Öğrenmenin erdemleri

Jin Li, Kültür Devrimi sırasında büyüdü. Çılgınlık sona erdiğinde Çinliler, Batıyı geride bırakmak şöyle dursun, "ekonomik olarak yoksul, kültürel olarak kısır" bir halde olduklarını gördü.

Öğrenmenin erdemleri

Jin Li, Kültür Devrimi sırasında büyüdü. Çılgınlık sona erdiğinde Çinliler, Batıyı geride bırakmak şöyle dursun, "ekonomik olarak yoksul, kültürel olarak kısır" bir halde olduklarını gördü.

ogrenmekDerken arayı kapatmak için yoğun bir seferberlik başladı. Batı'nın verebileceği şeyleri almak için öğrenciler seferber edildi. Onlardan biri de Li'ydi. Okuldayken Li, Çinlilerin geri kalmasına sebep olarak gösterilen Konfüçyüsçü değerlere sırt çevirmiş ve Alman kültürüne sarılmıştı. Kitabı "Öğrenmenin Kültürel Temelleri: Doğu ve Batı"da da yazdığı gibi, o dönemin öğrencileri beklenmedik açıklık politikasının ve Batı'yla arayı kapatma arzusunun heyecanıyla yanıp tutuşuyorlardı. Li bir Amerikalıyla evlendi, ABD'ye taşındı ve öğretmen oldu. Hayretler içindeydi. Amerikalı lise öğrencileri onca imkâna rağmen sanki öğrenmeye isteksizdiler. Çinli süper öğrenciyle tembel Amerikalı arasındaki zıtlık eski basmakalıplarla açıklanabilirdi. Buna göre Çinliler testlerde yüksek not almak için yaratıcılıktan yoksun, her şeyi ezberleyen robotlardı. Amerikalılar da televizyonu seven, ama çalışmayı bilmeyen şımarık veletler. Fakat Li'ye göre bu klişeler yetersizdi. Li o gün bugündür önce Harvard Üniversitesi'nde, şimdi de Rhode Island'daki Brown Üniversitesi'nde Asyalılarla Batılıların öğrenme hakkındaki düşüncelerini anlamaya çalışıyor. Bulgularını en basit yoldan özetlersek; Batılılar öğrenmeyi bilişsel, Asyalılar ahlaki bir mesele olarak görüyor. Batılılar için öğrenmek, dış dünyayı anlamak ve ona hâkim olma amacı taşırken Asyalılar için öğrenme, içlerindeki erdemleri geliştirme isteğiyle girişilen zahmetli bir süreçtir. Farkı görmek için üniversite arma lar ındaki i fadelere bakabilirsiniz. Batıdaki sloganlarda bilgi edinmeye vurgu yapılır. Harvard'ın sloganı "Gerçek"tir. Chicago Üniversitesi'ninki, "Bilgi çokken daha çok olsun ve insan hayatı bununla zenginleşsin". Çin üniversiteleriyse genelde kişisel yükselişi vurgulayan Konfüçyüsçü deyişler kullanır. Tsinghua Üniversitesi'nin sloganı, "Durmadan güçlen ve dünyayı beslemek için erdemlerini geliştir"; Nanjing Üniversitesi'ninki de, "Samimi ol ve hedeflerini yüksek tut, istekle öğren, öğrendiklerini ciddiyetle uygula"dır. Li, Amerikalılardan öğrenme hakkında rastgele konuşmalarını isteyince işittiği kelimeler düşünmek, okul, beyin, keşif, anlamak ve bilgi imiş. Çinlilerse kültürlerindeki yaygın deyimleri kullanıyorlarmış; yı lmadan öğrenmek, aç veya susuzmuş gibi çalışmak, istekle öğrenmek gibi. Batılı anlayışta öğrenciler, farklı düzeylerde bile olsa, doğuştan gelen bir zekâ ve merakla okula gelir. Öğretmenler o merakı belirli alanlarda daha da canlandırmaya çalışır. Uygulama gezileriyle, bazı şeyleri bizzat yapmakla aktif öğrenme teşvik edilir. Otoriteyi sorgulamaya, eleştirel soruşturmaya ve fikirleri paylaşmaya önem verilir. Çin'deki anlayışta doğuştan gelen meraka, hatta belirli konulara bile daha az önem verilir. Asıl mesele öğrenme sürecinin kendisidir. Buradaki fikir, öğrenme yöntemlerini kusursuzlaştırarak sonunda bilgeliğe ulaşmaktır ki, bu bilgelik hem ahlaki hem de entelektüel yönlüdür. Çin kültüründeki kahraman bilge, doğuştan gelen zekâdan yoksun olsa da güçlüklere karşı kazandığı zaferle dikkat çeker. Li gece boyunca çalışabilmek için saçını tavana bağlayan bilginin hikâyesinden bahsediyor. Başı yorgunluktan düşecek olsa saçının acısıyla tekrar uyanır bilge. Li, Batılıların aniden gelen bir idrakle "işte bu" denilen anı vurguladıklarını savunur. Çinlilerse kavrayışın zahmetli bir süreçle birikmesine vurgu yapar. Amerika'da liseliler "ineklerle" dalga geçerken Çinlilerin kelime dağarcığında böyle bir kavram yoktur. Batılı okullar öğrencilerin başarılarıyla gurur duymalarını isterken Çin'dekiler alçakgönüllü olmanın kendini anlamayı kolaylaştırdığı üstünde durur. Batılı öğrenciler siz onları övdükçe genelde daha çok çalışırlar, ama Çinli öğrencilerin daha çok çalışması için belki de onları eleştirmeniz gerekir. Sözünü ettiğimiz kültürler şaşırtıcı derecede kalıcı. Her birinin kendine göre üstünlükleri var. Beni en çok etkileyen şeyse, Batıda ayrı tutulan entelektüel ve ahlaki güdülerin Çin kültüründe harmanlanmış olmasıdır. Tarihsel olarak bunun nasıl oluştuğunu görmek zor değil. Eski Yunan kültürü şüpheci bilimsel soruşturmayı önemserdi. Bizde din ve bilim çoğu zaman karşıt olmuştur. Çeşitlenmiş bir toplum olduğumuz için ortak akademik standartları sınıfta öğretmek, farklı ahlaki tercihleri de eve bırakmak daha kolay. Ayrıca, Konfüsyüsçülükte ve Yahudilerin Tevrat çalışmasında olduğu gibi akademik ve ahlaki güdülerin harmanlanması motivasyonu müthiş yükseltmektedir. Dolayısıyla çalışkanlığı artırmak için, neyin nerede eksik olduğuna göre, ahlaki ya da akademik değerleri teşvik etmek mümkün olabilir. THE NEW YORK TIMES