Üniversite eğitiminde keşke dememek için…

Üniversite maratonunda sınava hazırlık, tercihler derken şimdi yeni bir maraton başlıyor… Aslında en önemlisi.

Üniversite eğitiminde keşke dememek için…
Paylaş:

Üniversite eğitimi gençlerin hayatınının önemli bir dönüm noktası. Bu süreci çok iyi, nitelikli geçirmeliler. Özgürlük ve sorumluluk dengesini çok iyi kurmalılar. Hayatın ilerleyen yıllarında “keşke” dememek için üniversite hayatını dolu dolu geçirmeliler. Unutulmamalıdır ki, akademik başarı kadar sosyal başarı, hayat başarısı da önemli! Kendilerini hayata da hazırlamalı, zora talip olmalılar. Kendilerini aşan hayalleri olsun her birinin. Şu andaki en büyük ihtiyaç amaç eksikliği. Hayatta neler istediklerini bilsinler. Sadece somut hedefler değil, soyut hedefleri de olsun.  

Ülkemizde üniversite eğitimine yoğun bir talep var. Bizim üniversiteye girdiğimiz 1969 yılında 60 bin öğrenci sınava giriyordu, bunların neredeyse 6 bini alınıyordu. Şimdi yaklaşık 2.5 milyon öğrenci sınava giriyor, bunların yaklaşık 900 bini yerleşiyor. Liseden mezun olan kontenjanla üniversiteye giren öğrenci sayısı neredeyse aynı. Türkiye’nin üniversite ile ilgili talebi fazla. Türkiye’de üniversite okuma fetişizmi var. Bu kötü bir şey değil. Türkiye’de muhakkak üniversite okumalıyım diye bir düşünce var. Mesela Almanya’da böyle değil. Liseden mezun olup işe giren çalışan daha fazla. 10-20 yıl önce, devlet bu üniversite talebine karşılık veremiyordu. Şimdi karşılık verebiliyor.

Üniversite eğitimini herkes alabiliyor…

Üniversite profili de gelişti. Anadolu’daki herkesin okuyabileceği seviyeye geldi. Önceden böyle değildi. Şimdi aileler de üniversiteye teşvik ediyor. O yüzden şu anda Türkiye’nin profili neyse üniversitelerin profili de o. Üniversiteyi öğrenciler meslek alanı olarak görüyorlar. Meslek alanı olmayan sosyoloji, felsefe gibi alanlarda da doluluk çok düştü. Covid-19’dan sonra sağlık alanlarına talep çok fazla arttı.

Üniversite eğitimi işsizliğe karşı sığınak gibi görülüyor…

Ülkemizde üniversite eğitimi, işsizliğe karşı bir sığınak gibi görülüyor. Üniversite eğitimi kişiye sosyal ve kültürel katkı sunuyor. Üniversiteyi okuduktan sonra ön lisans bile olsa kişinin o işi yapması gerekmiyor. Diplomayı alıyorlar ceplerine koyuyorlar. Fakat üniversite bitirmiş olarak sosyal hayatta daha kolay var oluyorlar. Üniversite bitirmiş olmak ile ilgili olumlu bir algı var. Üniversite sadece eğitim vermiyor. Kültür de veriyor insana. Üniversite sosyalleşme ortamı. Üniversite ortamının Türkiye’de talep edilmesi çok güzel bir durum. Anadolu’daki üniversitelerden halk çok memnun. Üniversiteler bulundukları bölgeye toplumsal hareketlilik getirdi. Aynı zamanda ekonomik hareketlilik de getirdi. Öğrenciler halkı, halk öğrencileri etkiliyor. Bu da kültür olarak homojen olmamıza, kaynaşmamıza neden oluyor.

“Fijital üniversite” kavramını geliştirdik

Covid-19 pandemisinden dolayı eğitimde önemli değişiklikler yaşanıyor. Biz de üniversite olarak değişime hızlıca adapte olduk.  “Fijital üniversite” kavramını geliştirdi. Fijital üniversite, fiziksel ve dijital üniversite. Canlı sınıflar olacak. 60 kişilik bir sınıfta 20 kişi sınıfta olacak, 20 kişi kampüste kalan 20 kişi de evinde olacak. Aynı akademik takvimi olduğu gibi işleteceğiz. Senkron ve asenkron sınıflar yaptık. Etkileşimli sınıflarla öğrencilerimizin ihtiyaçlarına cevap vermeye çalıştık. Teknik altyapımızı geliştirdik bu sene güz döneminde de öyle yapacağız. Ayrıca STIX diye bir uygulamamız var. Öğrenci ve hoca arasında çevrimiçi iletişim sağlıyor.

Üniversite yılları iyi değerlendirilmeli

Üniversite yılları bir gencin hayatında önemli bir dönüm noktası, bu dönemin verimli geçirilmesi gerekiyor. Hayatlarındaki bu zaman dilimini ilk önce özgürlük ve sorumluluk dengesini öğrenerek geçirmeliler. Üniversite özellikle evde bunalmış kişilerin özgürlük alanı. Özgürlük olmalı ama sorumluluk da olmalı. Ders başarısı ve sosyal başarısı açısından kurallara uymalı. 

Sosyalleşmeyen öğrenci hayata atıldığında zorlanır

Üniversite döneminde sosyalleşme gelecek açısından çok önemli. Bir öğrenci sadece ders çalışarak mezun olur, belki birinci de olur ama sosyalleşmezse hayata atıldığında çok zorlanır. Duygusal ve sosyal zekâ sonradan öğreniliyor ve gelişiyor. Mantıksal zekâ doğuştan geliyor ama diğer zekâ türleri çoklu zekâda sonradan öğreniliyor. Sosyal ilişkiler içerisinde sosyal dokunun parçası olmak için üniversite önemli bir ortam. Sadece derse odaklanmasınlar. Başka ilgi odakları da olsun. Biz mesela ayrı olarak proje kültürü ve girişimciliği zorunlu ders yaptık. Her öğrenci o dersi mutlaka alıyor. Onların içerisinden hevesli ve yetenekli olanlar çıkıyor. Bu öğrencilerle birlikte çeşitli projeler yazıyorlar. Geleceğin Nobel adayları böyle çıkıyor. Öğrenci üniversiteye geldiği zaman ilkokul lisede öğrendiklerinin üzerine sosyalleşmeyi de inşa etmesi gerekiyor. Üniversiteye gelen bir öğrencinin hayatını sadece ders çalışarak geçirmemesi gerekiyor. Kulüp etkinliklerine katılabilirler, kendileri etkinlik düzenleyebilir. Covid-19 pandemisi nedeniyle fiziki şartlar çok uygun değil ama çevrimiçi olarak da önemli isimlerle program ve projeler yapabilir.

Keşke dememek için…

Hayatın ilerleyen yıllarında “keşke” dememek için üniversite hayatını dolu dolu geçirmek gerekiyor. Bakıldığı zaman üniversite yıllarında öğrencinin sadece ders çalışması gerekiyor. Sorumluluk az. Mezun olduktan sonra pek çok farklı sorumlulukları oluyor. Üniversitede sosyalleşmeyen insanlar mezun olduktan sonra sudan çıkmış balığa dönüyorlar. Akademik başarı kadar sosyal başarı, hayat başarısı da önemli.

Gençler kendilerini hayata da hazırlamalılar. Zora talip olsunlar. Kendilerini aşan hayalleri olsun. Şu andaki gençlerin en büyük ihtiyacı amaç eksikliği. Hayatta neler istediklerini bilmeliler. Sadece somut hedefler değil, soyut hedefleri de olmalı. Şu anda mutluluk biliminin yaptığı çalışmalarda mutluluğun daha öncelerde kendine faydalı olmakla ilişkisi olduğu söyleniyordu. Ama şimdi başkalarını mutlu ettiği zaman kişi kendi de mutlu oluyor. İyilik yaparak, topluma faydalı olmayı kendine hedef koyarak, gençler kendine bu şekilde ego ideali koyarsa hem kendisi mutlu oluyor, hem de başkalarını mutlu ettiği için sosyal etkileşim ortaya çıkıyor. Hayatının sonunda da insan iyi izler bırakmış oluyor.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü-Psikiyatrist



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: