STRES KADIN VE ERKEKTE FARKLI

PSK.DR. AYŞEGÜL ERAY

Stres karşısında kadınların "sosyal" erkeklerin ise "asosyal" olmasına neden olan en önemli etkenlerden biri "OKSİTOSİN" denilen hormondur.

Organizmanın stres altındayken salgıladığı hormonlardan biri olan oksitosin; kişinin daha sakin, rahat ve sosyal olmasını sağlarken, kaygıyı da azaltır. Kadın ve erkek arasında ortaya çıkan fizyolojik faktörler burada da devreye girmektedir. Çünkü kadınlık hormonları oksitosinin etkisini arttırırken, örneğin;testosteron gibi erkeklik hormonu bu etkiyi büyük ölçüde azaltmaktadır. Bu karmaşık mekanizma binlerce yıl önce atalarımızın dönemlerine dayanmaktadır. İlkel dönemlerde hayatta kalmak için savaşmak ya da kaçmak zorunda olan erkeğin biyolojik mekanizması da buna uygun olarak gelişti.  Yani, erkek kendini tehlikede (tehdit altında)  hissettiğinde kardiyovasküler sistemi tetikleyen sempatik sinir sistemi hızla harekete geçer. Tansiyon ve kortizol düzeyi yükselerek,  kardiyovasküler sisteme yüklenir. Acıyı önleyici sitemler harekete geçer ve organizma savaşmaya ya da kaçmaya hazır hale gelir.

Kadınlarda durum biraz daha farklıdır. Birincil rolü çocuklarını korumak ve büyütmek olan kadın için tehlike karşısında "savaş veya kaç"  durumu yavrularının hayatını tehlikeye sokacağından burada farklı bir mekanizma devreye girer. Yani savaşma veya kaçma davranışı yerine KORUMA davranışı harekete geçer.

Bu mekanizma sayesinde kadın hem çocuklarını korur hem de diğer kadınlara sokularak tüm grubu koruyacak olan bir kalkan oluşturmaya yönlenir. Tıpkı yabani hayatta bazı memeli türlerinde görüldüğü gibi, böylece soyun devamı amaçlanır.
Kadını sakinleştirerek "savaş ya da kaç" davranışını engelleyen, onu çocuklarına ve diğer kadınlar yaklaştıran etken ise oksitosin ve endorfin hormonlarıdır. Sonuç olarak; stres yaratan durumlar ister vahşi ortamlar ister modern hayatın stres yaratan durumları olsun (çalışma ortamı, rekabet, sınav, trafik..vb.)  insanın tehdit olarak algıladığı herhangi bir duruma gösterdiği tepki  ve salgılanan hormonlar değişmiyor.

Anksiyetenin patalojik olduğuna karar verebilmek için, uyaranın şiddeti ile ortaya çıkan anksiyete uyaran ile uyumlu olmaması, zamanla azalmak yerine değişmemesi ya da şiddetlenmesi, klinik tabloya ağırlıklı olarak anksiyetenin fiziksel belirtileri hakim olması, anksiyeteye katlanılması ve işlevselliğin bozulması gerekir. Bu durumda anksiyete kişinin mesleki ve ailevi yaşantısını etkilemeye başlar, kişilerarası ilişkilerinde bozulmalara neden olur, gün içinde sık sık ortaya çıkar ve günün büyük bir kısmını kaplar, kişi bu duygulanımı kontrol edemez ve başa çıkamaz. Bu semptomların yanında huzursuzluk, gerginlik, tedirginlik, sıkıntı, daralma, çabuk yorulma, konsantrasyon zorluğu, kolay irkilme ve tetikte olma da gözlemlenir. Anksiyete esnasında görülebilecek psikosomatik reaksiyonlar ise; baş ağrısı, baş dönmesi, kulak çınlaması, ağız kuruluğu, çarpıntı, nefes darlığı, muhtelif ağrılar ve gastrointestinal şikayetlerdir.


Paylaş

Görüntülenme:
Yayınlanma Tarihi:30 Ocak 2009

© 2024e-Psikiyatri.com, bir NPGRUP sitesidir,
e-Psikiyatri.com bir NPGRUP sitesidir. Bu sitede verilen bilgiler, site ziyaretçilerinin/hastaların hekimleriyle mevcut ilişkilerini ikame etmek değil, desteklemek için tasarlanmıştır. Bu sitede yer alan bilgiler bir hekime danışmanın yerine geçmez. Tüm hakları saklıdır.