

Yaşlı bir yakına yardım etmek, onun yerine bütün kararları almak anlamına gelmiyor. Sürekli öğüt vermek, çocukla konuşur gibi konuşmak, sağlık sorunlarını “yaşlılık işte” diyerek geçiştirmek veya her hareketini denetlemek, iyi niyetle yapılsa bile kişiyi yalnızlaştırabiliyor. Peki yaşlılara nasıl davranılmalı? Saygılı iletişim, bağımsızlığı destekleme, güvenlik, ruh sağlığı ve aile içi sınırlar açısından uygulanabilir önerileri bir araya getirdik.
Yaşlılara, yaşlarından önce kişiliklerini, tercihlerini ve yaşam deneyimlerini gözeterek davranılmalı. Yardıma ihtiyaç duydukları konularda destek sunarken yapabildikleri işleri ellerinden almamak; onlarla doğrudan, açık ve saygılı biçimde konuşmak; kararlarına mümkün olduğunca katılmalarını sağlamak gerekir. Güvenlik kaygıları da önemlidir. Ancak güvenliği sağlamak için seçilen yöntem, kişinin söz hakkını ve onurunu yok saymamalıdır.
Dünya Sağlık Örgütü, sağlıklı yaşlanmayı ileri yaşlarda iyi oluşu mümkün kılan işlevsel kapasitenin geliştirilmesi ve korunmasıyla ilişkilendiriyor. Bu yaklaşım, yalnızca hastalıkların bulunup bulunmadığına bakmak yerine kişinin günlük yaşamda neleri yapmak istediğine ve hangi desteğe ihtiyaç duyduğuna odaklanıyor.
Bir yaşlı birey kendi alışverişini yapmak, arkadaşını ziyaret etmek, torunuyla vakit geçirmek veya evindeki düzeni sürdürmek isteyebilir. Başka biri ise yemek hazırlama, ilaçlarını düzenleme ya da ulaşım konusunda desteğe ihtiyaç duyabilir. Aynı yaştaki iki insanın ihtiyaçları birbirinden çok farklı olabilir. Bu yüzden “Yaşlılara nasıl davranılmalı?” sorusunun ilk ilkesi, kişiyi dinleyip desteği onun gerçek ihtiyacına göre şekillendirmektir.
“Yaşlılar teknoloji kullanamaz”, “yaşlılar değişime kapalıdır” veya “bu yaştan sonra öğrenemez” gibi genellemeler, günlük konuşmada masum görünebilir. Oysa kişiyi yalnızca yaşına göre değerlendirmek, becerilerini ve isteklerini gözden kaçırmaya yol açar. Dünya Sağlık Örgütü, yaşa dayalı kalıp yargıların ve ayrımcılığın yaşlıların toplumdaki yerini ve hizmetlere erişimini etkileyebildiğini vurguluyor. who.int
Bazı yaşlı bireyler bağımsız yaşarken bazıları düzenli desteğe ihtiyaç duyar. Kimi kalabalık aile ziyaretlerinden hoşlanır, kimi sakin bir görüşmeyi tercih eder. Kimi yeni bir uygulamayı hızla öğrenir, kimi yazılı yönerge ister. Bu farklılıkları görmenin en kolay yolu varsaymak yerine sormaktır:

Bu soru, hem ihtiyaçları anlamaya hem de kişinin kendi yaşamındaki yerini korumasına yardımcı olur. Yardım teklifini emir gibi sunmamak özellikle önemlidir. “Artık bunu yapamazsın, ben hallederim” cümlesi yerine “İstersen birlikte yapabiliriz” demek, aynı pratik sorunu daha saygılı biçimde çözebilir.
Saygı, yalnızca kibar konuşmak değildir
Saygılı davranmak, “siz” diye hitap etmekten ya da özel günlerde ziyaret etmekten ibaret değildir. Yaşlı bireyin düşüncesine zaman ayırmak, onun adına konuşmamak, özel alanına dikkat etmek ve kendi yaşamıyla ilgili kararlara katılmasını sağlamak da saygının parçasıdır.
Örneğin bir sağlık randevusunda hekim bir soru sorduğunda, yakınının hemen araya girip bütün yanıtları vermesi pratik görünebilir. Ancak yaşlı kişi konuşabiliyor ve görüşünü ifade etmek istiyorsa öncelikle ona söz verilmelidir. Aile üyesi, eksik kalan bilgileri daha sonra tamamlayabilir. Benzer biçimde kişinin eşyalarını düzenlemek, telefonunu kontrol etmek veya ziyaret programını belirlemek konusunda da önce görüşünü almak gerekir.
Elbette kişinin karar verme kapasitesinin etkilendiği veya acil güvenlik sorunu bulunan durumlar farklı değerlendirme gerektirir. Yine de böyle durumlarda bile ona anlayabileceği biçimde ne yapıldığını anlatmak ve mümkün olan seçenekler arasında tercih sunmak önemlidir. Kişinin desteğe ihtiyaç duyması, bütün tercihlerini kaybettiği anlamına gelmez.
İyi bir iletişimin başlangıcı, konuşmanın hızını ve biçimini karşımızdaki kişiye göre ayarlamaktır. Önce dikkatini çekmek, yüz yüze konuşmak, cümleyi tamamlaması için zaman vermek ve gerçekten dinlemek çoğu zaman karmaşık tekniklerden daha değerlidir.
Şu alışkanlıklar iletişimi kolaylaştırabilir:
- Konuşmaya başlamadan önce kişinin sizi duyduğundan ve konuşmaya hazır olduğundan emin olun.
- Gürültülü televizyon veya kalabalık ortam gibi dikkat dağıtıcıları mümkünse azaltın.
- Birden fazla konuyu aynı anda açmak yerine düşüncelerinizi sırayla anlatın.
- Yanıt vermesi için zaman tanıyın; sessizliği hemen kendi sözlerinizle doldurmayın.
- Anlamadığınızda tahmin yürütmek yerine nazikçe tekrar etmesini isteyin.
- İşitme güçlüğü olabileceğini düşünüyorsanız daha anlaşılır konuşun ve değerlendirme için sağlık desteği alın.
- Bir anlaşmazlıkta yalnızca sonuca değil, kişinin neden öyle düşündüğüne de kulak verin.
Sesinizi gereksiz yere yükseltmek, kelimeleri abartılı biçimde söylemek veya çocukla konuşur gibi bir ton kullanmak anlaşılmayı artırmayabilir; aksine kişiyi rahatsız edebilir. Özellikle işitme güçlüğü varsa önce ortam gürültüsünü azaltmak ve yüzünüzün görülebildiği bir konuma geçmek daha yararlı olabilir. İşitme ve görme kaybı, hareket kısıtlılığı ve sosyal çevredeki değişimler ileri yaşta iletişimi ve sosyal bağlantıları etkileyebilir.
Günlük yaşamda sık karşılaşılan bir durum var: Aile, yaşlı yakınını korumak için onun alışverişini, yemek hazırlığını, ödemelerini ve randevularını bütünüyle üstleniyor. Bazı işlerde bu destek gerçekten gereklidir. Fakat kişinin hâlâ yapabildiği işleri otomatik olarak elinden almak, zamanla kendisini gereksiz hissetmesine neden olabilir.
Daha iyi bir yaklaşım, işi küçük parçalara ayırmaktır. Örneğin alışverişe tek başına gitmek zor geliyorsa listeyi birlikte hazırlamak, ulaşımı ayarlamak veya ağır poşetleri taşımak yeterli olabilir. Kişi yemek yapmak istiyorsa mutfağı güvenli hâle getirip yorucu aşamalarda destek vermek düşünülebilir. Telefonla randevu almakta zorlanıyorsa görüşmenin yanında bulunmak, onun adına tüm konuşmayı yapmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.
Burada amaç her işi mutlaka tek başına yapmasını istemek değildir. Amaç, güvenlik ile bağımsızlık arasında kişinin ihtiyaçlarına uygun bir denge kurmaktır. “Bunu hâlâ yapabiliyor mu?”, “Hangi aşamada desteğe ihtiyaç duyuyor?” ve “Kendisi nasıl bir çözüm istiyor?” soruları bu dengeyi bulmaya yardım eder.
Yetişkin bir evladın anne veya babasına destek olmaya başlaması, aile içindeki alışılmış rolleri değiştirebilir. Daha önce kararları veren ebeveyn, artık bazı konularda çocuğundan yardım isteyebilir. Bu değişim her iki taraf için de duygusal olabilir. Anne veya baba yardım istemekten çekinebilir; evlat ise endişesini kontrol etme isteğiyle gösterebilir.
“İlaçlarını neden yine unutmuşsun?” gibi suçlayıcı bir başlangıç, konuşmayı savunmaya dönüştürebilir. “İlaç düzeni son günlerde zorlaştı mı? Birlikte kolaylaştıracak bir yol bulalım mı?” demek sorunu daha açık biçimde ele almaya yardımcı olur. Benzer şekilde “Artık yalnız yaşayamazsın” şeklinde kesin bir hüküm vermeden önce hangi günlük işlerde güçlük yaşandığını, evin güvenliğini ve kişinin tercihlerini konuşmak gerekir.
Bazı ailelerde geçmişten gelen kırgınlıklar bakım sürecinde yeniden ortaya çıkar. Böyle durumlarda her anlaşmazlığı “yaşlılık yüzünden huysuzlaştı” diye yorumlamak da, bütün sorunları tek bir aile üyesinin çözmesini beklemek de yararlı değildir. Görevleri paylaşmak, sınırları konuşmak ve ihtiyaç duyulduğunda profesyonel destek almak hem ilişkinin hem bakımın sürdürülebilirliğine katkı sağlayabilir.

Kullanılan kelimeler, yardımın nasıl algılanacağını değiştirir. Aynı niyet, buyurgan bir cümleyle sunulduğunda direnç; seçenek sunularak ifade edildiğinde iş birliği doğurabilir.
Yerine karar veren ifade Daha katılımcı ifade
“Bunu artık yapamazsın.” “Bu işin hangi kısmında desteğe ihtiyaç duyuyorsun?”
“Doktora gideceksin, tartışma.” “Bu değişikliği bir hekimle görüşmemiz iyi olabilir. Randevuyu nasıl planlayalım?”
“Sen anlamazsın, bana bırak.” “İstersen birlikte adım adım bakalım.”
“Bunu kaç kere söyledim?” “Başka bir şekilde anlatmam yardımcı olur mu?”
“Evden çıkma, tehlikeli.” “Dışarı çıkarken daha güvenli hissetmen için neyi düzenleyebiliriz?”
Bu örneklerin her durumda tek doğru cümle olduğu düşünülmemeli. Kişinin alışkanlıkları, sağlık durumu ve ilişkinin geçmişi konuşmanın biçimini etkiler. Temel ilke, sorunu küçümsemeden kişinin görüşüne alan açmaktır.
Bazı iletişim alışkanlıkları, iyi niyetle yapılsa bile kişiyi incitebilir. Bunların başında sözünü kesmek ve onun hakkında yanında üçüncü tekil kişiyle konuşmak gelir. “O artık hiçbir şey hatırlamıyor” gibi bir ifade, kişinin duyup anlamadığı varsayımına dayanır. Hafıza veya konuşma güçlüğü olsa bile yanında bulunan kişiyi konuşmanın dışında bırakmamak gerekir.
Bir başka yaygın hata, her yakınmayı yaşa bağlamaktır. “O yaşta ağrı olur”, “Yaşlanınca unutkanlık normal” veya “Bu yaşta moral bozukluğu olur” sözleri, değerlendirilmesi gereken bir sağlık sorununu geciktirebilir. Belirtilerin nedeni yalnızca yaşa bakılarak belirlenemez. Ayrıca sürekli öğüt vermek de dinlemekle aynı şey değildir. Yaşlı birey bazen çözüm değil, kaybını veya endişesini anlatabileceği bir alan arar. “Böyle düşünme” demek yerine “Bu durum seni zorlamış gibi görünüyor; anlatmak ister misin?” demek konuşmayı açabilir. Son olarak yardımın teşekkür veya koşulsuz itaat beklentisine dönüşmemesi gerekir. “Senin için bunca şeyi yapıyorum” cümlesi, bakım verenin yorgunluğunu ifade etse de yaşlı kişide suçluluk yaratabilir. Bakım yükü ağırlaştığında çözüm, bunu kişiye yöneltilen bir siteme dönüştürmekten çok destek düzenini yeniden kurmaktır.
Yaşlı bireyin fikri aile kararlarına nasıl katılır?
Yaşlı bir yakının ev düzeni, günlük programı, ziyaretleri, sağlık randevuları veya destek alacağı kişiler hakkında konuşulurken kararlar çoğu zaman aile üyeleri arasında verilir. Oysa kararın sonuçlarını doğrudan yaşayacak kişinin görüşü merkezde olmalıdır. Aile toplantısı yapılacaksa konuşmayı onun olmadığı bir ortamda bitirip sonucu bildirmek yerine kendisine anlaşılır seçenekler sunmak daha uygundur. “Haftada iki gün eve destek gelmesi mi, alışverişi birlikte yapmamız mı sana daha uygun?” gibi somut seçenekler değerlendirmeyi kolaylaştırır. Çok fazla seçeneği aynı anda sıralamak yorucuysa seçenek sayısı azaltılabilir.
Karar alma süreci tek görüşmede tamamlanmak zorunda değildir. Bazı insanlar düşünmek, seçenekleri tartmak veya güvendiği başka biriyle konuşmak ister. Acil bir durum yoksa zaman tanımak, gerçek bir katılım için gereklidir. Sağlıkla ilgili konularda da kişiye hangi bilginin paylaşıldığı, kimlerin görüşmede bulunmasını istediği ve sorularını sorması için fırsat verilip verilmediği önem taşır.
Güvenlik ve bağımsızlık arasında denge nasıl kurulur?
Ailelerin en zorlandığı konulardan biri, “Ya düşerse?”, “Ya ilaçlarını karıştırırsa?” veya “Ya dışarıda yolunu bulamazsa?” endişesidir. Bu kaygıları görmezden gelmek doğru olmaz. Fakat her riskin karşılığı kişinin bütün etkinliklerini yasaklamak da değildir. Önce riskin ne olduğunu belirlemek gerekir. Evde düşme kaygısı varsa aydınlatma, kaygan yüzeyler, dağınık geçiş alanları, uygun ayakkabı ve hareket desteği gibi konular gözden geçirilebilir. Düşme öyküsü, baş dönmesi veya denge güçlüğü varsa sağlık değerlendirmesi planlanmalıdır. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, düşme riskini konuşmayı ve ev ortamını daha güvenli hâle getirmeyi önleme yaklaşımının parçaları arasında sayıyor.
İlaçlarla ilgili kaygı varsa çözüm, aile üyelerinin kendi başına ilaç kesmesi veya doz değiştirmesi değildir. İlaçların hekim ve eczacıyla gözden geçirilmesi, yazılı bir plan oluşturulması ve kişinin kullanabileceği bir hatırlatma yöntemi seçilmesi daha güvenli bir yol olabilir. Dışarı çıkma konusunda güçlük yaşanıyorsa ulaşım desteği, birlikte gidilecek bir güzergâh veya belirli saatlerde eşlik gibi seçenekler konuşulabilir.
Her durumda soru şu olmalıdır: “Bu etkinliği tamamen kaldırmadan riski nasıl azaltabiliriz?” Bazen riskin düzeyi nedeniyle daha kapsamlı destek gerekir. Böyle bir karar da gözleme, sağlık değerlendirmesine ve kişinin görüşüne dayanmalıdır.
Bir kişinin çevresinde insanların bulunması, kendisini mutlaka bağlı hissettiği anlamına gelmez. Kalabalık bir evde yaşayan biri de yalnızlık yaşayabilir. Tersine, tek başına yaşayan bir kişi güçlü arkadaşlıklar ve düzenli sosyal bağlarla kendisini iyi hissedebilir. Bu yüzden yalnızlığı yalnızca “Evde tek mi yaşıyor?” sorusuyla anlamak mümkün değildir. Yaşlılıkta arkadaş kayıpları, emeklilik, hareket güçlüğü, işitme kaybı, görme sorunları veya ulaşım engelleri sosyal ilişkileri sürdürebilmeyi zorlaştırabilir. Dünya Sağlık Örgütü, sosyal izolasyon ve yalnızlığın ileri yaş ruh sağlığı açısından önemli risk etkenleri olduğunu belirtiyor.
Yakınlar bu konuda yalnızca “Daha çok dışarı çıkmalısın” demekle yetinmemeli. Kişinin sevdiği ilişkileri ve etkinlikleri öğrenmek daha yararlıdır. Belki uzun telefon görüşmeleri yerine haftalık kısa ziyaretler istiyordur. Belki komşusuyla yürümek, bir topluluk etkinliğine katılmak veya uzaktaki arkadaşıyla görüntülü konuşmayı öğrenmek istiyordur. İlişkinin sıklığı kadar anlamı da önemlidir. Ziyaretlerde bütün konuşmayı hastalıklar ve ilaçlarla sınırlamamak gerekir. Birlikte yemek yapmak, fotoğraflara bakmak, güncel bir konuda fikrini sormak veya yalnızca sohbet etmek, kişiyi bakımın konusu olmanın ötesinde ilişkinin etkin bir parçası hâline getirir.
Hayır. İleri yaşta üzüntü, kayıp ve yaşam değişiklikleri yaşanabilir; ancak sürekli çökkünlük, ilgi kaybı ve günlük yaşamı etkileyen ruhsal belirtiler “yaşlılık böyledir” diye geçiştirilmemelidir. Ruh sağlığı sorunları yaşlı bireylerde de değerlendirme ve uygun destek gerektirir. Dünya Sağlık Örgütü, ileri yaş ruh sağlığını etkileyen koşullar arasında yalnızlık, sosyal izolasyon ve istismara da dikkat çekiyor. Dikkat edilmesi gereken değişiklikler yalnızca ağlamak veya açıkça “mutsuzum” demek değildir. Kişi daha önce sevdiği etkinliklerden uzaklaşabilir, uykusu değişebilir, iştahı azalabilir, kendisini değersiz hissettiğini söyleyebilir veya belirgin biçimde içine kapanabilir. Bu belirtilerin farklı fiziksel ve ruhsal nedenleri olabileceği için tanı koymaya çalışmak yerine sağlık profesyoneline başvurmak gerekir.
Aile üyeleri konuşmayı “Senin hiçbir sorunun yok, kafana takma” diyerek kapatmamalı. “Son zamanlarda eskisi kadar keyif alamadığını fark ettim. Nasıl hissediyorsun?” gibi bir başlangıç, kişinin deneyimini anlatmasını kolaylaştırabilir. Kendine zarar verme düşüncesinden söz ediyorsa durum ciddiye alınmalı; kişi yalnız bırakılmadan acil sağlık desteğine başvurulmalıdır.

Bir ismi veya tarihi unutmak tek başına demans tanısı anlamına gelmez. Bununla birlikte günlük işleri aksatan, yön bulmayı zorlaştıran veya belirgin biçimde ilerleyen hafıza ve düşünme değişiklikleri değerlendirilmelidir. Yakınların görevi kişiyi tekrar tekrar sınava çekmek değil, değişiklikleri somut örneklerle fark edip uygun sağlık değerlendirmesini sağlamaktır.
“Benim adım ne?”, “Az önce ne söyledim?” veya “Bugün hangi gün?” sorularını sık sık yöneltmek, kişi için bunaltıcı olabilir. Bir bilgiyi hatırlamadığında “Bunu dün de anlattım” diye çıkışmak da çoğu zaman işe yaramaz. Bunun yerine gerekli bilgiyi sakin biçimde yeniden söylemek, yazılı not kullanmak veya günlük işleri anlaşılır bir düzene yerleştirmek düşünülebilir. Unutkanlıkla birlikte ortaya çıkan ani değişikliklere özellikle dikkat edilmelidir. Kişinin kısa sürede belirgin biçimde kafa karışıklığı yaşaması, olağan hâlinden farklı görünmesi veya yeni başka belirtiler göstermesi, “yaşı ilerlediği için” şeklinde açıklanıp bekletilmemelidir. Böyle durumlarda zamanında tıbbi değerlendirme gerekir.
Demans veya Alzheimer hastalığı olan biriyle iletişim
Demans yaşayan birinin iletişim becerileri zaman içinde değişebilir. Sözcük bulmakta zorlanabilir, aynı soruyu yineleyebilir veya konuşmanın akışını kaybedebilir. Bu değişiklikler iletişimin bittiği anlamına gelmez; iletişimin biçimini uyarlamak gerektiğini gösterir. ABD Ulusal Yaşlanma Enstitüsü, Alzheimer hastalığı olan biriyle konuşurken sabırlı olmayı, kişinin yanında onun hakkında yokmuş gibi konuşmamayı ve anlaşılmayan bir ifadeyi farklı kelimelerle yeniden anlatmayı öneriyor. Kurum, unutulan bir bilgi için sürekli düzeltme yapmanın veya tartışmaya girmenin ilişkiyi zorlaştırabileceğine de dikkat çekiyor. Günlük yaşamda kısa ve açık cümleler kullanmak, bir anda çok sayıda soru sormamak ve yanıt için zaman bırakmak yardımcı olabilir. “Ne yemek istersin?” gibi geniş bir soru zor geliyorsa “Çorba mı, yoğurt mu istersin?” gibi iki somut seçenek sunulabilir. Yine de kişi adına her kararı peşinen vermemek önemlidir.
Aynı soru tekrarlandığında yalnızca sözcüklere değil, sorunun arkasındaki duyguya da bakmak gerekir. “Eve ne zaman gideceğiz?” sorusu bazen saat veya adres bilgisi istemekten çok güvende hissetme ihtiyacını ifade edebilir. Sakin bir sesle yanıt vermek, bulunduğu ortamı anlaşılır kılmak ve huzursuzluğun olası nedenlerini gözlemlemek yararlı olabilir. Yeni veya şiddetli davranış değişikliklerinde sağlık değerlendirmesi gerekir.
İşitme güçlüğü yaşayan bir kişi, özellikle birden çok kişinin aynı anda konuştuğu ortamlarda söylenenleri izlemekte zorlanabilir. Bu durum bazen “Bizi dinlemiyor” veya “Sürekli yanlış anlıyor” diye yorumlanır. Oysa önce iletişim ortamını düzenlemek ve gerekirse işitme değerlendirmesi istemek gerekir. Konuşmaya kişinin görüş alanına girerek başlayın. Başka odadan seslenmek yerine yanına gidin. Televizyonu kısın, yüzünüzü saklamayın ve anlaşılır bir hızda konuşun. Cümleyi işitemediğinde yalnızca aynı kelimeleri daha yüksek sesle tekrar etmek yerine farklı bir ifadeyle anlatmayı deneyin. Önemli tarih, saat veya ilaç bilgilerini gerektiğinde yazılı olarak da verin.
Bütün zorlukları işitme kaybına bağlamamak da gerekir. Görme sorunu, dikkat güçlüğü, yorgunluk veya kullanılan ortamın karmaşıklığı da iletişimi etkileyebilir. Kişi sık sık konuşmaları kaçırdığını söylüyor ya da sosyal ortamlardan bu nedenle uzaklaşıyorsa sağlık profesyoneline başvurması için destek sunulabilir.
Yaşlı bireyin mahremiyeti nasıl korunur?
Mahremiyet, kişinin yalnızca sağlık kayıtlarının gizliliğiyle ilgili değildir. Odasına girmeden kapıyı çalmak, kişisel eşyalarını izinsiz karıştırmamak, telefon görüşmelerini dinlememek ve sağlık bilgilerini başkalarıyla paylaşmadan önce görüşünü almak da günlük yaşamın temel parçalarıdır. Bakım gereksinimi arttığında mahremiyeti korumak daha fazla özen isteyebilir. Giyinme, banyo veya tuvalet gibi alanlarda destek gerekiyorsa kişinin ne kadar yardımı kabul ettiği, kimin yardım etmesini tercih ettiği ve hangi adımları kendisinin yapabildiği sorulmalıdır. Bir işlem hızlı tamamlansın diye kişinin utanç veya rahatsızlık hissini görmezden gelmek doğru değildir. Aile içindeki “Herkes bilsin ki yardımcı olsun” yaklaşımı da dikkatle ele alınmalıdır. Sağlık durumu, mali meseleler veya evde yaşanan güçlükler, gerektiği kadar ve uygun kişilerle paylaşılmalıdır. Kişinin açıkça ifade edebildiği tercihlerini duymak, destek planının güven ilişkisi içinde yürütülmesine yardımcı olur.

Dijital bankacılık, görüntülü görüşme, çevrim içi randevu ve mesajlaşma birçok kişinin günlük yaşamını kolaylaştırabilir. Ancak “Sen anlamazsın” diyerek cihazı elinden almak veya bütün şifrelerini aile üyelerinin yönetmesi, bağımsızlığı azaltabilir. Öte yandan kişi istemediği hâlde her işlemi dijital ortamdan yapması için zorlanmamalıdır. Öğretirken tek seferde çok sayıda işlem göstermemek işe yarar. Önce kişinin ne yapmak istediğini sorun: “Torununla görüntülü konuşmak mı?”, “Randevu tarihini görmek mi?” Belirli bir amaca odaklanın, adımları birlikte uygulayın ve isterse okunaklı bir yönerge hazırlayın. Tekrar gereksinimini sabırsızlıkla karşılamayın; yeni bir uygulamayı öğrenmek her yaşta zaman alabilir.
Güvenlik açısından bilinmeyen bağlantılar, telefonda şifre isteyen kişiler ve para transferi talepleri hakkında açık, sakin bilgiler paylaşmak önemlidir. Korkutmak veya “Sen hiçbir şeye dokunma” demek yerine şüpheli bir durumda kime danışacağını birlikte belirlemek daha kullanışlıdır.
Aşırı korumacılık çoğu zaman sevgiden ve korkudan doğar. Aile, düşme veya hastalanma ihtimalini azaltmak ister. Ancak kişinin dışarı çıkmasını, arkadaşlarıyla görüşmesini veya basit günlük seçimler yapmasını sürekli sınırlamak, onun yaşam alanını daraltabilir.
Burada gerekli olan, her talebe koşulsuz “evet” demek değildir. Güvenlik riski varsa açıkça konuşulmalı, somut örnekler verilmeli ve seçenekler birlikte değerlendirilmelidir. “Geçen hafta merdivende dengen bozuldu; bunu daha güvenli hâle getirmek için ne yapabiliriz?” cümlesi, “Artık merdiven kullanmayacaksın” buyruğundan daha fazla bilgi ve iş birliği sağlayabilir.
Kişinin risk algısı aile üyelerinden farklı olabilir. Bazen aile, olasılığı düşük bir olaydan çok kaygılanırken kişinin asıl önem verdiği konu sosyal hayatını sürdürebilmektir. İyi bir destek planı, hem fiziksel güvenliği hem de kişinin kendisi için anlamlı bulduğu yaşamı dikkate alır.
Bir yaşlı bireyin yardımı reddetmesi, her zaman “inatçılık” olarak yorumlanmamalıdır. Yardım teklifinin biçimi, daha önce yaşanan olumsuz bir deneyim, mahremiyet kaygısı, mali endişe veya bağımsızlığını kaybetme korkusu itirazın arkasında olabilir. Önce neye itiraz ettiğini anlamak gerekir. Konuşmanın en hararetli anında güç mücadelesine girmek yerine kısa bir ara vermek yararlı olabilir. Ardından somut konuya dönün: “Eve destek gelmesi fikrinin hangi kısmı seni rahatsız ediyor?” Kişinin sözünü kesmeden dinleyin. Söylediklerine katılmasanız bile “Evinde tanımadığın birinin bulunmasını istemediğini anlıyorum” diyerek kaygıyı tanımak, görüşmeyi ilerletebilir.
Öfke veya davranış değişikliği yeni başladıysa, çok belirginse ya da günlük işlevlerde başka değişikliklerle birlikte görülüyorsa yalnızca kişilik özelliği olarak değerlendirilmemelidir. Ağrı, uyku sorunu, ilaçlarla ilgili güçlükler veya başka sağlık durumları açısından profesyonel değerlendirme gerekebilir.
Kuşak farkı nedeniyle yaşanan anlaşmazlıklar nasıl yönetilmeli?
Aile içinde giyim, çocuk yetiştirme, para kullanımı, teknoloji veya yaşam tarzı üzerine fikir ayrılıkları olabilir. Bu farklar her konuşmayı ikna yarışına çevirmek zorunda değildir. İlişkinin amacı her konuda aynı düşünmek değil, farklı görüşlerle birlikte saygılı bir ilişki sürdürebilmektir.
Önce görüş ayrılığının gerçekten bir güvenlik veya sağlık meselesi olup olmadığına bakın. Yalnızca kişisel tercih söz konusuysa, karşınızdaki kişinin kendi seçimlerine alan tanımak daha uygun olabilir. Ciddi bir sorun varsa da “Senin zamanında böyle olabilir ama artık yanlış” gibi küçümseyici bir başlangıç yerine neden endişelendiğinizi açıklayın.
Yaşlı bireyin deneyimlerini dinlemek, bütün görüşlerini kabul etmek anlamına gelmez. Aynı şekilde onun da daha genç aile üyelerinin kararlarını bütünüyle benimsemesi gerekmez. İki tarafın sınırlarını açık biçimde konuşması, ilişkinin sürekli öğüt verme ve savunma döngüsüne girmesini azaltabilir.
Sevgi herkes için aynı davranışla ifade edilmez. Bazı kişiler sık ziyaret edilmekten hoşlanır; bazıları günlük telefon görüşmesini tercih eder. Bazıları birlikte iş yapınca yakınlık hisseder, bazıları uzun sohbetleri sever. Bu nedenle sevginin nasıl gösterileceğini kişinin kendisine sormak değerlidir. Birlikte geçirilen zamanda yalnızca bakım işleriyle ilgilenmemeye çalışın. Hastane randevusuna götürmek veya alışveriş yapmak gerekli olabilir; fakat kişinin hayatıyla ilgili merak gösterilmesi de önemlidir. Hangi kitabı okuduğunu, eski bir arkadaşından haber alıp almadığını, bugün ne yapmak istediğini sormak ilişkiyi canlı tutar.
Sevgi, kişiyi sürekli neşeli olmaya zorlamak da değildir. Kayıp yaşadığında üzülmesine, geçmişi özlemesine veya bazen yalnız kalmak istemesine alan tanımak gerekir. Yakınlık, her duyguyu hemen düzeltmeye çalışmadan yanında kalabilmektir.
Çocuklarla yaşlı aile üyeleri arasındaki ilişki, her iki taraf için de anlamlı olabilir. Ancak bu ilişki yalnızca “Büyüklerine saygı göster, öp elini” buyruğuna indirgenmemelidir. Çocuğa karşısındaki kişinin ilgi alanlarını anlatmak ve birlikte yapabilecekleri gerçek etkinlikler bulmak daha kalıcı bir bağ kurabilir. Birlikte fotoğraf albümü hazırlamak, basit bir tarif yapmak, bitki yetiştirmek veya bir aile hikâyesini dinlemek gibi etkinlikler farklı yaşların birbirini tanımasına yardımcı olabilir. Çocuğun yaşına uygun biçimde soru sormasına izin verilmeli; yaşlı bireyin de dinlenme ihtiyacı gözetilmelidir.
İleri yaşta hastalık veya hafıza güçlüğü varsa çocuklara anlaşılır, korkutmayan bir açıklama yapmak yararlı olabilir. Örneğin “Bazen aynı soruyu yeniden soruyor; hatırlamakta zorlandığı için oluyor” denebilir. Böylece çocuk, değişen davranışı kendisine yönelik bir reddedilme olarak yorumlamaz. Görüşmelerin süresi ve biçimi, hem çocuğun hem yaşlı kişinin rahatlığına göre düzenlenmelidir.
Yaşlı bireyin sosyal yaşamı nasıl desteklenir?
Sosyal yaşam yalnızca kalabalık etkinliklere katılmak değildir. Düzenli bir komşu sohbeti, bir arkadaşla telefon görüşmesi, aile yemeği veya ilgi duyduğu bir topluluk çalışması da bağlantı duygusu sağlayabilir. Önemli olan, etkinliğin kişinin isteğine ve koşullarına uygun olmasıdır.
Yakınlar bazen “Dışarı çıkmıyor, demek ki istemiyor” diye düşünür. Oysa ulaşım zorluğu, işitme sorunu, düşme korkusu, maliyet veya etkinlik saatleri katılımı engelliyor olabilir. “Gitmek ister miydin; seni zorlayan ne var?” sorusu, varsayımdan daha yararlıdır. Kişi katılmak istiyorsa engeli azaltacak somut destek planlanabilir.
Bunun tersine, sırf “iyi gelir” düşüncesiyle istemediği her davete katılmaya zorlamak da uygun değildir. Sosyal bağı desteklemek, kişinin tercih ettiği ilişkileri sürdürmesini kolaylaştırmak anlamına gelir. Günlük yaşamını belirgin biçimde daraltan bir geri çekilme varsa bunun ardındaki sağlık veya ruh sağlığı etkenleri değerlendirilmelidir.
Yaşlı bakımında aile üyeleri arasında görev paylaşımı
Bakım işi çoğu ailede bir kişinin üzerine yığılır. Randevuları ayarlayan, ilaç listesini takip eden, alışverişi yapan ve geceleri telefona yanıt veren kişi aynı olabilir. Diğer aile üyeleri “Bir şeye ihtiyacın olursa söyle” dese de neyin, ne zaman yapılacağını belirleme yükü yine o kişide kalır. Daha adil bir düzen için ihtiyaçları somutlaştırmak gerekir: Hangi gün ulaşım desteği gerekiyor? Alışverişi kim yapacak? Acil durumda kimi arayacağız? Kişinin düzenli sosyal görüşmelerine kim destek olacak? Görevleri görünür hâle getirmek, bakım verenin sürekli talepte bulunan kişi konumuna düşmesini azaltır.
Bu plan yapılırken yaşlı bireyin görüşü de alınmalıdır. Her aile üyesiyle aynı yakınlık düzeyini veya aynı yardım biçimini istemeyebilir. Bazen dışarıdan profesyonel destek almak aile ilişkilerini korumak için de gerekli olabilir. Gereksinimler zamanla değişeceğinden plan belirli aralıklarla gözden geçirilmelidir.

Bakım veren kişi kendi sınırlarını nasıl korumalı?
Bir yakına destek olmak, kişinin kendi sağlığını, işini ve diğer ilişkilerini sınırsızca ertelemesi gerektiği anlamına gelmez. Sürekli uykusuzluk, öfke, tükenmişlik veya çaresizlik hissi, bakım düzeninin sürdürülemez hâle geldiğini gösterebilir. Bu duyguları yaşamak sevgisizlik olarak yorumlanmamalıdır. Yardım istemek için kriz çıkmasını beklememek gerekir. Aile içinde görev dağılımı, belirli saatlerde dinlenme, geçici bakım desteği veya profesyonel danışmanlık gibi seçenekler değerlendirilebilir. Bakım verenin ihtiyaçlarını açıkça söylemesi, yaşlı bireye yöneltilen bir suçlama olmak zorunda değildir: “Sana destek olmaya devam edebilmem için bu hafta bir gün dinlenmeye ihtiyacım var” demek hem dürüst hem de çözüm odaklıdır.
Demans gibi uzun süreli bakım gereksinimlerinde bakım verenin destek kaynaklarına erişmesi özellikle önemlidir. ABD Ulusal Yaşlanma Enstitüsü de Alzheimer bakımına ilişkin kaynaklarında bakım verenin kendi fiziksel ve ruhsal sağlığına dikkat etmesini vurguluyor.
Yaşlılara yönelik ihmal ve istismar nasıl fark edilir?
Yaşlılara kötü davranış yalnızca fiziksel şiddet biçiminde görülmez. Aşağılama, tehdit, kişinin parasını izinsiz kullanma, ihtiyaç duyduğu bakımın sağlanmaması veya sosyal ilişkilerinin kasıtlı biçimde engellenmesi de ciddiye alınmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü, güven ilişkisinin bulunduğu bir bağlamda yaşlı kişiye zarar veren eylemleri veya uygun bakımın sağlanmamasını yaşlı istismarı kapsamında tanımlıyor.
Açıklanamayan yaralanmalar, belirgin korku, bakım koşullarında bozulma, mali işlemlerle ilgili olağandışı değişiklikler veya kişinin belirli biri yanında konuşmaktan çekinmesi değerlendirme gerektirebilir. Tek bir belirti kesin kanıt sayılmaz; ancak şüpheyi görmezden gelmek de doğru değildir. Kişiyle güvenli ve mahrem bir ortamda konuşmak, gerekli sağlık ve sosyal destek mekanizmalarına başvurmak önemlidir.
İstismar şüphesi olan bir durumda yalnızca aile içinde “halletmeye” çalışmak yeterli olmayabilir. Acil tehlike varsa yerel acil yardım ve ilgili yetkili birimlerden destek alınmalıdır. Yardım ararken kişinin güvenliğini, tercihlerini ve misilleme riskini dikkatle değerlendirmek gerekir.
Hangi değişikliklerde sağlık değerlendirmesi gerekir?
Yakınların her davranış değişikliğini hastalık belirtisi sayması gerekmez. Ancak yeni başlayan, belirginleşen veya günlük yaşamı etkileyen değişiklikler dikkate alınmalıdır. Özellikle ani kafa karışıklığı, düşme, açıklanamayan yaralanma, belirgin işlev kaybı, yemek ve sıvı alımında ciddi azalma ya da kişinin olağan hâlinden keskin biçimde farklı görünmesi zamanında değerlendirme gerektirir. Ruh sağlığı açısından da uzun süren çökkünlük, belirgin içe kapanma, günlük etkinliklerden uzaklaşma ve kendine zarar verme düşüncelerine ilişkin ifadeler önemlidir. “Bu yaşta olur” diyerek ertelemek yerine belirtilerin ne zaman başladığını ve günlük yaşamı nasıl etkilediğini not etmek, sağlık görüşmesinde yararlı olabilir.
Hekim randevusuna hazırlanırken kişinin kullandığı ilaçların güncel listesini, gözlenen değişiklikleri ve kendi sorularını bir araya getirin. Görüşmede önce onun anlatmasına fırsat verin. Yakının gözlemleri, kişinin kendi deneyimini tamamlamak için paylaşılmalıdır.
“Yaşlı biri yardım istemiyorsa kesinlikle yardıma ihtiyacı yoktur”
Kişi yardıma ihtiyaç duysa bile bağımsızlığını kaybetme korkusuyla bunu dile getirmeyebilir. Bu nedenle destek teklifini baskı kurmadan ve somut seçeneklerle sunmak gerekir. Aynı zamanda yardım istemeyen herkesin kapasitesiz olduğunu varsaymak da yanlıştır.
“Unutkanlık yaşlanmanın kaçınılmaz sonucudur”
Hafıza ve dikkatle ilgili her güçlük aynı anlama gelmez. Günlük yaşamı etkileyen veya ilerleyen değişiklikler sağlık değerlendirmesini gerektirir. Aile üyeleri kendi başlarına tanı koymamalıdır.
“Yaşlı birini korumanın en iyi yolu hiçbir risk aldırmamaktır”
Bütün etkinlikleri kaldırmak sosyal yaşamı ve bağımsızlığı kısıtlayabilir. Riskleri somut olarak değerlendirip güvenliği artıran düzenlemeler yapmak daha dengeli bir yaklaşımdır.
“Çocuk gibi konuşursak bizi daha kolay anlar”
Anlaşılır konuşmak ile çocuklaştırıcı bir ton kullanmak farklıdır. Kişinin işitme, görme veya bilişsel ihtiyaçlarına göre iletişimi uyarlarken yetişkin kimliğine saygı gösterilmelidir.
“Kalabalık ailede yaşayan yaşlı biri yalnız hissetmez”
Yalnızlık, çevredeki kişi sayısından ibaret değildir. Görülmek, dinlenmek ve anlamlı ilişki kurabilmek de önemlidir.
“Bakım veren yoruluyorsa yeterince sevmiyor demektir”
Bakım emeği yorucu olabilir. Dinlenme ve görev paylaşımı istemek ilişkinin sürdürülebilmesi için gereklidir.

1. Yaşlılara saygılı davranmak, kişinin yaşından bağımsız olarak görüşlerini dinlemek, tercihlerini sormak ve kararlarına mümkün olduğunca katılmasını sağlamaktır.
2. Yaşlı bireyin bağımsızlığını desteklemek, güvenlik gereksinimlerini değerlendirirken yapabildiği günlük işleri otomatik olarak elinden almamaktır.
3. Yaşlılarla etkili iletişim, açık konuşmayı, yanıt için zaman tanımayı ve kişinin söylediklerini varsaymadan dinlemeyi içerir.
4. Yaşa dayalı ayrımcılık, bir insanın yetenekleri, ihtiyaçları veya değeri hakkında yalnızca yaşına bakarak hüküm vermektir.
5. Yaşlılıkta yalnızlık, kişinin çevresinde insan bulunsa bile yeterli veya anlamlı sosyal bağ hissetmemesidir.
6. Yaşlı bakımında mahremiyet, kişinin bedeni, eşyaları, görüşmeleri ve sağlık bilgileri üzerinde mümkün olan en yüksek söz hakkına sahip olmasıdır.
7. Demans yaşayan biriyle saygılı iletişim, zorlandığı alanlara göre konuşmayı uyarlarken onu konuşmanın dışında bırakmamaktır.
8. Bakım veren desteği, bakım sorumluluğunu paylaşarak bakım veren kişinin dinlenme ve yardım alma ihtiyacını karşılamaktır.
9. Yaşlı istismarı, güven ilişkisinin bulunduğu bir ortamda yaşlı kişiye zarar veren davranışı veya gerekli bakımın sağlanmamasını kapsar.
10. Yaşlılara iyi davranmanın temel ölçütü, desteğin kişinin güvenliğine katkı sağlarken onurunu, ilişkilerini ve mümkün olan bağımsızlığını korumasıdır.
Yaşlılara karşı davranışlarımız nasıl olmalı?
Davranışlarımız saygılı, sabırlı ve kişiye özel olmalı. İhtiyaçlarını tahmin ederek karar vermek yerine doğrudan sormak; konuşurken sözünü kesmemek; yardım ederken yapabildiği işleri elinden almamak temel adımlardır. Kişinin sağlık ve güvenlik gereksinimleri varsa bunlar da açık biçimde konuşulmalıdır.
Yaşlılarla konuşurken sesimizi yükseltmeli miyiz?
İşitme güçlüğü olduğunu düşünerek hemen bağırmak doğru bir başlangıç değildir. Önce yüz yüze konuşmak, ortam gürültüsünü azaltmak ve anlaşılır cümleler kurmak gerekir. İşitmeyle ilgili sürekli bir güçlük varsa sağlık değerlendirmesi için destek sunulmalıdır.
Yaşlı anne baba yardım kabul etmiyorsa ne yapılmalı?
Önce yardımın hangi kısmına ve neden karşı çıktığını anlamaya çalışın. Bağımsızlığını kaybetme, mahremiyet veya maliyet kaygısı olabilir. Büyük bir değişiklik dayatmak yerine küçük ve somut seçenekleri birlikte değerlendirin. Belirgin güvenlik riski varsa uygun sağlık ve sosyal destek profesyonellerine başvurun.
Yaşlıların her dediğini yapmak saygı göstermek midir?
Hayır. Saygı, her konuda anlaşmak veya ciddi güvenlik risklerini görmezden gelmek değildir. Kişinin görüşünü dinlemek, kaygınızı açıkça anlatmak ve mümkün olan kararları birlikte vermek gerekir. Anlaşmazlıklarda küçümseyici veya buyurgan dil kullanmamak önemlidir.
Yaşlı birine “Sen yorulma” demek yanlış mı?
Tek başına yanlış değildir; bağlamı önemlidir. Yardım teklifi olarak söylenebilir. Ancak kişinin yapabildiği her işi sürekli elinden almak istemeden de olsa bağımsızlığını azaltabilir. “İstersen bu kısmını ben yapayım” gibi seçenek sunan bir ifade daha uygun olabilir.
Yaşlı birey aynı soruyu tekrar tekrar soruyorsa nasıl yanıt verilmeli?
Önce sakin kalın ve soruyu yeniden yanıtlayın. Sürekli “Az önce söyledim” diye uyarmak kişiyi bunaltabilir. Sorunun arkasında kaygı, işitme güçlüğü veya hafıza sorunu bulunup bulunmadığını gözlemleyin. Yeni başlayan veya günlük yaşamı etkileyen tekrarlar için sağlık değerlendirmesi isteyin.
Demans hastasıyla tartışmak neden işe yaramayabilir?
Demans, kişinin bilgiyi işleme ve hatırlama biçimini etkileyebilir. Bir yanlışı sürekli kanıtlamaya çalışmak konuşmayı zorlaştırabilir. Öncelikle kişinin ne hissettiğini anlamak, kısa ve açık cümleler kullanmak, gerekli bilgiyi sakin biçimde yeniden vermek daha yararlı olabilir. Yaklaşım kişinin durumuna göre uyarlanmalıdır. National Institute on Aging
Yaşlılarda içe kapanma normal kabul edilmeli mi?
Hayır, özellikle yeni geliştiyse veya günlük yaşamı etkiliyorsa nedeni araştırılmalıdır. Kayıp, yalnızlık, işitme güçlüğü, hareket sorunu veya ruh sağlığıyla ilgili bir durum söz konusu olabilir. Kişiyle konuşmak ve gerektiğinde sağlık profesyoneline başvurmak uygundur.
Yaşlı bireyi yalnız yaşamaktan vazgeçirmek gerekir mi?
Bu karar yalnızca yaşa göre verilemez. Kişinin günlük işlevleri, ev güvenliği, sağlık durumu, destek ağı ve kendi isteği birlikte değerlendirilmelidir. Gerektiğinde ev içi düzenlemeler veya belirli saatlerde destek, yaşam biçimini bütünüyle değiştirmeden önce ele alınabilecek seçenekler arasındadır.
Yaşlılarla ne kadar sık görüşmek gerekir?
Herkes için geçerli tek bir sayı yoktur. Kişinin isteği, mevcut ilişkileri ve ihtiyaçları önemlidir. Düzenli, güvenilir ve anlamlı temas çoğu zaman yalnızca özel günlerde yapılan uzun ziyaretlerden daha değerlidir. Görüşmelerin biçimini de kişiyle birlikte belirlemek gerekir.
Yaşlı bir yakına teknoloji öğretirken nasıl davranmalı?
Önce neyi öğrenmek istediğini sorun. Tek bir işlemi adım adım gösterin, kendisinin denemesine zaman tanıyın ve isterse yönergeleri yazın. Hata yaptığında cihazı hemen elinden almak yerine birlikte çözüm arayın. Dolandırıcılık risklerine ilişkin anlaşılır bilgiler de paylaşın.
Yaşlı bireyin kararlarına ne zaman müdahale etmek gerekir?
Acil tehlike, belirgin güvenlik sorunu veya karar verme becerisini etkileyebilecek bir sağlık durumu söz konusuysa daha kapsamlı değerlendirme gerekebilir. Ancak bir kararı aile üyelerinin beğenmemesi tek başına kişinin tercihlerini geçersiz kılmaz. Somut duruma göre sağlık ve gerektiğinde ilgili diğer uzmanlık alanlarından destek alınmalıdır.
Yaşlılara yönelik ihmal yalnızca bakım vermemek midir?
İhmal, gerekli desteğin sağlanmamasıyla ilgili olabilir; istismar ise fiziksel zarar, psikolojik baskı veya mali sömürü gibi farklı biçimler alabilir. Şüpheli durumlarda kişinin güvenliği gözetilmeli ve uygun yetkili birimlerden yardım alınmalıdır. who.int
Bakım veren kişi ne zaman yardım istemeli?
Yük sürekli tek kişide toplanıyorsa, dinlenme olanağı kalmadıysa veya bakım ihtiyaçları mevcut düzenle karşılanamıyorsa yardım istemek için kriz beklenmemelidir. Görev paylaşımı ve uygun profesyonel destek önceden planlandığında hem bakım veren hem yaşlı birey için daha sürdürülebilir bir düzen kurulabilir.
Önce kişiyi görün, sonra ihtiyaç duyduğu desteği belirleyin
Yaşlılara nasıl davranılmalı sorusunun yanıtı, tek bir konuşma kalıbına veya bütün ailelere uyacak bir kurala indirgenemez. İyi bir yaklaşım, yaşlı bireyin kendi yaşamıyla ilgili ne istediğini dinlemekle başlar. Sağlık sorunları, güvenlik riskleri ve bakım ihtiyaçları ciddiye alınırken kişinin becerileri, mahremiyeti, ilişkileri ve karar hakkı da korunmalıdır.
Günlük hayatta küçük görünen davranışlar büyük fark yaratabilir: Kapıyı çalmak, sözünü bitirmesini beklemek, yardım etmeden önce sormak, bir belirtiyi “yaşlılık” diye geçiştirmemek ve aile kararlarında kendisine yer açmak. Yaşlı bireyin yalnızca korunmaya ihtiyaç duyan biri değil, deneyimleri ve tercihleri olan bir yetişkin olduğunu hatırlamak, daha güvenli ve daha saygılı bir ilişkinin temelidir.
Editör notu: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Ani sağlık değişiklikleri, belirgin ruhsal belirtiler, düşme, ihmal veya istismar şüphesinde duruma uygun sağlık ve acil destek hizmetlerine başvurulmalıdır.
Paylaş