Yalnız bir kişinin görebildiği doğrular

Bir laboratuvardaki bulgunun başka bir laboratuvarda tekrarlanabilmesi, bilimin altın standardı; keşfettiğiniz bir şeyin doğru olduğunun güvencesidir.

Yalnız bir kişinin görebildiği doğrular

Bir laboratuvardaki bulgunun başka bir laboratuvarda tekrarlanabilmesi, bilimin altın standardı; keşfettiğiniz bir şeyin doğru olduğunun güvencesidir.

yalnizbirkisiFakat bu standardı tutturmak giderek zorlaşıyor. Ulaşılabilir doğruların çoğu zaten bulunduğu için geriye genelde çok incelikli etkiler kalıyor; ve bunlar da o kadar narin oluyor ki, ancak ideal bir ortamda ve son derece ihtisaslaşmış tekniklerle gerekli şartlar oluşturulabiliyor. Bu şartlarda elde edilen bulguların tartışmalı oluşuna dair kaygılar 2005'te, Doktor John P. A. Ioannidis'in "Yayınlanmış Araştırma Bulgularının Çoğu Neden Yanlış?" başlıklı yazısıyla gün yüzüne çıkmıştı. Görmek istediğimizi görme yönündeki insani eğilimlerimizi dikkate alırsak, bilinçsiz bir tarafgirlik kaçınılmaz olabilmektedir. Yani bilim insanları verileri yorumlarken, herhangi bir art niyet olmasa bile, hipotezlerini desteklemeye meyledebilmektedir. Ayrıca; h e m araştırmalara sağlanan desteğin azalmasından dolayı rekabetin artması, hem de birçok deneyin tasarımı (örneklemlerin küçüklüğü ve istatistiki olarak anlamlı diye kabul edilen standartların zayıflığı) dolay ısıyla tarafgirlik etkisi daha da büyüyebilmektedir. Ioannidis, en revaçtaki alanların hataya daha açık olduğunu savunuyordu. Beş rakip laboratuvardan yalnızca birinde bulunan bir sonuç, yayınlanması en muhtemel sonuçtur. Oysa onun yanlış olma ihtimali beşte dört. Ioannidis, yayınlanmış bulguların çoğunun muhtemelen yanlış olduğu sonucunu destekleyen matematiksel bir model geliştirmiş. Diğer bilim insanları, onun metodolojisinin de kendi tarafgirliğinden etkilenmiş olabileceğini söylüyordu. Fakat Dr. Ioannidis aynı yıl bir başka önemli yazı daha çıkardı ve orada, on küsur yılda çıkan son derece saygın makaleleri inceledi (örneğin, her gün aspirin almanın kalp hastalıklarına etkisi, ya da yaşlı kadınlarda hormon tedavisinin riskleri üstüne). Bulgularına göre sonraki araştırmalar, bu makalelerde varılan sonuçların çoğunu zedeliyor veya onlarla çelişiyordu. Kaygılar o boyuta vardı ki, Nature dergisi, Tekrarlanamaz Araştırmalarda Sorunlar adlı bir rapor ve analiz arşivi derledi. Arşivde, TetraLogic İlaç'ın bilim şefi C. Glenn Begley'e ait bir yazı da var ve orada Begley, başka bir ilaç firması olan Amgen'de yaptığı bir deneyi anlatıyor. O ve meslektaşları, kanserle ilgili 53 kilit makaleden 47'sini tekrarlayamamışlar. Yayınlanmış araştırmalarda yanılgı olabileceği endişesiyle daha ayrıntılı bir belgeleme yapılması ve böylece araştırmaları tekrarlamanın kolaylaştırılması öneriliyor. Bu yönde bağımsız kurumların oluşturulması için yapılan çağrı, olumlu sonuçların çöpe atılabileceği korkularına yol açtı. Bilim insanları "örtük bilgi"den (bir yöntemle ilgili yılların birikimi) söz ediyor. Kanser araştırmacısı Mina Bissell, "Birçok bilim insanı son derece hassas epitelyal hücre duvarlarından yararlanır" diyor. "Bunların mikro çevresindeki değişim sonuçları etkiler; ve tecrübesiz biri bunu atlayabilir. Uzmanlar bile hücre duvarları ve koşulları karşısında zorlanabilir ve farkında olmadan yaptığı değişikliklerle, bir araştırmayı tekrar edilemez nitelikte gösterebilir. Fakat bu iki yönlü bir durum. Örtük bilginin etkisiyle çok küçük oynamalar, bazı beklentileri yine farkında olmadan sonuçlara yansıtabilir. Sorunlar daha da ağırlaşacağa benzer. Heyecan verici sonuçlar yine elde edilecek. Fakat deniz bulandıkça çıkan hazineler de azalacaktır. Bir sonuç ancak kırmızı kar yağdığında elde ediliyorsa, bundan bilgimizin geliştiği anlamını çıkarabilir miyiz? THE NEW YORK TIMES