E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

İslamofobinin psikolojik olarak tanımı nedir?

İslamofobinin psikolojik olarak tanımı nedir? İslamofobi nedir? Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan Din ve Hayat Dergisi’ne anlattı.

İslamofobinin psikolojik olarak tanımı nedir?

İslamofobi, İslam konusundaki kişinin orantısız ve ölçüsüz korku hissetmesidir. Bu korku irrasyoneldir yani gerçekle ilgili değildir. Bir kimse yükseklikten korkar ama insan yükseklikten korktuğu için asansöre, uçağa binmiyorsa onun korkusu temelsizdir ve irrasyoneldir. Bu korku kişinin hayatını kısıtlar. İslamofobiye gelince: bir insan bilmediği bir şeye karşı mesafelidir, İslam konusunda hiç bilgisi olmayan insan İslam’a mesafeli olabilir; bu İslamofobi değil, bilgisizliktir. Dünya nüfusunun dörtte birine yakın kısmının dini olan İslam’a karşı bir korku geliştirmiş olması, bu korkunun neden kaynaklandığının doğru analizi ile ortaya çıkar.

Hıristiyanfobi neden yok?

Hıristiyanfobi yoktur! Geçmişte Hıristiyan’dan kaynaklanan şiddet olayları yok mu, pek çok var… Hatta rahmetli Muhammed Ali’nin ilginç bir anısı vardır; 11 Eylül 2001 tarihinde ikiz kule trajedisi olduğu zaman yıkımların olduğu yeri ziyarete gider. Gazeteciler gelir ve; “Bunu yapan Müslüman teröristlerdir. Sen de Müslümansın, bu konuda ne düşünüyorsun?” sorusuna Muhammed Ali harika bir cevap verir; ‘Hitler de Hristiyan’dı onun yaptığı şiddet size ne hissettiriyorsa bu olay da bana onu hissettiriyor.” Nazi zulmü altında 70 milyon kişi öldü, ciddi bir soykırım yaşandı ve Hristiyanfobi gelişmedi, hristiyan karşıtlığı ortaya çıkmadı da neden İslamofobi ortaya çıktı? Çünkü soykırımda Hitler’in Hristiyan kimliği ortaya çıkarılmadı ancak El Kaide gibi teröristlerin Müslüman kimliği ön plana çıkarıldı. Bir algı yönetimi sonucunda böyle bir kavram ortaya çıktı.

İslam’ı bilen, İslamofobi olamayacağını bilir

Aslında İslam’ı bilen bir kimse İslam’la ilgili bir fobi olamayacağını da bilir. Kuran-ı Kerim’de yer alan 114 ayetin 113’ünde rahmet ve rahim yani merhamet kavramları işlenir. İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed’in hayatına bakıldığında onun insanlara korku veren değil, merhamet ve güven veren bir rol model olduğu ortaya çıkar.

Mekke döneminde, Hz. Muhammed’e “Dininden vazgeç sana Mekke Emirliği verelim.” deniyor. Peygamber eğer taktik ve stratejik düşünseydi Mekke emiri olur sistemi kurardı, ondan sonra “Müslüman olacaksınız.” derdi. Herkes de yönetim baskısıyla Müslüman olurdu ama vefatıyla da bu durum da biterdi. O ise gönüller üzerinde birebir ikna üzerinden ilerledi. İslam’ın tarzı korkutarak İslam’ı yaymak değildir. Nebevi olan tarz, korku uyandırmadan İslam’ı anlatmaktır.

Orijinal İslam, Hz. Muhammed’in hayatıdır

İslamofobi denilince Kur’an’daki cihat kavramı gündeme gelir. “Cihat eşittir, kılıç; cihat eşittir, şiddet, İslam budur.” diyorlar. Batılıların İslamofobiye gösterdikleri örnekler bunlar. Orijinal İslam, Hz. Muhammed’in hayatıdır. Bunu araştırmıyorlar, sadece Müslümanların hataları üzerinden İslamofobi oluşturuyorlar. Sonradan İslam’a dâhil olmuş, İslam’ın çıkış kuruluş ayarlarında olmayan otoriter baskıcı yaklaşımlar vardır. Bu İslam değil gelenektir. Psikolojik savaşta bir yöntemdir: Sokakta dolaşan köpeği biri yok etmek isterse herkese “Bu köpek kuduzdur”. denir ve herkes onu öldürmeye çalışır. 90’lardan sonra İslam’a karşı bir medeniyet çatışması tezi çıktı. Komünizm bitti, şimdi medeniyetler çatışması başladı… Aynı zamanda NATO bir askeri kuvvettir ve NATO düşmansız kalmıştır. Düşünelim bir askeri kuvvet var, tatbikatlar yapılacak, bir düşmana ihtiyaç var. Belçika’da Brüksel’de toplandılar. Hayali bir düşman oluşturdular, muhtemel düşmanın adını “kökten dincilik” koydular. Psikolojik savaşta yetiştirilmiş fikirlere ihtiyaç vardır. Bir fikri ortaya atarsın propaganda ederek insanlara sunarsın, müşterileri çıkar, alırlar ve kullanırlar.

İslamofobi, savaş ideolojisi olarak üretildi

Soğuk savaş sonrası 28 Şubat 1997’nin devamı olan yıllarda ikiz kule trajedisi olduğunda ABD kaynaklı bir TV yayınında “28 Şubat Küreselleşti”  haberini dinlediğimde Pentagon’un aradığı düşman daha net anlaşılır olmuştu ve proje küresel güçlerin projesi idi.

Bilindiği üzere medeniyetler çatışması tezi de ortaya atıldı, tartışıldı. Hristiyan, Müslüman çatışırsa daha küçük medeniyetler kendilerini daha rahat hissedeceklerdi. İki medeniyeti çatıştırarak kendi medeniyetlerinin canlı kalmasını istediler. Bu yüzden NATO’ya karşıt bir düşman vermek gerekiyordu, verildi: “İslamiyet köktencilik.” El Kaide gibi bazı kötü örnekleri gösterildi. El Kaide, Afganistan’da Rusya’nın işgaline karşı CIA ile iş birliği yaparak eğitimleri Amerika’dan verilmiş, silahları oradan gelmiş bir terörist gruptu. “Karşı tarafta da dinsiz bir millet var.” diyerek “talebe” denilen medresede yetişen insanların eline silah vererek hareket başlattılar ama soğuk savaşta bu durum kontrolden çıktı. Durum kontrolden çıkınca bu defa da onunla mücadele adı altında Ortadoğu’da güç dengelerini kendilerine çevirecek planlar yaptılar. Kamuoyunun ikna edilmesi gerekiyordu. Savaş gerekçesi, ideolojisi üretilmesi gerekiyordu, bu da İslamofobi oldu. Günümüzde Hıristiyanlık torik temelini yitirdi. Teslis akidesi tutmadı. Özellikle Kuzey Avrupa’da, Fransa’da toplumun yüzde 50’ye yakını “Biz Hristiyan değiliz sadece kültürel olarak Hristiyanız.” Diyor. Tanrıtanımazlığın ciddi yayıldığı bir dönemde güçlendirme yapılamadığı için de hristiyan kültürünü devam ettirmek istiyorlar. Bu yüzden halkı bir arada tutmak için bir düşmana ve tehdide ihtiyaç vardı ve Müslümanlar gösterildi, İslamofobi ortaya çıktı. “Üretilmiş bir fikir” olarak bunu çok rahat görebiliyoruz. İslam karşıtı kişiler İslamofobinin büyümesine destek veriyorlar, korku üretmek istiyorlar ve ürettiler.

Politik Psikolojide “Otomatik Stereotipi” olarak tanımlanan kavram ön yargıların oluşturduğu tepkileri ifade eder. Örnek olarak Amerika’da siyahilere karşı gelişen ön yargı verilebilir. Anne çocuk yan yana yürürken karşıdan bir siyahi gelirse anne farkında olmadan çocuğun elinden tutup kendine çeker. Böyle otomatik ön yargılar ve tepkiler vardır. Fakat siyahi kişi ünlü, mesela Obama gibi birisiyse bunu yapmaz. Bu aslında hayvanların psikolojik doğasında da vardır. Hayvanlarda yapılan bir gözlem vardır. Kümese yeni bir tavuk girdiği zaman onu istemezler ve onu gagalarlar, bir süre sonra tavuk “Ben buraya değer veriyorum seviyor ve burada kalıyorum.” derse onu test ederler ve onu aralarına alırlar. Müslümanların kabusu da bu noktadadır.

İslamofobinin birinci ilacı diyalogdur

Müslümanlar, Avrupa’da ve Amerika’da yaşıyorlar. Orada şu anda yabancılaştırılan ve ötekileştirilen toplum olarak bulunuyorlar. Kümesteki tavuk onlara nasıl saldırırsa onların düşmanlıkları daha çok artar. “Burayı seviyorum buraya hizmet etmek istiyorum.” diyerek çoğulculuğu savunursa bir müddet sonra kabul ediliyorlar. Burada Müslümanlar onların düşmanlıklarını satın aldılar, karşı tarafın öfkesini kızgınlığını satın aldılar, onlar da kutuplaştırmayı arttırdılar. Batı’da yaşayan Müslümanlar diyalogdan kaçtıkça İslamofobi artacaktır. Bu yüzden İslamofobinin birinci ilacı diyalogdur. İslam’ın gerçek yüzünü konuşmaktan korkacak bir durum yok. Müslümanın Kuran’ın her maddesini tartışabilesi, bilgi sahibi olması, bilimsel sağlamlıkla hareket etmesi gerekir. Bu asrın yöntemi özellikle ikna yöntemidir. İkna yönetimiyle gidebilir ve başarabiliriz. Bu onların manevi yaralarına da iyi gelebilir. Elimizde bir ilaç var ama bu ilacı sunmamız gerekir.

İslamofobi, Müslümanlar için bir fırsattır
İslamofobi bence Müslümanlar arasında ve dünyada İslamiyet’i araştırmaya sebep oldu. Müslümanlar için İslamofobi bir fırsattır. Bununla mücadele etmek yerine İslamiyet’in doğruluğunu anlatmak gerekir. Bunu ancak asrısaadet saflığıyla anlatmak, anlatmadan önce de yaşamak gerekir. İbn-i Haldun’un güzel bir sözü vardır; “Çocuklarınızı terbiye etmeye uğraşmayın. Kendinizi terbiye edin, çocuklarınız kendiliğinden terbiye olur.” der. Müslümanlar da önce kendilerinde doğruyu bulup doğru şekilde yaşayabilirse, karşı tarafa da aktarabilecek ve İslamofobiyle mücadele edebilecektir. Müslümanların cihat kavramını kötüye kullananlar var, bu cehilizmdir. DEAŞ’a da cihatçı örgüt diyorlar. Hz. Peygamber’in elinde kılıç olduğu gün sayısı 23 senede bir ayı geçmez. Onun dışında hep yaşamış, hep örnek olmaya çalışmıştır. Bazı kişiler, sahabelere sormuşlar; “Peygamberi görmeyen Müslümanlara bu kadar şey aktardığınıza göre peygamber çok konuşuyordu.” “Peygamber çok az konuşurdu fakat susuz kalmış bir deve suyu bulunca nasıl emer içerse, biz o konuştuğu zaman hemen alır benimserdik”  demişlerdir.

Böyle bir peygamberin hayatı bize en güzel örnektir. Böyle bir peygamber sevilmekten başka hiçbir şeyi hak etmiyor. Onun hayatını inceleyenler, onun sevilmek için yaratıldığını görürler. Sevgi konusunda rol model olmuş bir peygamberdir. Bunu bizim Batı dünyasına anlatmamız gerekiyor.

Yerli İslamofobikler

Bir de yerli İslamofobikler vardır. Fuat Sezgin Hoca’nın böyle bir tespiti vardır; “İslam ilim tarihini anlatmakta en çok zorluk çektiğim kişiler Türkiye’deki aydınlar oluyor.” diyor çünkü onlar İslamofobik. Batı’yı üstün görüyorlar, “Biz değersiz, kültürsüzüz.” diyerek ön yargıda bulunuyorlar. Bu yüzden de Batı’dan onay almadan kabul etmiyorlar.

Cihadı, manevi cihat olarak tanımlamamız gerekiyor

Cihat kavramına dönersek Hz. Muhammed bir seferden dönerken diyor ki “Şimdi küçük cihat bitti büyük cihat başlıyor.” “Büyük cihat nedir?” diye soruyorlar, Hz. Muhammed “Nefisle cihattır” diye cevap veriyor. Nefsin arzularına, heveslerine, caydırıcı yanıltıcı vesveselerine karşı mücadeleyi asıl cihat olarak görüyor. Hz. Muhammed’in hayatına baktığımız zaman hepsi savunma savaşlarıdır. Saldıranlar Müslümanlar değildir. Böyle bir durumda cihat kavramını bizim maddi değil, manevi cihat olarak tanımlamamız gerekiyor.

Müslümanlar için internet bir fırsattır

İslamofobiyi üreten kişiler, şu anda psikolojik savaş malzemesi olarak kullananlardır. İngiltere 2015 yılında sosyal medya tugayları kurdu ve binlerce kişiden oluşan sosyal medya elemanı yetiştirdiler. Bu durum, internet ortamını çok açık bir savaş ortamı olarak gördüklerini ortaya koymaktadır. Bir NATO strateji uzmanı, “Üçüncü dünya savaşının ateşi internetten atılacaktır” der. İnternet taarruzuyla savaş başlatma ve bitirme planları var. Böyle bir durumda Müslümanlar için internet bir fırsattır. İslamofobiyi düzeltmeye çalışıyorlar aslında “İslamofobi yanlıştır” diye gitmek, onların tuzağına düşmek oluyor. Bunun yerine Bediüüzzaman Said Nursi’nin geliştirdiği bir yöntem var; müspet hareket yöntemi. İslamiyet savunma duygusu ile negatiflik üzerinden değil de parlak yüzüyle her yerde anlatılmalıdır.

İslam’ın sevgi medeniyeti olduğu, Hz. Muhammed’in rahmet peygamberi olduğu, Kuran’ın son mesajı olduğu, bütün insanların buna ihtiyacını olduğu anlatabilirse oyuna gelinmemiş olur. Karşı tarafın bizi kendi savaş alanına çekmesine izin vermemek gerek. Elinde silah var, güç var. Bu bizim insanlarla savaş stratejisinde kullandığımız bir yöntemdir. Bağırıp çağıran bir insanla karşılaşırsanız stratejiniz onu kendi orman alanınıza çekmek olmalıdır. Karşı taraf öfkeyle hareket ediyor düşmanlık duygusuyla hareket ediyor. Orman alanı budur ve bununla sonuç almaya çalışır. Onun savaş alanına girerseniz onun kadar kötü olmalısınız ama bir Müslüman bunu yapamaz. O yüzden onun alanına girmek yerine onu kendi alanınıza çekmeniz gerekir. Onun kadar kötü olursanız onu yenemezseniz.  İnternet şu an hakikatın en güçlü anlatılacağı mecradır. Bir insan evinde otururken Tanrı nedir diye sorsa sorularla Kur’an’ı Kerim’i arayıp bulabilir. Bu süper bir avantajdır. Hakikati arayan bu çağın insanı şu anda her şeye sahip ama ölüm karşısında çaresiz, hayatın anlamı karşısında çaresiz, ölümden sonrası için proje geliştiremiyor.

Müslümanlar mücadele yöntemini değiştirmeli

Örneğin, öfkeli bir kişi bağırıp, çağırmaya başladığında ona “Ben seni anlamak istiyorum. Lütfen sakin ve yavaş konuşur musun?” derseniz karşı tarafın dengesi bozulur çünkü yavaş bağırmak mümkün değildir. Yavaş konuşmaya alışkın değildir, ezberi bozulur, onun düşünen beynini harekete geçirirsiniz ve kendi alanınıza çekersiniz. İşte müspet hareket bunu yapar. Şu anda Müslümanlar için bu “medeniyetler tezi” çok önemliydi. İspanya’yla Türkiye’nin başlattığı tez şu anda durdu.  O tez yeniden baslarsa bu negatif politika pozitife döner. Fikir gücü yüksek olan kazanır. Biz Kuran’a, İslam’a güveniyoruz o zaman neden fikri alandan kaçıyoruz ki? Bu yüzden Müslümanların İslamofobi mücadele yönetimini değiştirmesi, taktik hareket etmesi ve cihadı manevi cihat olarak tanımlaması gerekir.

Küresel güçlerin oyununu bozma örneği

Kapitalizme karşı cesur çıkışları ile tanınan Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern cami saldırıları sonrası siyasette az rastlanan diplomatik bir zarafet ve merhamet örneği sundu. Konuya empati ile yaklaştı, kurban yakınlarını kucakladı ve kutuplaştırıcı söylemlerde hiç bulunmadı. Terörizmi yaşatan gerilimden beslenen narsistik doyumu terör odaklarına vermedi. Empati ile yaklaşması belki de terör tarihinde ilk defa bir terör olayının geri tepmesine neden oldu. İslamofobik beklentileri boşa çıkardı. “Ben de sizin gibi hissediyorum, sizi tehdit olarak görmüyorum” demek istedi. Kendisin arayan ABD başkanına Müslümanlara ayrımcılık yapmama tavsiyesinde bulundu.

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, parlamentoda yaptığı konuşmada, “Terörist bu eylemiyle bir çok şeyin peşindeydi bir tanesi de kötü şöhretti. Bu yüzden onun adını zikrettiğimi asla duymayacaksınız.” ifadesini kullandı.

Özetle İslam ve fobi kelimelerini birleştirmek bir bilimsel cehalet örneğidir. Uyanmış insanlık İslam’la tanışmaya başladı, yaşananlar gelecek baharın öncülleridir. Müslümanlar da zarif diplomasiye destek vermelidirler.

Din ve Hayat Dergisi



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: