İNSANLIĞIN BİYOLOJİK OLARAK GELECEĞİ TARTIŞILIYOR

İNSANLIĞIN BİYOLOJİK OLARAK GELECEĞİ TARTIŞILIYOR
Paylaş:

İNSANLIĞIN BİYOLOJİK OLARAK GELECEĞİ TARTIŞILIYOR150 yaşına kadar, üstelik sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşamak ister misiniz? Bilimsel ve teknolojik gelişim insanlığı bu yöne doğru hızla ilerletiyor. Hastalıklar giderek tarihe karışıyor. Tasarlanmış, genetik özellikleri hesaplanarak dünyaya getirilen bebekler var artık. Hafıza çipleri, kesin başarıyı garantileyen ilaçlar ise yakın gelecekte hizmetinizde. Kulağa hoş geliyor değil mi? Ancak işin bir de diğer boyutu var...

Yaşlanma sürecinin radikal biçimde yavaşlatıldığı bir dönemin içindeyiz. 60 yaşında olup da, 30’larında gösterenlerin sayısı hayli fazla. En uzun yaşam rekorları sürekli olarak kırılıyor, şimdiden 120 yaşına kadar yaşayabilen insanlar var.

Hastalıklar giderek tarihe karışıyor. Tasarlanmış, genetik özellikleri hesaplanarak dünyaya getirilen bebekler var artık. Bilimsel ve teknolojik gelişimlerin insanı ne noktaya taşıyacağına illişkin öngörüler şimdiden bilim kurgunun artık çok ötesine geçti bile.

Dünya Ekonomik Forumu, "insanlığın biyolojik olarak geleceği" konusunu geçtiğimiz ocak ayında gündemine aldı. ABD Ulusal Bilim Vakfı (NSF) ile İngiltere Bilim ve Teknoloji Bakanlığı yaşam süresinin uzatılması konusunda ortak çalıymalar yürütüyorlar.

Radikal evrim

Yazar Joel Garreau, "Radikal Evrim" adlı yeni kitabında, "yüzbinlerce yıldan beri geliştirdiğimiz teknolojiler dışa dönük ve çevremizi iyileştirmeye yönelikti, şimdi ise geliştirdiğimiz teknolojiileri kendi beyinsel faaliyetlerimizi güçlendirmek, metabolizmamızı, kişiliğimizi geliştirmek, çocuklarımızı daha sağlıklı kılmak için kullanıyoruz" derken önemli bir konuya dikkat çekiyor.

Tabii, Garreau bu konuyu gündeme getiren ilk kişi değil. 2002 yılı sonlarında ABD Ulusal Bilim Vakfı bünyesinde
/_newsimages/1700922.jpgoluşturulan bir çalışma grubu, bilimsel ve teknolojik devrim sonucu insanların davranış ve yeteneklerinde inanılmaz değişimler yaşanacağı öngörüsünde bulunmuştu.

Bir yıl sonra ABD Başkanı George Bush, tarafından oluşturulan başkanlığa bağlı Bioetik Konseyi, kök hücre ve klonlama uygulamalarının normal insan fonksiyonlarını geliştirmek amacıyla çok yakın bir gelecekte da kullanılmasının önerilmesini tartışmaya açtı.

5 uzmanlık alanı

Konsey genetik mühendislikten, insan uzuvlarının yerine yenilerinin konulmasına kadar 5 uzmanlık alanı belirledi. Burada belki de en dikkat çekici husus, tüm bunların tedavi ya da terapinin ötesinde, sağlıklı insanların beden ve beyinlerinde de kullanılmaya açık olması.

Hastalık tedavisinde kullanılması amacıyla üretilen ilaçların, artık günlük yaşamda sağlıklı insanlar tarafından da kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Amerikan Üniversitelerinden öğrencilerin yüzde 10’unun Ritalin ve benzeri uyarıcı ilaçlar kullandığı bir çok raporda yer alıyor.

Viagra, helem hemen bütün ülkelerde yaygın şekilde kullanılıyor. Yine aynı şekilde estetik cerrahi de daha önce hiç olmadığı kadar popüler ve toplum tarafından kabul edilebilir hale geldi.

Tüm bunların hepsi ilk ortaya çıktıklarında, belirli rahatsızlıkları ya da fonksiyon bozuklukları olan hastalar tarafnıdan kullanılıyorken bugün herkesin kullanımına sunulmuş durumda.

Üreme ile ilgili teknolojilerin gösterdiği gelişim sonucu, bugün genetik mühendisliği, ideal aileyi oluşturmak ısmarlama embriyo bile oluşturuyor.

40 yeni ilaç

Günümüzde bilişsel gücü arttırıcı 40 yeni ilaç geliştirilm aşamasında. Bu ilaçlar dikkatı arttırıcı, hafızayı güçlendirici, karar verme ve planlama süreçlerini hızlandırıcı ilaçlar. Tabii tüm bunlar geriatri diye tanımladığımız yaşlılık bilimine ilgiyi de o oranda arttırıyor.

Retina naklinden, felçli hastalara iletişim aygıtlarına hatta hafıza protezlerine kadar bir çok alanda yeni ve farklı ilerlemeler kaydediliyor.
İNSANLIĞIN BİYOLOJİK OLARAK GELECEĞİ TARTIŞILIYOR 2
NSF, insanı daha da güçlü kılan teknolojileri topluca nano-bio-info-cogno diye tanımlıyor. Yani, nanoteknoloji, bioteknoloji, IT ve bilişsel bilim.

Özellikle bilgisayar teknolojilerindeki hızlı gelişim diğer teknolojileri de bir anda tetikledi. Örneğin 1990’larda tek bir DNA dizininin yapısını öğrenmek uzun bir süre alırken, 2000’lere gelindiğinde ilerlemeler bir anda büyük hız kazandı.

HIV genomunun yapısını keşfetmek 15 yıl sürdü, SARS 31 günde bulundu. ABD’de nanoteknoloji üzerine alınan patent sayısı her 2 yılda bir, iki misli artış gösteriyor.

Değişim çok hızlanacak

Massachusetts’te çalışmalar yapan fütürist Ray Kurzweil’in 24 eylül 2005 tarihli New Scientist dergisinde yer alan makalesine göre, bir dönem gelecek ve değişim öylesine hızlı olacak ki, insan yaşamı geri dönülemez biçimde dönüşüm geçirmiş olacak:

Bir insanın beyninden diğerine, düşünce iletişimine izin veren beyin implantasyonu, yeni gelen bir bilgiyi doğrudan beyne yükleyen hafıza çipleri, bedeninizdeki tüm hücrelerin genetik olarak yeniden düzenlenmesi, bedenin uzuvlarının talebe göre yenilenmesi ve diğerleri...

İnsanın bakış açısından değerlendirildiğinde tüm bunlar, kendi biyolojimizin hemen hemen sınırsız bir güce sahip olması anlamına geliyor: Hastalıkları sona erdirebilecek, ağrı ve acıyı yok edecek, güzellik, atletizm ve beyin gücü açısından insan üstü düzeye çıkaracak hatta yaşlanmayı bile alt edebilecek bir güç bu.

ABD’de Hartford Trinity College’de bioetik çalışmalardan bulunan James Hughes’e göre, nasıl bir tarih öncesi dönemlerdeki atalarımızın yaşamlarına acıyarak bakıyorsak, büyük büyük torunlarımız da bizim yaşamlarımıza öyle acıyarak bakacak.

Ancak işin diğer bir yönü de var.

Olayın diğer yönü

"İyi" daima sübjektif bir sözcük olmuştur. Kime ya da neye göre iyi? Yüz yıl sonra torunlarımızn çocuklarının beyin implantasyonları, yapay gözler, bedene yerleştirilen çiplerle donatılmış dünyası, genetik mühendisliği ile yeniden dizayn edilmiş insan türünün geleceği kafalarınızda soru işaretleri hatta kaygılar da yaratıyor olabilir. Bu konuda yalnız değilsiniz..

Evet, belki insanlığın gelişimi bedensel ve zihinsel açıdan sonsuz bir özgürleşmeyi de beraberinde getiriyor ancak aynı zamanda bünyesinde ciddi sıkıntılar ve hatta tehditleri de barındırıyor. O yüzden tüm bunları şimdiden düşünmeye başlamak zorundayız.

Şöyle bir hayal turu yapalım. Yıl 2026 ve 17 yaşındaki kızınız Üniversite öğrenimini Harvard’da yapmaya karar veriyor. Ancak dersleri o kadar da iyi değil, çok çalışmasına karşın gerekli notları tutturmakta zorlanıyor.

O dönemin yeni teknolojisi ile üretilen hafızayı güçlendirici, konsantrasyonu arttırıcı ilaçlardan kullanmasına izin vermeniz için size yalvarıyor. Yaşıtlarının hepsinin o ilaçtan aldığını ve o ilacı kullanmamakla istikbalini tehlikeye attığınızı söylüyor. Ne yapardınız?

İnsan süper güç mü?

İnsanı süper güç haline getiren teknolojiler geliştikçe çelişkiler yumağı da giderek artıyor.

Kullanılan ilaçlar gerçekten güvenli mi? Bu konuda yasal bir düzenlemenin yapılması gerekiyor mu? Teknolojinin ve bilimsel gelişmenin bu tür nimetlerinden yararlananlar ile yararlanmayanlar arasındaki bu "güç uçurumu" ne tür sonuçlar doğuracak?

Hughes’a göre toplumlar şimdiden bu tür baskılar altındalar.

İnsanlığın hızla yöneltiği bu yol aynı zamanda yepyeni bir soruyu da ortaya atıyor: İnsan olmamızın anlamı kalacak mı kalmayacak mı?

Eğer kızınız yuttuğu haplar sayesinde Harvard’da okuyorsa muhtemelen son derece temel bir insani deneyimi yaşamamış oluyor: Başarı için çaba gösterme ve yenilgilerle mücedele etmeyi öğrenmeyi.

Eğer bilgiyi bir hafıza çipine yüklemek bu kadar basit ise o zaman yine öğrenmek için çabalayalım ki?

Eğer yaşam ağrısız ve acısız geçiyorsa o zaman mutluluk hakkında bir fikriniz olabilir mi?

KAYNAK: //www.hurriyet.com.tr/bilim/4596861.asp?gid=50