun bozukluk vardır. Genetik kalıtım belirgin kısıtlamalar ve geniş potansiyeller verir. Kültürel öğrenme ve yaşam tecrübesi ile kişilik şekillenir.

Kültürlendirme (enculturation) doğumdan hemen sonra başlar. İlk etkileyen ev halkıdır. Hane halkı nasıl yapılandıysa kültürel aktarımın temel taşı olur. Ailenin zayıfladığı, parçalandığı toplumlarda kültürlenme belirsizleşir. Bu nedenle kültürlerin geleceği için toplumun yapı taşı aile özel korumaya alındı. 1994 yılını, Birleşmiş Milletler Dünya Aile yılı ilan etti.

Kültürlenme de herkes birbirinin öğretmenidir. Çocuk çocuğa öğretmenlik yapar. Günümüzde en güçlü kültürlenme aracı televizyon oldu.

Antropologlar kişilik gelişimi ile ilgili alan çalışmaları yaparken erkeğin kızgın öfkeli ve agresif, baskın, özgüvene sahip olurken, pasif itaatkar, güvensiz, sadık, sorumlu olmasını ummanın kültürel olup olmadığını tartışmaktadırlar.

Diğer taraftan çocuk yetiştirme pratikleri olarak bağımlılık eğitimi veren model (doğu toplumları), bağımsızlık eğitimi veren model (batı toplumları) kültürel öğrenme ile kişilik gelişiminde önemli etkenlerdir.

Tarım toplumlarında ve endüstri devrimi öncesinde beden gücü önemliydi ve itaat eden insanlara, kölelere çok ihtiyaç vardı. Endüstri devrimi ile bireyselleşme ve beyin gücü daha ön plana çıktı. Kendine güvenen, kişisel başarıyı yücelten insan yetişmesi için bağımsızlık eğitimi gerekiyordu. Batı böylece Roma kültüründen bu günkü kültüre değişim yaşadı. Doğu, endüstri devrimini güçlü yaşayamadı; halen Mezopotamya kökenli itaat kültüründe bağımsız insan yetiştiren Demokratik kültüre geçiş yapamıyor. Kendine güvenen, otoriteyi sorgulayan bireyleri yetiştiren kültürler, kültürler yarışında ön plana çıkıyor. Fakat başarıyı başkalarını alt etmede, insanlar arası rekabette arayan Batı kültüründe insanların birbirine güveni zayıfladı, kaygı düzeyi yükseldi, adi suçlar cinayetleri arttı, yalnızlık yaşam tarzı haline gelmeye başladı. Doğu kültürlerinde kişiyi kendi yetersizlikleri ile rekabet etme öğretisi otoriteye boyun eğen uysal yetişkinler gelişmesi sonucunu verdi.

Görüldüğü gibi kültürel öğrenme ile şiddet ve saldırganlık, kişilik gelişimi arasında doğrudan bağlantı vardır.

İletişim biçimi ve sorun çözme yöntemi şiddet davranışını içselleştirmiş kültürel gruplarda şiddet davranışı toplum karşıtı (anti-sosyal) olmaktan çıkar. Antik Ispartalılarda hırsızlık yakalanmadıkça serbest sayılıyordu.

Model kişilik:

Türkiye de askeri psikiyatri pratisyenlerinin bir gözlemi vardır. Varoş kültürü ve Güneydoğu alt kültür grubunda anti-sosyal bireylere çok sık rastlanılmaktadır.

Acaba agresifliği, madde kullanımını ve şüpheyi özendiren kültür yapıları model öğrenme ile grup kişiliğimi oluşturuyor?

Kültürlerin psikolojik çatışmaları teşvik ettiği bilinmektedir. Normal davranış olarak tanımlanan standartlar bizzat kültürün kendisi tarafından tanımlanır. Ahlak, kültürel açıdan belirlenen fikirlere dayanır.

Askeri ortamda anti-sosyal olan yaşantı ilgili alt kültür grubunda normal kişilik yapısı olabilir. Pek çok antropolog kişiliği değerlendirmede tek anlamlı kriter olarak kişilikle sosyal uyum arasındaki karşılıklı ilişkiyi önemserler.

Kişiliğin kolektif bilinç altındaki kültürlenmenin bir ürünü olduğu düşünülürse bir bireye anti-sosyal derken onun yetiştiği alt kültür grubunu göz önüne almak gerekmektedir. En azından sorun çözme yöntemi ve iletişim biçimi olarak kültürel özellikler psikoz üretebilmekte veya üretilen psikozun şeklini belirleyebilmektedir.

Ahlaka aykırılık ölçeği:

New York üniversitesinde psikiyatri doçenti Yargı paneli başkanı ve “The Forensic Echo” dergisinin yazı işleri müdürü Dr. Michael Welner ahlaka aykırılık ölçeği geliştirdi. Gerekçe olarak da “sadizim, kana susamışlık, hor görme veya kendinden başka kimseyi düşünmemeyi” yansıtan etkinlikleri ve bunlarla ilgili tutumları ölçmek istediğini belirtti.

ABD’de 22 saniyede bir şiddet içeren suç işleniyor. Son on yılda ölüm cezasına çarptırılan mahkum sayısı %57 artmış durumda. 100 Amerikalıdan 2.7’si şiddet içeren bir suçun kurbanı. Cinsel suçlarda kurbanların % 71’i 17 yaşın altında. Bütün dünyadaki seri katillerin  % 76’sı ABD’de. (Güncel Psikoloji Haziran 2002)

Şiddet, suç gibi anti-sosyal eylemlerin eski on yıllara göre artması kültüre bağlı değişim olarak yorumlanıyor.

Adli psikiyatri pratiklerinde “psikiyatrinin kötülüğü tanıma yeteneğini” ölçme zorunluluğu ortaya çıkıyor.

ANTİSOSYAL ÖZELLİKLER

Kültürel öğrenme veya genetik kalıtımla geçen aşağıdaki özellikler tanınırsa doğru kültürel öğrenmeye dönüş sağlanabilir.

Anti-sosyal kişiler yalan söylediği için suçluluk duygusu hissetmeyen ve sosyal kurallara uymayan kişilerdir. Bu yapıda olanların bazı özellikleri şunlardır:

Canlı, enerjik, heyecanlı,kendi kendini motive edebilir fakat güvenilmezdir.

Özgür, bağımsız, ne yapması gerektiğini söylemeye gerek olmadan kendiliğinden iş yapar, fakat ne yapması gerektiği söylendiğinde rahatsız olur.

Girişimci, çabuk ve kararlıdır. Riski sever, esnek davranabilir. Fakat gündelik işlerden sıkılır, kaytarır, başkalarını kullanır.

Kalıpların dışında düşünür, kimsenin görmediğini görür. Fakat plan yapamaz, yanlışlardan ders almaz.

Sevimlidirler, dostlukları kısa sürer. Maymun iştahlıdır, hemen hevesi kaçar. Özel yaşantısında maddi sıkıntı çeken, boşanmak üzere olan, uyuşturucu, içki, sigarayı çok kullanan kişilerdir.

Yaşadıkları terslikleri fırsatlara dönüştürürler fakat planlı bir hayat yaşamadıkları ve sorumluluktan kaçtıkları için devam ettiremezler.

Coşku ve heyecan verici şeylere sonucunun ne olacağını düşünmeden dalarlar. Sabırlı olmadıkları için önemli işleri ihmal ederler.

İstediklerini elde etmek konusunda kural vs tanımazlar. Kurallara uymayı aptallık olarak görürler.

Dürtüseldirler. Yaptıkları işin sonucunu düşünmeden yaparlar. Neyi neden yaptıklarını düşünmeyen ruh halindeki bu tipler; kumardan, kavgadan müthiş bir keyif alırlar. Sıkıcı ortamda duramazlar sürekli huysuzluk yaparlar. Hayat onlar için, olup bitene gösterdikleri, kaygı duymadıkları ve sorumluluk almadıkları tepkilerden oluşur. Ego idealleri yoktur.

Suçluluk duymazlar . Yalan söyleyerek başkasına zarar verir. Kusurundan dolayı özür diler. Fakat yalancı ruh halinde bulunan kişi yüzeysel bir özür dileyicidir. Suçluluk duymadıkları için  bu kişiler hatalardan ders alamazlar.

Çekici özellikleri çoktur. Sevimlidirler. Pratik, canlı, enerjik ve  esprili olurlar. Bu ruh halinde olan erkekler özellikle genç kızları çok etkileyerek kendilerine aşık yaparlar  ve kullanırlar. Bir süre sonra da muhataplarını, “sana karşı hiçbir şey hissetmiyorum” diyerek bırakırlar. Sulu gözlülükten nefret ederler. Böyle kişilerin yakınları çok sık depresyona girerler.

Tutarsızdırlar. Hayatlarında belli bir davranış kalıpları oluşmamıştır. Sabah başka bir şey, akşam da başka bir şey söylerler. Aynı şey için şimdi çok sevdiğini söylerken, bir saat sonra nefret ettiğini söyler.

Özgürlük tutkunudurlar. Hep hareket ararlar. Tek düzelik onları çıldırtır, fakat sınırları iyi çizemedikleri için başkalarının birikimlerini bile riske atarlar. Eğer böyle özellikleri olan bir kişi ile yaşamak zorundaysanız, cüzdanınıza, kredi kartınıza sahip olmalısınız. Nerde duracaklarını bilmemeleri, onların kişiliklerinin bir gereğidir. İnandığınız an, kafeslenirsiniz.

Söz verip hiç birini tutmazlar. Sık yemin ederler. Böyle yaşamaktan son derece zevk alırlar. Onları düzeltmeye çalışırsanız eğer, kapana sıkışmış hayvan gibi çırpınırlar, huysuzlaşırlar. Bu huysuzluklarına aldırmamak gerekir. Sizi sıkıcı ve korkak bulabilirler. Kabullenmelisiniz.

MAGANDA ANTİSOSYALLER

Hayvansı yarı güçlü anti-sosyallerdir. Gücü severler. Kavga ve korkunun verdiği heyecan onları mutlu eder.

Yanınızda yürüyüp taciz eden, alay eden, itip kakan, sinirlendiren, sizi ağlatan bu tipler beyninizin düşünen bölümünü devreden çıkarabilirler. Bunlara ilkel, öfkeli ve duygusal tepki verirseniz kaybedersiniz.

Maganda anti-sosyaller kaba kuvvetle değil, beyin gücü ile yenilirler. Başkalarını insan olarak değil, önlerine gelen engeller olarak görürler. Kızgınlık ve öfkeye bağımlı olmuşlardır. Bir sabah iş yaparken gelir, gününüzü mahvederler. Onlara göre kavgadan başka bir yol yoktur. Kavga anında beyin kimyasalları hemen harekete geçer. Öfkeden son derece zevk alırlar. Bazı ilaçlarla bu insanların beyin kimyasalları değiştirilirse, magandalıkları gider kuzu gibi olur. Klinik pratiğimden hatırladığım bir olay var.Tedavisini takip ettiğim bir iş adamı vardı. Yardımcısı her seanstan önce telefon ederek; “Aman doktor, Beyefendinin ilacını kesmeyin” diyordu.

Hır çıkarmaktan zevk alan bu kişilere beklenmedik bir davranışta bulunursanız düşünmeye başlarlar. Beklenmedik tepkilerden nefret ederler, çünkü uçuşları bozulmuştur.

Maganda anti-sosyallere öğüt vermeye kalkmayın, onu düşündürtecek şeyler bulun.

Aslında aptal kişilerdir. İlkel güdüleri ile hareket ederek, egolarını tatmin etmeye çalışırlar ama zeki insanlar onlarla rahatlıkla oynar.

Bir maganda size bağırıyorsa, sizinde bağırarak karşılık vermeniz halinde sonuç kötüdür. Böyle bir durumda; “Lütfen yavaş konuşun, sizi anlamam lazım” gibi bir cevap onu şaşırtır.Yavaş bağıran insan olmadığına göre iyi cevap alabilirsiniz.

Böyle bir maganda ile yaşamak zorunda iseniz, tavrınızı koyun, sınırlarınızı belirleyin, kenara çekilin, davranışlarının sonuçları ile yüzleşmesini bekleyin. Eleştirilerine 24 saat sonra düşünerek cevap verin.

SATICI ANTİ-SOSYALLER

Bu kişiler yalancılığın bir türünü uygularlar. Size bir şey vererek güveninizi kazanırlar daha sonra sizi sömürürler.

Önce kendilerini sevdirirler. Zeki, kibar ve çekicidirler. Sizin hoşlandığınız şeyleri hemen hissederler, kendilerinin de aynı şeyden hoşlandıklarını ayak üstü sohbetlerde belirtirler. Zamanla iletişim öyle bir noktaya gelir ki, onunla aynı fikirde olduğunuz için onun istediğini yapmak zorunda kendinizi hissedebilirsiniz. Böyle bir noktada kendinizi rahat hissetmiyorsanız, soru sorun. Aldığınız cevap sizi tatmin etmezse, hayır deyin. Kibarlık kaygısı ile çekincelerinizi gizlemeyin. Zaten onların da sizden beklentisi budur.

Kaçırılmayacak bir fırsat kaygısı uyandırıp acele karara iterler.

Sizi ikna için benzer yatırım yapan kişileri sayarlar. Önünüze gelen ilk araca binme duygusu uyandırırlar.

Tutarlı halleri nedeniyle başkasına sormak ihtiyacı hissetmiyorsanız, yanılma ihtimaliniz yüksek olduğunu kabul etmelisiniz.

Satıcı anti-sosyaller, insanların güvenini kötüye kullanmada başarılı oldukları için objektif olmaya çalışın. Sözlere değil, davranışlara önem vermelisiniz. Tatlı dilli bir satıcıya inanmak her zaman gerçeği görmekten daha kolaydır. anti-sosyal satıcılar bu kolaycılığı iyi kullanır ve insanları avlarlar. Çözüm, “neyi, ne için yapıyor” sorusunu kendimize sormaktan geçer. Ona sorular sorun ve alacağınız cevapları not edin. Sorumluluktan nefret eden bu kişilere, sorumluluk içeren önerilerde bulunun. Hesap verecekleri duygusunu onlarda uyandırın.

Size hediye sunan sunucuya, bunun bedelini sorun. Bedeli yoksa teşekkür edin, karşılık vermek için çabalamayın.

Onların yalancı olduklarını ispatlamak yerine, kendi doğrularınızdan taviz vermemeye çalışın. Böyle yapabilirseniz üç kağıda gelmemiş olursunuz.

Bir alışverişte sorumluluk sadece malı alanın üzerine tek taraflı yükleniyorsa, bu alışverişte satıcı sorumluluk almıyorsa o kişi, satıcı anti-sosyaldir.

ANTİ-SOSYALLERLE BAŞ ETMEK

Birinci basamak, onları tanımaktır. İnsanı kolayca tahrik edebilme özellikleri nedeniyle karşı tarafın duygusal tepkisi ile beslenirler. Misilleme yaparsanız, onlar amaçlarına ulaşmış olurlar. Orman kanunlarının geçerli olduğu kendi alanlarına sizi çekmeyi başarmamalıdırlar.

İkinci basamak, onları kontrol etmek yerine kendinizi kontrol etmeyi başarmanızdır. İçinizdeki ses kavga etmeyi haykırsa bile, düşünen beyniniz ile hareket edip onun saldırısını saptırmalısınız. anti-sosyal kişi çekip gider ve ateşini başka yerde söndürmeye çalışırsa, başardınız demektir. Empati duyguları gelişmediği için sizi anlayacağını düşünmeyin.Böyle yaparsanız boşuna enerji harcarsınız ama sizi umursamaz bile. Sürekli sizi kışkırtmak için elinden geleni ardına koymayan birisi ile uğraşmak zordur.Bu konuda tavsiyede bulunmak kolay ama uygulaması zor iştir. En akıllıca hareket şekli, böyle anti-sosyallere karışmamaktır. Size bulaştı ise kazanmanın birinci şartı müdahil olmamak onu umursamamaktır. Böylece egosunu tatmin edecek psikolojik gıdayı sizde bulamayacaktır.

Anti-sosyallerle baş etme savaş stratejilerinden bir diğeri ise, başkalarına danışmaktır. Boş tehditlerin size zarar vermemesi için yapmanız gereken şey, karar vermeden önce güvendiğiniz  ve onu tanıyan kişilerin görüşlerini almaktır.

Bu ruh halinde olan kişiler, baskı, tehdit, korkutma, sindirme yöntemini çok kullanırlar.Bu durumda soğukkanlı olmalı ve mizah yeteneğinizi kullanmalısınız. Onların istediği kavga ve duygusal tepkidir.

Onları düzeltmeye çalışmayın.

Eleştirilerini ciddiye alın ama kişiselleştirmeyin. Her eleştiri içinde faydalı bilgi barındırma özelliğine sahiptir. Eleştiriye eleştiri ile karşılık vermek onların orman alanına girmek demektir. anti-sosyaller sadece size değil herkese bağırırlar. Bağırdıklarında kendilerini güvende hisseden bu kabadayılarla ellerinden güveni almadan onlarla ilişki kurabilirsiniz.

Öfkelilikleri  nedeniyle haklıyken haksız duruma düştüklerini onlara anlatın, buna  şaşıracaklardır. İyi niyetli anti-sosyaller ile böyle diyalog kurabilirsiniz. Yanlışlarını göstermek yerine çözüm odaklı yaklaşımlar onlara güven verecektir.

Sınırlarınızı iyi belirleyin.

Geçmişte olup bitenleri anlatarak, açıklamalarla ikna yolu veya, sözlü darbelerle onu sarsma yolu onun orman alanıdır. Sonuç almak için, onun beklemediği şekilde davranmalısınız. Onun beklemediği şey sizin soğukkanlı, düşünerek konuşan, tartarak cevap veren halinizdir. Hır çıkarıp dövüşürseniz kaybedersiniz. Kaba gücü seven bu kişileri, beyin gücü ile etkisiz hale getirmek için kendinize bir yol bulun. Bir şeyi elde etmenin bin yolu vardır. Bunları düşünün. Kenara çekilin ve kendinizi ezdirmeyin. Yaptıklarının sonuçları ile yüzleşmesini bekleyin.

Anti-sosyaller başka anti-sosyallere daha çok güvenirler. Diğer insanları iki yüzlü görürler. Siz, sözünüzde duran, yalan söylemeyen, sıkıntılara katlanabilen bir kişi iseniz eğer, bu kişiler size saygı duymaya başlayacaklardır.

 

ANTİ-SOSYAL “SELF RATİNG” TESTİ              

                                                              Doğru           Yanlış

Yasalarla sorunları vardır.

Kuralları, bozulabilir olarak düşünürler.

Yalan söylemeyi sorun etmezler.

Suçluluk, kaygı duygusunu yüzeysel hissederler.

Önce eğlenmek sonra çalışmak gerektiğine inanırlar.

Heyecan,hareket,macera için tehlikeli şeyleri yaparlar.

İzin istemeden eşyanızı karıştırır, sigara içerler.

Bazı sorunların kaba kuvvetle çözüleceğine inanırlar.

Düşünmeden hareket ederler.

Yaptıkları işin sonunu düşünmezler.

Söz verir sözünde durmazlar.

Sık sık iş ve eş değiştirirler.

İçki, sigara alışkanlıkları vardır.

Alkol , uyuşturucu alışkanlıkları vardır.

Şehvet düşkünüdürler.

Her zaman bir bahaneleri vardır.

Hayvanlara acımasız davranışları vardır.

Görev sorumluluğu hissetmezler.

Duyguları dengesizdir, kolay öfkelenirler.

Birşeyi göklere çıkarır, biraz sonra yerin dibine batırırlar.

Mutlu edemezler,boşluk duygusu taşırlar.

Eğer 5 den fazla cevap “doğru” ise savaş stratejinizi iyi bilmelisiniz.

 

ANTİ-SOSYAL ÖZELLİK OLARAK POLİTİK YALANCILIK

Politikacının yalan söylemesinin doğal hatta gerekli olduğu şeklindeki model kişilikler gittikçe benimsenmektedir.İnsanların birbirine güvenini zayıflatacak uzun vadede kültürel yozlaşmaya gidecek politik tutumları sorgulamalıyız.

“İşime yarayacağı zaman yalan söyleyebilirim” düşüncesinin açık sözlülük kabul edildiği bir toplumda, politika üretenlerin yalanı kullanmalarına sık rastlanılır.

Dürüstlük doğuştan mıdır?

Gerçekte dürüstlük yaratılıştan değildir. En çok yalan söyleyen varlık çocuktur. Takdir edilmek, ilgi, şefkat için, suçu saklamak için, cezadan kurtulmak için, öç almak için, eleştiriden kaçmak için, olduğu gibi değil büyüklerin istediği gibi görünmek için, çocuklar hep yalan söyleme eğilimindedirler. Çünkü yalan çocukların tek korunma silahı gibidir. Eğitim sürecinde çocuk yalandan değil, dürüstlükten menfaat elde edileceğini öğrenirse yalan azalır, dürüstlük artar.

Yalan

Bencil bir takım sonuçlar elde etmek için, bilerek ve isteyerek karşısındakini aldatmak olarak tanımlanır.

Açık ve samimi olmak, iki yüzlü olmamak, doğruyu söylemek, başkalarını aldatmamak, başkalarının hakkına saygı duymak gibi özellikler eğitimle kazanılır. Yalancılık her çocuğun geçtiği bir süreçtir.

Çocuk büyüyüp gerçeklik duygusu geliştikçe, yalanın teşvik edilmediği bir ortamda büyüyorsa dürüst olacaktır.

Kısa yoldan zengin olmak

Kapitale dayalı sistemlerde, güç ve para kutsal değer oldu. İnsanlar kısa yoldan zengin olmak, arzularını karşılamak, canının istediği gibi yaşamaya özendirildi. Güç ve paraya ulaşmak için zor ve zahmetli olan, fedakarlık gerektiren dürüstlük, pirim yapmamaya başladı. Yalanın pirim yaptığı, ilkeli davranmanın gereksiz, saflık olarak algılandığı toplumlarda, yöneticilerin de böyle davranması doğal bir sonuç gibi gözüküyor.

Hayatının her safhasını yalan söylemeden anlatabilecek kişiler, yönetime talip olmamaya başlarlarsa o sistem için, tehlike işaretlerinin başladığı söylenebilir. Herkesin dürüst olması gerektiği halde, dürüstlüğün artık meziyet olarak algılandığı bir toplumda politikacıların kişilikleri çok daha önem kazanır.

Baştakini dürüst görmek

Doğu toplumlarının bir özelliği vardır. Kendisi yalancı da olsa, kendisini yönetenleri dürüst görmek ister. Bu faydalanılması gereken bir özelliktir. Açık ve dürüst politika üreten siyasetçi, birden halkın sevgilisi olur. Eğer model olmaya devam ederse, bizim gibi lider tipi toplumlarda toplumsal düzelme daha da hızlanacaktır.

Yalan üzerine dönen politika, toplumda güven duygusunu zayıflatacaktır. İnsanları birbirine bağlayan en önemli bağ olan güvenin zayıflaması, toplumsal barış ve mutluluğun zayıflaması sonucunu doğurur.

Gaye vasıtayı meşru kılar mı?

Politika yaparak menfaat sağlayan insanlar, Machıavelli’nin bu tezini çok severler. Birbirlerine Machıavelli’nin Hükümdar kitabını tavsiye ederler, siyaset biliminin kurucusu gibi unvanlarla övgüyle yaklaşırlar.

“Devletin çıkarı uğrana her şey mubahtır, devlet hayatı ile özel hayatın ahlak ölçüleri birbirinden farklıdır” şeklinde özetlenecek ana fikirde ilginç öngörüler vardır.

1. Nasıl yaşayacaklarını bilmeyen insanları, şiddet kullanarak eğitmek gerekir.

2. Hükümdar şahsı için değil, halkın iyiliği için zor kullanabilir.

3. Kalabalıklar karakter bakımından kaypaktır, zor kullanarak inandırılmalıdır.

4. Faydalı işler azar azar yapılmalı ki halk bunların daha çok farkına varsın.

5. Zalimlik, bir hükümdarın tebasını birlik halinde, itaatkar tutabilmek için kullanacağı bir silahtır.

6. Hükümdarın şiddeti fertlere zarar verir, gereksiz yumuşaklığı ise devlete zarar verir.

7.Kuvvet ve hile yoluyla galip gelmek, saygı ve itaat uyandırmak gerekir. Dürüstlük övgüye değerdir, fakat siyasi iktidarın muhafazası için hile, ikiyüzlülük, yalan yere yemin etmek zorunluluktur.

8.Bir politikacı aldanmaya istekli enayiler bulmakta hiç güçlük çekmez.

9.Bir politikacı, sözünde durmamayı açıklayacak makul bir sebep her zaman bulur.

10.Sizin nasıl göründüğünüzü herkes görür, ama nasıl olduğunuzu pek az kişi bilir.

11.Halk bir hükümdardan nefret ederse, oturduğu şatonun kalın duvarları onu kurtaramaz. Kendisini nasıl göstereceğini iyi bilmelidir. Nasıl olduğu değil, kendisini nasıl gösterdiği önemlidir.

12.Fırsatlar, talih; kadın gibidir, kendisine mahcup şekilde yaklaşandan çok, sert muamele edenden hoşlanır. Yırtıcı, vicdanı zayıf gençlere, daha çok itaat eder. Bunun için atılganlık tedbirlilikten daha iyidir.

13.Olması gereken değil, olanı ele alıyorum. Nutuklar kitabında olması gerekeni, Hükümdar kitabında da olanı ele aldım.

14.Halka güvenmek, kum üzerine bina yapmak gibidir. (Daha sonra bu görüşünü değiştirip Monarşiye karşı cumhuriyetçiliği savunmuştur.)  

Halka güvenmeyen politikacıların ayakta kalmak için yalan ve ikiyüzlülüğü kullanmaları günümüzün gerçeğidir.

İlkel toplumlar itaat kültürü ortamında yönetildiler. Hür toplumlar demokrasi kültüründe yönetiliyorlar. Demokrasinin bir değer ve kültür olarak benimsendiği toplumlarda halka ve halkın kararına güvenmek gerekiyor.

Halkın sevgisi ve güveni olmadan, hiçbir yönetici kendini emniyette hissedemez. Yalan politikalar veya baskıcı yöntemlerle anlık çözümler elde edebilir, fakat halkın sevgi ve güveni kazanılmıyorsa uzun vade de sistem çökecektir. Sovyetler Birliği buna canlı bir örnektir. Halkın sevgi ve güvenini kazanmak halk dalkavukluğu değil, akıl ve bilimin gereğidir.

Despotizmde, korku duygusu uyandırılarak toplum yönetilir. Demokraside, sevgi ve güven duygusu uyandırılarak toplum yönetilir.

SONUÇ

Anti-sosyal kişilik özellikleri kültürel aktarımı ile yeni kuşaklarda daha fazla görülme eğilimindedir.Ayrıca kültürel alt gruplarda bazı anti-sosyal özellikler model kişilik özellikleridir.

Ruh