Nerde o eski bayram tadında dostluklar

Bir bayramı daha geride bıraktığımız şu günlerde hazır yeri gelmişken biraz da dostluklardan ve arkadaşlıklardan söz edelim istedim…

Nerde o eski bayram tadında dostluklar
Paylaş:

Bir bayramı daha geride bıraktığımız şu günlerde hazır yeri gelmişken biraz da dostluklardan ve arkadaşlıklardan söz edelim istedim… Günümüzde artık olmayan dostluklardan ve arkadaşlıklardan… Çocukluk günlerim geldi aklıma birden. Eski bir siyah beyaz filmin kareleri geçiyor gözlerimin önünden belli belirsiz. Uzun zaman oldu elbet. Fazlasıyla eskimişler. Derin çizikler oluşmuş çoğunda, ama bazıları net görüntü verebiliyor hala. Kan kardeş olurduk. O kocaman çocuk yüreklerimizin ta derinlerinden gelen duygularla büyük sözler verirdik birbirimize dostluk adına.  Sonra büyüdük, eski çocukluklarda kaldı çocuk kalplerin sözleri de. Hayatın gerçeklikleri öylesine keskin darbeler vurmaya başladı ki beyinlerimize, yeniden formatlamak zorunda kaldık çocuk saflığındaki yüreklerimizi de. nazifegungor211Yeni formatın işletici mekanizması para, felsefi arka planı ise çıkar ne yazık ki. Bayramlar vs. dostluk ve arkadaşlığı ve de insanlığı anımsatan her ne varsa yeniden formatlandı bu iki yükselen değer çevresinde. Her şeyde acayip bir üç kağıt. Yalan ekseni etrafında dönmekte olan koca dünya. Bakışlarda yalan, gülümseyişlerde yapaylık.  Sevmenin coşkusundan allaşan yanaklar yok artık. Sahte sevgi gösterisinden yorgun düşmüş tene teselli alı veren pudralar var yalnızca. İnsanlar mutsuz, sevgisiz, hüzünlü. Ama bunu yapan da yine kendileri. Para ve iktidar hırsıyla yoğrulmuş karakterleriyle dünyayı birbirlerine zindan eden, hayatı birbirleri ve kendi kendileri için çekilmez kılan da kendileri ne yazık ki. Bayramlar bile vesile olamıyor dolayısıyla da dostlukların yenilenmesine, sevgilerin yeni baştan filizlenmesine. Sevgi tohumu atılmış toprakların suyu çekildi, tohumlar çürüdü çoktan. Tarlalar kıraç. Yeni filizlerin çıkması ise imkânsız artık. Ve en vahimi de çoraklaşan topraklarımızı, kıraçlaşan tarlalarımızı sulayıp, yeşertmek elimizde değil artık. Muhtaç hale geldik başkalarına, su bulmakta da sevgileri yeşertmekte de. Başkalarının ise bu yönde bize destek olmaları olanaksız artık. Taşıma suyla değirmen dönsün istiyorlar. Böylece istedikleri zaman, istedikleri kadar su taşımı, sevgi aktarımı, insanlık ekimi yapılsın niyetindeler. Sevgilerimizi, dostluklarımızı, arkadaşlıklarımızı parayı ve gücü elinde tutan o birilerinin istediği ölçüde yeşertelim, istedikleri kıvamda yaşayalım istiyorlar. Çünkü biliyorlar ki içerisinde bulunduğumuz bu yeni dönemin yükselen değerleri ancak böylece yükselmeye devam edebilir. Adına yabancılaşma diyoruz bütün bunların. Yabancılaşıyoruz, yabancılaştırılıyoruz kendimize ve birbirimize. Hayatlarımız kendimizin olmaktan çıkıyor sinsice. Kendimiz olmaktan çıkıyoruz kendimiz de. Birbirimizi sahiplenmek, sayıp sevmek, düşünmek, koruyup kollamak ise güç ve beceri alanımızın tümüyle dışında kalıyor giderek. Parayla ve güçle yönlendirilen ve de yönetilen, adına çağdaş dediğimiz dünya bizi bizden alıp başkalarına emanet etmekte. En acısı ise emanetçilerimizde vicdandan ve insanlıktan eser yok. Gel de arama ilkel dönemlerin barbar dünyasını. Adı da özü gibiydi hiç değilse. Vahşi doğanın içerisinde insanlar ne zaman, hangi tehlikeyle karşı karşıya olduklarını biliyor ve ona göre de önlemlerini alıyor ya da kabullerini sunuyorlardı. Oysa şimdi adına çağdaş denilen, ileri uygarlıktan söz edilen bir dünyada insan yok. Kimin için uygarlık, kimin için çağdaşlık belli değil. Ya da paradoksal bir netlik var işleyişte. En uygar olan, en tehlikeli olan aynı zamanda da. Uygarlık ve insanlık adına yapılan her şey nasıl olduysa oldu insanlığın sonunu getiriverdi. Yaşlılarımız daha çok iç çekecekler bu gidişle "Nerde o eski bayramlar" diye. Ve çocukluğumuzun kan kardeşlikleri imkansızlıklarda yitip gitti, bir daha hiç gelmemecesine. Bayramlar da vesile değil artık dostlukların, arkadaşlıkların tazelenmesine, insanlığın yeşermesine. Ama nice bayramlara yine de, eski sıcak dostluklar ve anımsayışlar adına. Prof. Dr. Nazife Güngör