Merhametin sınırlarını keşfediyoruz

Merhamet evrimleşmiş bir içgüdü ve beynin devrelerine kök mü salıyor.

Merhametin sınırlarını keşfediyoruz
Paylaş:

Merhamet evrimleşmiş bir içgüdü ve beynin devrelerine kök mü salıyor. Haber1Tüketici güveni ve Yunan ekonomisinden daha hızlı çöken bir şey varsa o da dünya merhamet endeksi olabilir, ama tabii öyle bir ölçü olsaydı. Son haberlerden birkaçını düşünün. Amerikalılar işsizlik yardımlarını yaygınlaştırmaya isteksiz davranıyor ve geçen ayki Washington bütçe çatışmalarında afet yardımları bile bir ara gözden çıkarılacak gibi oldu. Avrupalılar emeklilik maaşlarını kesiyor. Ayrıca, bir diplomatın deyişiyle, Somali'deki kıtlığa çare bulmak için "kimse harekete geçecek havada değil". Psikolog ve primatologlar yıllardır merhametin evrimleşmiş bir içgüdü olduğunu ve beynin devrelerine kök saldığını ileri sürüyor. Psikolog Steven Pinker, "Doğamızın İyilik Melekleri" adlı yeni çıkan kitabında empatiyi "insan doğasının son modası" olarak niteliyor. Bazı maymunlar gibi şempanzeler de merhamet belirtileri gösterirken fareler bile sanki yakınlarının acısını paylaşıyor. Zaten şu anki gidişat sürerse fareler daha uygun bir araştırma konusu olacak. Günümüzün insanları ve toplumları gerçekten biraz katılaşıyor mu? Cevap hayır. Fakat merhamet sınırlı bir kaynak, kökü ise beynin idrak ağlarında bulunan ve yorulup tazelenmesi gereken bir düzenek. Yardım meslekleri denen sektörde çalışan insanlar empatinin sınırlarını da, faydalarını da iyi bilir. Onkoloji hemşireleri, travma çalışanları, hatta evlilik danışmanları ve başka kesimler üstüne yapılan çalışmalar, bu insanların hepsinde görülen "merhamet yorgunluğunun" paylaşılan duyguların miktarıyla doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor. New Orleans'deki Tulane Üniversitesi'nden Psikolog Charles Figley, "Özellikle acı çekenleri dinleyen ve onlar için elinden yeterince şey gelmeyen kimselerde muazzam bir yük oluştuğunu" belirtiyor. Meslek kuruluşları, yorgunluğun etkilerini telafi etme amaçlı talimatnameler dağıtmaya başlayalı on yıldan fazla oldu. Bu kılavuzlarda danışmanlara izin kullanmaları, hatta düzenli terapiye gitmeleri salık veriliyor. Eski ordu psikoloğu ve "Ayakları Yere Basmak: Görevin Ardından Hayata Uyum Sağlamak" kitabının yazarlarından Bret A. Moore, "Aynı sorunları tekrar tekrar görmenin, o sorunların müzminleşmesinin ve olumlu sonuç alamamanın" yorgunluğa yol açtığını ifade ediyor. "Randevularınızın iptal olmasını ummaya başladığınız an o noktaya vardınız demektir" diyor. Kamuoyunun kitlesel işsizliğe ve açlık çeken ülkelere tepkisi de benzer. Çözülmesi zor ve önceki çabalara olumlu cevap vermeyen sorunlar motivasyonu tüketiyor. Nitekim iki soruna da milyarlar akıtıldı ama görünür bir gelişme olmadı. Bu durumda da acil durumlar aciliyetini yitiriyor. Yardım etme içgüdüsü hane halkını ve kabileyi korumak üzere evrimleşti. Bazı psikologlar ahlaki sezgiyle (örneğin araba çarpan birini veya çocuğu kaçırılan bir anne-babanın gözyaşlarını görmenin dehşeti) ahlaki muhakemeyi (sel ve kıtlık gibi büyük trajedileri anlamadaki akli süreçler) birbirinden ayırıyor. Bunlardan ilki daha güçlü, daha duygusal bir tepki ve insanlar bu yüzden tek bir kurbana onlarca veya yüzlerce kişiden ya da koca bir bölgeden daha çok acır. Aslında somut sıkıntılara olay yerinde yardımcı olabilmek için empatiyi köreltmek gerekli olabilir. Psikiyatr Robert Jay Lifton, "Ölüm İçinde Hayat: Hiroşima'dan Kurtulanlar" adlı kitabında, Hiroşima'daki kurtarma görevlilerinin ancak merhamet duygularının "düğmesini kapatmaları" sayesinde orada iş yapabildiklerini belirtiyor. Gerçek yardım çoğu zaman katı bir yürek değilse bile serinkanlılık istiyor. THE NEW YORK TIMES