E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Sabah Bulantısı, Unutkanlık ve Koku Hassaslığı

Hamilelik, kadın vücudunda fiziksel ve fizyolojik düzeyde pek çok değişime sebep olur. Peki, bu değişimler beyni nasıl etkiliyor? Ya da şöyle sorarak başlayalım; gebelik dönemine özgü bir “hamilelik beyni”nden söz edebilir miyiz?

Sabah Bulantısı, Unutkanlık ve Koku Hassaslığı

SABAH BULANTISI

Hamile kadınların yarısından fazlası –belki de bu oran %90’ı özellikle de sabahları mide bulantısı ya da belli bir aşamada kusma durumlarını yaşar. Hatta bazı kadınlarda tıp literatüründe hiperemezis gravidarum olarak bilinen ve uzun süreli sabah bulantısı olarak isimlendirilen daha ciddi bir bulantı dönemi de gözlemlenebilir. Bu durum, dehidrasyona ve kilo kaybına sebep olabileceğinden, kişinin tıbbi anlamda gözetim altında tutulmasını gerektirebilir. Ancak, çoğu kadın için, sabah bulantısı 18 haftanın ardından sona erer.

Sabah bulantısının nedeni tam anlamıyla açığa kavuşturulmuş değildir. En popüler teorilerden birisi, sabah bulantısının, vücudun “human karyonik gonodotropik-hCG” isimli hamilelik hormonundaki artışın bir sonucu olduğunu ileri sürer. Yapılan araştırmalar, sabah bulantısı ve hCG arasında geçici bir ilişki olduğunu, yani kandaki hCG seviyeleri ile kusma frekansının aynı anda zirveye çıktığını ortaya koyuyor. Aradaki ilişki oldukça ilginçtir, ancak sabah bulantısının neden meydana geldiğini açıklamıyor.

Hamileliğin ilk üç ayının, fetal gelişim için oldukça önemli bir süreç olduğunu biliyoruz. Merkezi sinir sistemi bu süreçte oluşur ve bu hassas dönem, anne adayının kan akışında dolaşacak toksinler ile kolaylıkla kesintiye uğrayabilir. Daha güncel bir teori ise, hamileliğin erken dönemindeki kusmaların, bu önemli gelişim aşamasını bozabilecek besin “atıklarının” vücuttan uzaklaştırılması noktasında faydalı bir işlev gördüğünü ileri sürüyor.

Kusma tepkisi, arka beyinde bulunan postrema bölgesi isimli bir alan tarafından kontrol edilir. Postrema bölgesi, kan-beyin bariyeri bulundurmaz, bu da; bu bölgenin kan dolaşımı ve beyin-omurilik sıvısındaki toksinleri saptayabildiği anlamına gelir. Yapılan araştırmalar, postrema bölgesinin hCG’ye özgü reseptörlere sahip olduğunu ortaya koyuyor, bu da; özellikle de hamilelik döneminde neden hassaslaştığını açıklayabilen bir durum olabilir.

Bu “toksin teorisi”, bazı delillerle de destekleniyor. Sabah bulantısının en yaygın olduğu toplumların riskli gıdalarla beslenen toplumlar olmasının yanı sıra, sadece insan türünde gözlemleniyor (oldukça geniş bir diyete sahibiz) oluşu ve şiddetli bulantıların düşük yapma riskiyle ilişki oluşu da bu deliller arasında yer alıyor. Birçok kadın doğal olarak bu süre zarfında et, balık ve bazı sebze yemekleri için daha “kapalı olma” eğilimindedir.

Esasında, bu sözde toksinler, sağlıklı, yetişkin bir kadın için toksik değildir, ancak plasentanın, atıkları filtrelemek ve enfeksiyonla mücadele etmek için mükemmel bir iş çıkardığını söylemeliyiz. Sabah bulantılarının, buzdolabının olmadığı zamanlarda mikroorganizmalar için uygun koşulların bulunduğu yiyecekler ile (örneğin; et gibi) ya da ilkel insan atalarımızda “zehir” sinyali uyandıran acı sebzeler ile ilişkilendirilmiş olması daha muhtemeldir. Son derece hassas bir sistemdir ve hamile kadınları her ne kadar berbat hissettirirse de, sabah bulantısı, bebeğin gelişimi için evrimsel bir avantaj sağlar.

GÜÇLENMİŞ KOKU DUYUSU

Pek çok kadına göre, hiferozmi olarak bilinen güçlenmiş koku duyusu, hamileliğin ilk belirtilerinden birisidir. Hiferozmi konusunda yaklaşık yüz yıldır bazı anektodlar bulunmasına rağmen, konu üzerindeki bilimsel literatür biraz zayıftır. Öznel olarak, her üç kadından ikisi hamilelik sürecindeki koku duyularının normalden daha fazla olduğunu söylüyor. Yapılan başka bir araştırma da, hamile olmayan kadınlara kıyasla hamile kadınların özellikle de koku konusunda (örneğin; yemek, sigara dumanı, bozulmuş yiyecek, parfüm ve baharatlar gibi) daha hassas olduklarını ileri sürüyor.

Öte yandan, hamile ve hamile olmayan kadınlardaki koku saptama eşiklerini inceleyen başka araştırmalar da mevcuttur. Fakat, altı farklı kokunun test edildiği bir araştırmada ise, iki grup arasında koku saptama eşiğinde herhangi bir farklılık gözlemlenmedi.

Hiferozmi üzerine öznel ve nesnel raporlamalar arasındaki tutarsızlık göz önüne alındığında, araştırmalara bakarak, hamile kadınların güçlenmiş bir koku duyusu eşiğine sahip olmaları konusunda yeteri kadar delil sahibi olmadığımızı, ancak kokuları belirlemede daha iyi olduklarını söyleyebiliyoruz. Yakın tarihli bir araştırmada ise, hamile olmayan kadınlara kıyasla hamile kadınların çeşitli kokuları hoş bulmama konusunda çok daha fazla eğilim gösterdiklerini ortaya koyuyor. Tıpkı fetus gelişimi için toksik olabilecek gıdaları vücudun kusma tepkisiyle reddettiği sabah bulantıları gibi, hamile kadınların muhtemel diğer “atıklardan” kaçınmalarına yardımcı olan bir “koku iğrenmesi” hassaslığı geliştirdiği görülüyor. Bu durum, sigara dumanı ve bozulmuş gıdalar gibi şeylerin neden rahatsız edici olduğunu açıklayabilir.

Sabah bulantılarında olduğu gibi, hCG seviyeleri zamanlaması ile kadının koku algısının değişmesi arasında da bir bağlantı söz konusu. Öte yandan, hormonal değişimlerin burunlarımızı etkilemediği düşünülse de, İsveçli bir araştırma ekibinin yürüttüğü çalışma bu düşünceyi sorgulamamızı gerekli kılıyor. Yapılan araştırmada, hamile ve gebe olmayan kadınlara kokular sunulduğunda ve beyinlerinin bu kokulara tepkileri ölçüldüğünde, P300 gebelik dalgasında daha büyük bir genlik ve daha kısa bir gecikme örgüsü olduğu gözlemlendi. (P300, kişinin bir olaya ilişkin ölçmesi ve değerlendirmesiyle ilişkilidir.) Bu durum da, hormonal değişikliklerin, koku almayla ilişkili yüksek bilişsel süreçler üzerinde etkili olabileceğini düşündürmektedir.

UNUTKANLIĞA DAİR

Görüşlerine başvurduğumuz bazı hamile ve hamilelik dönemi geçirmiş kadınlar, gebelik döneminin kendilerini normalden daha unutkan yaptığını ileri sürüyor. Bu konudaki araştırmalar ise biraz karışık. Hamilelik döneminde ortaya çıkan pek çok değişim gibi, hormonal dalgalanmaların bu duruma sebep olan muhtemel nedenlerden birisi olduğunu söyleyebiliriz. Görüşme sağladığımız bazı kadınlar ise, hamilelik döneminde bilişsel anlamda herhangi bir değişiklik yaşamadıklarını ileri sürüyor.

Öte yandan, 2008 yılında yayımlanan bir meta-analiz çalışması, hamile ve hamile olmayan kadınlara dair bir karşılaştırmada bulunmuş ve hamile kadınların bazı hafıza ölçümlerinde daha kötü bir performans sergilediklerini ortaya koyuyor. Daha da özelleştirirsek, hamile kadınlar serbest çağrışım görevlerinde ve kısa süreli hafızada daha kötü bir performans sergiliyor.

2014 yılında yayımlanan bir araştırmada ise, hamile olmayan ve hamile kadınlara mekânsal tanıma hafızası görevi sunuldu. Hamileliğin ilk üç ayına kıyasla, hamile kadınların takip eden her üç aylık süreçte hafıza görevlerinde ortalama% 11.7 daha düşük bir skor elde ettikleri görüldü. Araştırma ekibi, hafıza testi sonuçlarını kan plazmasından alınan altı farklı hormon seviyesi ile karşılaştırdığında ise, hormonlarla ilgili bir ilişkinin olmadığı gözlemlendi. Bir başka deyişle, hormonlar bu hafıza eksikliklerinde bir rol sahibi olmayabilir.

2008 yılındaki bir araştırma ise, hamilelik sırasında farelerin hipokampuslerinde nörogenezin ya da yeni nöronların doğumunun azaldığını ortaya koydu. Hipokampus, kısa süreli hafızanın uzun süreli hafızaya taşınması konusunda önemli bir beyin alanıdır. Bunun yanı sıra, örneğin; arabanızı nereye park ettiğinizi hatırlamak gibi mekânsal navigasyonda da hipokampus devrededir. Aynı şekilde, biraz daha geçmişte, 2000 yılında yayımlanan bir araştırma da, hamile ve hamile olmayan sıçanlarda hipokampus dışında  beyin büyüklüklerinde bir fark olmadığını ortaya koydu. Araştırmada, hipokampusun; hamile farelerde daha küçük olduğu ve mekânsal hafızayla ilgili eksikliklere sebep olduğu görüldü. Ancak, insan hipokampusundeki olası değişimlere dair hamile kadınların beyinlerine dair herhangi bir beyin görüntüleme çalışmasına ise rastlayamadığımızı belirtelim.

Bazı araştırmalar, uykusuzluğun ya da mevcut yaşam halindeki büyük değişimin neden olduğu yeni bir stres halinin hamilelik dönemindeki unutkanlığa katkıda bulunuyor olabileceğini ileri sürüyor. Bazı araştırmalar ise, kültürel bir rolden söz ediyor ve “hamilelik beyninin” kadınları gündelik yanılgılara dair daha hassas bir hale sokabileceğini ileri sürüyor. Yeni hamilelikle birlikte gelen günlük rutinlerdeki bir değişim, bazı kadınların hafıza yetilerini kesintiye uğratıyor da olabilir.

Hamilelik sırasında meydana gelen garip değişimlerin tamamına dair çok fazla bilgi sahibi olmasak da, bir şeyin çok açık olduğunu söyleyebiliriz: Bebekler, dünyaya ilk çığlıklarını atmadan önce, mevcut varlıklarını belli etmek adına harika bir iş çıkarıyor.

BİLİMFİLİ



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: