Tarih dizileri tarih bilinci oluşturuyor mu?

Tarih dizileri tarih bilinci oluşturuyor mu? Türkiye tarihi, dünya tarihi ile birlikte değerlendirilmeli…

Tarih dizileri tarih bilinci oluşturuyor mu?

Türkiye tarihinin sağduyulu bir biçimde öğrenilmesi birey-toplum ilişkisinin sağlıklı kurulmasını sağlama potansiyeli taşıyor. Türkiye tarihinin kendi başına değil mutlaka dünya tarihi ile beraber değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, Selçuklu ve Osmanlı tarihini anlatan dizilerin öncelikle birer televizyon gösterisi olduğunu ifade ediyor. Dizilerin izleyicilerde tarih bilinci oluşmasında doğrudan rolü olmadığını belirten uzmanlar, merak uyandırdığını söylüyor.

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Uygar Aydemir, tarih bilinci ve tarih dizilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.

Tarih anlamlı bir geçmiş parçasıdır

Tarih bilincinin ‘İnsan nedir?’ sorusunun bir parçası olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Uygar Aydemir, “İnsanı etrafımızda gördüğümüz diğer canlılardan ayıran en önemli özellik, üzerine düşündüğü ve hayal kurduğu geçmiş ve gelecek algısına sahip olmasıdır. Tarih dediğimiz kavram da yalnızca geçmiş değildir çünkü zira bütün geçmiş tarih değildir. Tarih, anlamlı bir geçmiş parçasıdır. Mesela bir serçe için dün veya geçmiş belki var olabilir fakat tarih yoktur. Bu bakımdan insanın şimdi algısının, ben kurgusunun ve kimliğinin temel yapıtaşı kendi tarihini kurgulamasıdır. Bu kurgunun olabildiğince doğru ve gerçeğe yakın olması için tarihe dürüstçe ve sorumlulukla yaklaşmak gerekir. İşte bu sebeple tarih bilinci, insan bilincinin beni ‘ben’ yapan çok önemli bir boyutudur.” dedi.

Türkiye tarihi, dünya tarihi ile değerlendirilmeli

İnsanın beni ‘ben’ yapanı bilmek istediği gibi, beni ‘biz’ yapanı da bilmek istediğini ifade eden Aydemir, “Kiminin ‘biz’ i dar, kimininki geniş olabilir. Herkesin ‘biz’ ile kurduğu ilişki aynı da olmayabilir. Bilimsel yaklaşımla yapılan tarih, hem bizim ‘biz’ imizi hem de başkalarının ‘biz’ ini anlamak konusunda ilk başvurulacak alandır. Bu bakımdan Türkiye tarihinin sağduyulu bir biçimde öğrenilmesi birey-toplum ilişkisinin sağlıklı kurulmasını sağlama potansiyeli taşıyor. Bir kişi, Türkiye tarihi çalışarak bizi biz yapan değerleri bütün boyutlarıyla öğrenebileceği gibi, insanlık tarihi çalışarak da beşeriyetin ilgi duyduğu bir alandaki toplam tecrübesini edinebilir. Bu bakımdan Türkiye tarihi, hiçbir zaman kendi başına değil, mutlaka dünya tarihi ile beraber değerlendirilmelidir.” diye konuştu.

Her kuşak tarihe kendi sorularını yöneltmeli

Dr. Öğretim Üyesi Uygar Aydemir, ‘Biz bugünde yaşıyoruz. Nereye bakarsak bakalım ancak bugünden bakabiliriz’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Beşeriyetin başlangıcından beri insanlar doğuyor, büyüyor ve ölüyor. Büyürken kendilerini ve dünyayı tanıyor. Bu sürecin herkes için tekrar etmiş ya da ediyor olması, o süreçten halihazırda geçmekte olan her bir insanın, mesela bugün 18-19 yaşında olan bir gencin tecrübesini değersiz kılmaz. Her kuşak kendine, topluma, dünyaya ve tarihe kendi sorularını yöneltmeli. Bunu sağlıklı bir şekilde yapabilmek için de kendisinin farkında olmalı. Bundan 50-100 sene önce yazılmış Selçuklu ve Osmanlı tarihi anlatıları, o toplumları bize o yazarların gözüyle gösteriyor. Oysa Selçuklu da Osmanlı da Türkiye’de yaşayan herkesin tarih tecrübesinin bir parçası. Öyleyse onlar hakkında kendi zihnimizle düşünmek, onlara kendi durduğumuz yerden kendi gözlerimizle bakmak ve kendi sorularımızı sormak durumundayız.”

Diziler izleyicide tarih bilinci oluşturmuyor!

Selçuklu ve Osmanlı tarihini anlatan dizilerin öncelikle birer televizyon gösterisi olduğunu vurgulayan Aydemir, “Bu diziler, televizyon gösterilerine has değerlendirme kıstasları içinde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan dizilerin izleyicilerde tarih bilinci oluşmasında doğrudan rolü olduğu söylenemez. Fakat bu dizilerin yanı sıra tarih programı yapan youtuberlar tarafından amatörce veya profesyonelce hazırlanan içeriklerin tarihe merak uyandırdığı kesindir. Bu merak çok değerlidir çünkü merak bilimin atasıdır ve şuurun da çok önemli bir parçasıdır. Merak denen olgu yönlendirilebilir, genişletilebilir, eğitilebilir fakat aynı zamanda da boşa harcanıp tükenebilir bir hazinedir.” ifadelerini kullandı.

İnsanın ne okuduğu ve kimi dinlediği önemli

Dr. Öğretim Üyesi Uygar Aydemir, ‘Tarih, insanın hayat tecrübesi ile edinebildiği türden bir bilgi değildir.’ diyerek sözlerini şöyle tamamladı:

“Tarih, insanın dinleyerek ya da okuyarak öğrendiği türden bir bilgidir. Bu bakımdan insanın ne okuduğu ve kimi dinlediği önemli. Tarih bilincinin, ben algısının, kişinin toplumla girdiği ilişkinin önemli bir anahtarı burada yatar.”

Paylaş:



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı:

İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Pandemi sonrası dünya ölçeğinde ekonomik ve sosyal olarak ortaya çıkan eşitsizliklerin tüm dünyada ruh sağlığını bozduğuna dikkat çeken Psikiyatrist P
  • Psikiyatrik hastalıklar ağrıya neden olabiliyor. Yandaş hastalık ağrının şiddetini etkiliyor.
  • Beklenmeyen bir anda ortaya çıkan ya da yaşanan kazalar, yakın kayıpları, deprem ve sel gibi doğal afetler, Travma Sonrası Stres Bozukluğuna yol açabi
  • Antidepresanı bırakınca neler oluyor? Mutsuz olan kişiler, sıkça antidepresana başvuruyor. Peki, antidepresanların kişiyi bağımlılığa sürüklediğini bi
  • Aşırı stres ve üzüntü gibi duygu yoğunluğunun ölüme yol açabileceği söyleniyor. Bu olgunun tıp literatürüne girmesi neden bu kadar uzun sürdü?
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “21. yüzyıl becerileri liderlik kavramını değiştirdi. Bu çağ, bireysel dehanın çağı değil, takımsal dehanın çağı" dedi.
  • Randevu Al