Plastik konusunda bilmediklerimiz

İşte plastik hakkında merak edilenler ve plastik konusunda bilmediklerimiz.

İşte plastik hakkında merak edilenler ve plastik konusunda bilmediklerimiz.

• 1957 yılında Disneyland’daki neredeyse tümden plastikten oluşmuş dört bölmelik yapıyı ziyaret edenler, “Monsanto Geleceğin Plastik Evi’ne hoşgeldiniz,” duyurusuyla karşılanmaktaydı. Geleceğin evindeki dolapta yer alan giysiler bile plastiktendi. plastik• 10 yıl sonra, Walt Disney Şirketi evi yıkı güllesiyle yıkmaya kalkıştığında güllenin, bırakın yapıyı yıkmayı, gerisin geri teptiği görüldü. Demek ki, plastik son derece dayanıklı bir malzemeydi. • Günümüz dünyasında her yıl yaklaşık 270 milyar kilo plastik üretilip tüketiliyor ve bu pazar yine de yılda yaklaşık %5’lik bir artışla büyümeyi sürdürüyor. • Plastikler polimerlerden, bir başka deyişle, monomer adı verilen yüz binlerce küçük moleküler birimi birbirine bağlayan büyük moleküllerden oluşur. • Polimer zincirlerinin büyük bir çoğunluğu uzundur; ipe dizili boncuklar gibi katlanıp bükülebilirler. • En yaygın plastik türü olan ve genişleyen hidrokarbon zincirlerinden oluşan polietilen en çok alışveriş torbası ve şişe yapımında kullanılmaktadır. • Plastik alışveriş torbası demişken, yalnızca ABD’de 2009 yılında 102 milyar poşet tüketildi. Bunlar birbirlerine iliştirilecek olsa, Dünya’nın çevresini 776 kez dolanabilirlerdi. • Plastiğin öyküsü 1850’lerde başladı. Britanyalı bulucu Alexander Parkes, organik bir bileşik olan (ve bitki hücre duvarlarından oluşan) selüloz ile nitrik asit ve çözücüleri birleştirmek suretiyle, 1862 Londra Büyük Sergi kapsamında kamuya tanıttığı “Parkesine” adlı esnek bir malzeme elde etti. • Ne yazık ki, selüloz nitrat kolay alev alabilen bir maddedir. Parkes üretimi arttırırken, harcamaları da giderek azalttı. Çatlayan plastik ticari açıdan büyük bir fiyasko oldu. • Ardından Amerikalı kimya uzmanı Leo Hendrik Baekeland geldi. Baekeland, 1907 yılında, odun alkolü ile kömür katranını basınçlı bir kapta (otoklav) ısıttı ve ortaya çıkan kehribarımsı karışımı soğuttuğunda da ateşe dayanıklı “Bakalit” maddesini elde etti. Binlerce kullanımı olan bu malzeme telefonlara, çeşitli ev araç ve gereçlerine, kameralara ve 997 başka biçime dönüştürüldü. • Bir yıl sonra, İsviçreli kimya uzmanı Jacques E. Brandenberger viskozu (selüloz tabanlı yoğun bir sıvı) asit banyosuna yatırmak suretiyle levhalara ayırdı. Levhaları çamaşır suyu ve gliserol gibi yumuşatıcılarla yıkayan Brandenberger elde ettiği bu malzemeye, selüloz ve Fransızca saydam anlamına gelen diaphane sözcüğünden yola çıkarak, “selofan” adını verdi. • Selofan, 1930 yılında banjo çalgıcısı ve mühendis Richard Drew tarafından bulunan dünyaca ünlü Scotch tape, ya da bizim bildiğimiz adıyla seloteybin ana malzemesini oluşturdu. Buna İskoç bandı denmesi aşağılayıcı bir öyküye dayanıyor. Yeni buluşu denemekte olan bir şirket çalışanı öfkeye kapılarak, “Bunu o İskoçyalı cimri patronlara geri gönderin de üzerine biraz daha yapıştırıcı eklesinler!” diye haykırır. • “Selofan” sözcüğü, 1940 yılında yapılan bir halk oylamasında, anne ve anı sözcüklerinin ardından İngilizce dilindeki en güzel üçüncü sözcük olarak değerlendirildi. • Bakteriler ve mantarlar çoğu plastik moleküllerinin üstesinden gelebilecek niteliğe sahip değiller. Çünkü plastik molekülleri mikropların sindiremeyecekleri denli büyüktürler. • İşte bu yüzden ABD sınırları içindeki çöplüklere her yıl atılan 31 milyon ton plastik atık neredeyse sonsuza dek biçim değiştirmeden öylece kalabilir. Barbie bebekler ve pembe flamingolar yıllar boyunca biçimlerini koruyabilirler. • Plastikler dirimsel olarak kolayca parçalanmasalar da, kimi plastikler “ışıl bozunuma” uğrayabilir. Güneş ışığı polimerlerdeki moleküler bağların parçalanmasına buna bağlı olarak da plastiğin kırılganlaşmasına ve çoğu zaman mikroskobik boyutta parçalara ayrılmasına neden olabilir. •Plastik atıklar rögarlara oradan da denize sürüklenir. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi çevrecilerin kilometrekare başına 13 bin parça atık düştüğü yönündeki uyarılarının elle tutulur bir yanı olup olmadığını araştırıyorlar. • İsviçre Teknoloji Enstitüsü kimya uzmanları, 2011 yılında, gelmiş geçmiş en büyük yapay molekül olarak bilinen, 200 milyon hidrojen atomuna eşit kütleye sahip PG5 adlı bir polimer ürettiler. • Geleceğe hoş geldiniz. İsviçreli araştırmacılar PG5 polimerinin binlerce kıvrımı içine ilaç sığdırılabileceğine ve bunun kana enjekte edilmesi suretiyle ilacın bedenin gerekli yerlerine gerekli dozlarda aktarılabileceğine inanıyor. BİLİM TEKNOLOJİ EKİ

Paylaş

Görüntülenme:
Güncellenme Tarihi:08 Mart 2013Yayınlanma Tarihi:13 Mart 2013

© 2024e-Psikiyatri.com, bir NPGRUP sitesidir,
e-Psikiyatri.com bir NPGRUP sitesidir. Bu sitede verilen bilgiler, site ziyaretçilerinin/hastaların hekimleriyle mevcut ilişkilerini ikame etmek değil, desteklemek için tasarlanmıştır. Bu sitede yer alan bilgiler bir hekime danışmanın yerine geçmez. Tüm hakları saklıdır.