İnsanda yaratacılığın kökenine kısa bir yolculuk

Bilim insanları yıllarca, bir yaratıcı güç patlamasının yaşandığı yaklaşık 40 bin yıl öncesine dek, ilk insanların yaratıcılık konusunda bir yere çakılı kaldıklarını düşündüler.

İnsanda yaratacılığın kökenine kısa bir yolculuk

Bilim insanları yıllarca, bir yaratıcı güç patlamasının yaşandığı yaklaşık 40 bin yıl öncesine dek, ilk insanların yaratıcılık konusunda bir yere çakılı kaldıklarını düşündüler.

yolculukAncak son yıllarda elde edilen bulgular atalarımızda deha parıltılarının çok daha eskilere uzandığına işaret ediyor ve insanların yeni buluşlar yapma yetisinin yüz binlerce yıllık bir sürecin ürünü olduğunu ortaya koyuyor. İnsanoğlunun görünürde sınırsız yaratıcılığını nasıl edindiği, yoğun bir bilimsel çalışmayı gerektiren bir konu. Çağdaş insan soyu günümüzden yaklaşık altı milyon yıl önce Afrika’da ortaya çıkmasına karşın, bu ailenin ilk üyelerinin yaklaşık 3,4 milyon yıl boyunca geriye kayda değer herhangi bir yenilik bırakmadığı görülüyor. Derken, belli bir noktada, amaçsızca ortalıkta gezinen insansılar suda aşınan yassı taşları yontarak aletler yapmaya başladı. Bu dönem kesinlikle şaşırtıcı bir yaratıcılığın göstergesiydi, ama o güne gelinceye dek uzun bir boşluk yaşanmıştı. Peki, insan dehasında teknoloji ve sanatla ilgili yeni buluşların tohumları ilk kez ne zaman atıldı? Kısa bir süre öncesine dek, bilim insanlarının çoğu bu dönemin 40 bin yıl önce Homo sapiens’lerin Avrupa’da ansızın olağanüstü buluşlara imza attıkları Üst Paleolitik çağın başlangıcına denk düştüğüne işaret ediyordu. Bu dönemle ilgili bulgular, aşağı yukarı aynı zamanda meydana gelen gelişigüzel bir genetik değişimin insanlarda bilişsel bir sıçramaya neden olduğunu ve yaratıcılıkta bir “büyük patlamayı” ateşlediğini öne süren yaygın bir kuramın ortaya atılmasını sağladı. Gelgelelim, elde edilen son bulgular, değişim kuramına ciddi bir gölge düşürdü. Son on yılda kazıbilim uzmanları tarafından su yüzüne çıkartılan çok daha eski sanatsal ve teknolojik bulgular insanlarda yeni düşünceler üretme yetisinin sanıldığından çok daha eskilere -200 bin yıl önce H. Sapiens’lerin ortaya çıkışından bile eskilere- uzandığını gösteriyor. Ancak yaratıcılık yeteneğimiz çok eskilere uzanmakla birlikte, sonunda Afrika ve Avrupa’da ateşlenene dek, binlerce yıl uykuda kaldı. Araştırmalardan elde edilen kanıtlar insanların yenilikler yapma gücünün, olgunlaşıp bir anda ortaya çıkmak yerine, karmaşık bir dizi dirimsel ve toplumsal unsurların etkisiyle yüz binlerce yıl içinde giderek ivme kazanan bir süreçle varlık bulduğuna işaret ediyor.

YARATICILIĞIN ANASI

Kazıbilimciler uzun bir süre simgelerin kullanımını çağdaş insanın bilişselliğinin en önemli göstergesi olarak değerlendirdiler. Bunun nedeni, simgelerden yararlanmanın kısmen, insana özgü bir özellik olan dil yetisini doğrulayan bir durum olmasıydı. Ancak daha sonra çağdaş davranış biçimleriyle ilgili başka ipuçlarını ve bunların kazıbilimsel kayıtlardaki öncüllerini aramaya başlayan uzmanlar son derece şaşırtıcı bulgularla karşılaştı. Witwatersrand Üniversitesi’nden Lyn Wadley ve arkadaşları 1990’larda Güney Afrika’daki Sibudu Mağarası kazılarında garip, beyaz, lifli bir bitkisel malzeme katmanına rastladı. 2011 sonunda Science dergisinde yayımlanan araştırmada Wadley ve ekibi, Sibudu sakinlerinin 77 bin yıl önce- kayda geçen örneklerden yaklaşık 50 bin yıl önce- yatak yapımı için bölgede yetişen çok sayıda odunsu türlerden yalnızca birinin yapraklarını seçtiklerine dikkat çektiler. Ancak asıl şaşırtıcı olan Sibudu sakinlerinin yerel bitki örtüsü konusunda sahip oldukları bilgilerdi. Yapılan çözümlemelerle, seçilen ağaç türünde günümüzde bulaşıcı hastalıklar taşıyan sivrisineklere karşı etkili olan doğal böcek ilaçlarının izlerine rastlandı. Sibudu halkının yaratıcılığı bunlarla da sınırlı kalmadı. Küçük antilopları yakalamak için kapanlar oluşturdular ve daha büyük hayvanları avlamak için oklar ve yaylar ürettiler. Dahası, avcılar çeşitli türlerde yeni ve değerli kimyasal bileşikler hazırladılar. Bir zamanlar ahşap kulpların yapıştırılmasında kullanılan çok malzemeli zamkların izlerine de tanık olan Wadley ve arkadaşları, Sibudu sakinlerinin büyük bir olasılıkla 70 bin yıl öncesinde kimya, simya ve piroteknoloji alanlarında son derece yetkin oldukları sonucuna vardılar.

BAŞKA KANITLAR

Araştırmacılar bir süre önce Güney Afrika’da başka erken buluşların da izlerine rastladılar. Örneğin, günümüzden 100-72 bin yıl önce Blombos Mağarası’nda yaşayanların aşıboyası parçaları üzerine desenler kazıdıklarına, kemikten tığlar ve parıltılı deniz kabuklarından süs eşyaları yaptıklarına ve kendilerine kırmızı aşıboyasını öğüterek bilinen en eski kaplarda sakladıkları bir resim atölyesi oluşturduklarına tanık oldular. Daha batıdaki Pinnacle Point yakınlarında, 164 bin yıl önce, taş aletlerin pişirilerek sertleştirme işleminden geçirilen özel taşlardan yapıldığı görüldü. Üstelik teknoloji çağdaş insanların tek ilgi alanı da değildi. Yaklaşık 300 bin yıl önce ilk kez Avrupa’da ortaya çıkan yakın akrabamız Neandertallerin taş aletlere ahşap kulplar takmak için huş ağacı kabuğu katranından bir yapıştırıcı ürettikleri belirlendi. Güney Afrika’daki Wonderwerk Mağarası’nda bitki külleri ve yanık kemik parçaları içeren bir katman kökleri çok daha eskilere uzanan Homo erectus’ların ısınmak ve yırtıcı hayvanlardan korunmak için ateş yakmayı bir milyon yıl önce gibi çok erken bir dönemde öğrendiklerine işaret ediyor. Araştırmalar çok daha uzak akrabalarımızın bile zaman zaman yeni fikirler ürettiklerini gözler önüne seriyor.

BİLME VE YARATMA

Ancak yaratıcılıkla ilgili bu ilk parıltılar son derece etkileyici olmakla birlikte, yenilik konusunda çağdaş insanlarla uzak akrabalarımız arasındaki farklılıklar enine boyuna bir açıklamayı gerektiriyor. Beyinde ne gibi değişiklikler bizleri atalarımızdan farklı kıldı? İnsansı türlerin üç boyutlu beyin taramalarını ve yaşayan en yakın evrimsel akrabalarımız olan şempanze ve bonoboların beyinlerini inceleyen bilim insanları, bu konuyu giderek aydınlığa kavuşturuyor. İlk bulgular beyinde gri maddenin zaman içinde ne denli kapsamlı bir biçimde evrildiğini ortaya koyuyor. Genel anlamda, insanlarda doğal seçilimin büyük beyinlerden yana işlediği söylenebilir. Ancak zamanla boyut tek önemli değişim olmaktan çıktı. Araştırmacılar insansıların evrimi sırasında beynin çeşitli alt bölümlerinin de ciddi bir yeniden örgütlenme sürecinden geçtiğine tanık oldu. Söz gelimi, tasarıların yaşama geçirilmesi ve duyusal girdilerin düzenlenmesi gibi işlevlerden sorumlu Brodmann 10 alanının şempanze ve bonobolarla yolumuz ayrıldıktan sonra neredeyse iki katına çıktığı görüldü. ; Daha büyük ve yeniden örgütlenmiş bir beynin yaratıcılığı nasıl körüklediğini tam olarak saptamak son derece çetrefilli bir iş. Ancak British Columbia Üniversitesi biliş bilimi uzmanlarından Liane Gabora yaratıcı kişilerle ilgili araştırmaların bu konuda ciddi bir ipucu sunduğuna inanıyor. Bu kişilerin son derece dalgacı bir yapıya sahip olduklarına ve bir sorunu ele alırken düşlere dalarak bir anı ya da düşüncenin bir başkasını çağrıştırmasına izin verdiklerine dikkat çeken Gabora bu özgür çağrışımların benzeşimler kurmayı teşvik ederek sıradışı düşünceler üretmeye yol açtığını belirtiyor. Gabora daha büyük bir beynin, büyük bir olasılıkla, daha yoğun bir özgür çağrışım yeteneğine yol açacağına da parmak basıyor. Yaşamda kalmaları büyük ölçüde çözümleyici düşünceye bağlıydı. Bu yüzden atalarımız dopamin yoğunluklarını ve öteki sinir iletenlerini ustalıklı biçimde değiştirmek suretiyle bir durumdan ötekine kolayca geçmenin bir yolunu bulmalıydılar. Gabora, H.sapiens’lerin bu düzeneğin ince ayarını yapmalarının ve böylece büyük beyinlerinden en yaratıcı biçimde yararlanmalarının on binlerce yılı gerektirdiği varsayımında bulunuyor.

ZEKÂ PARILTISININ GELİŞİMİ

Çağdaş insanlar, başka canlı türlerinden farklı olarak, ellerindeki bilgiyle yetinip sürekli aynı şeyleri yinelemek gibi kısıtlayıcı bir durumla karşı karşıya değiller; her gün başkalarının düşüncelerini alıp onlara kendi yorumlarını getirirler. Değişen düşünceler eklene eklene sonunda yeni ve son derece karmaşık bir düşünceye ulaşılır. Söz gelimi, bilgisayarın içindeki son derece dolambaçlı teknolojinin tümü, tek bir kişinin ürünü değildir; bu tür teknolojik başarılara farklı kuşaklardan bulucuların yaratıcı görüşlerinden yola çıkılarak ulaşılmıştır. İnsanbilimciler bizlere özgü bu beceriye kültürel yoğunlaşma adını veriyor. Bu beceri öncelikle bilginin, geliştirici yeni bir düşünceye ulaşılana dek, bir bireyden bir başkasına ya da bir kuşaktan ötekine aktarılmasını gerektiriyor. Ne var ki, bu tür toplumsal beceriler ve bilişsel yetilerle donatılmış çağdaş insanlar için, bir unsur daha gerekiyor. 2012 yılında Nature dergisinde yayımlanan bir araştırma güney Afrika’da nüfus yoğunluğu artışının ardından yaşanan teknolojik aydınlanmaya ışık tutuyor. Araştırmayı yapan Londra Üniversitesi kazıbilimcileri “kültürel yenilikler” için çok özel toplumsal durumların-öncelikle de bilgiyi birbirlerine “bulaştıracak” birbirleriyle bağlantılı büyük kitlelerin- gerektiğine dikkat çekiyor. Bu da bizleri günümüzde içinde yaşadığımız, bireylerin birbirleriyle yakından ilintili oldukları, itiş kakış insanlarla dolup taşan dünyamıza getiriyor. İnsanlık tarihinde kentlerin nüfus yoğunluğu hiç bu denli yüksek olmadı ve bilgi hiç bu denli geniş bir alana yayılmadı. Dünya çapında ağ sayesinde yeni görüşlere, yeni kavram ve tasarımlara artık bir tıkla ulaşılabiliyor. Dahası, yeniliklerin hızı daha önce hiç görülmemiş çarpıcı bir düzeye ulaşarak yaşamlarımızı yeni modalar, yeni elektronik gereçler, yeni müzikler ve yeni yapılarla doldurdu. Leonardo da Vinci’nin en ünlü yapıtını yapmasından beş yüz yıl sonra insanlar onun yaratıcı dehasına- Paleolitik dönemden günümüze uzanan sanatçıların görüş ve buluşlarının bir ürünü olan dehasına- hayranlık duymayı sürdürüyorlar. Daha da önemlisi, yeni bir sanatçılar topluluğu Mona Lisa’ya bakarken bir yandan da kafasında onu yepyeni ve göz kamaştırıcı başka bir şeye dönüştürmeyi tasarlıyor. İnsanların yeni buluşlar zincirine her geçen gün yeni bir halka ekleniyor ve olağanüstü bağlantılı dünyamızda yalnızca insana özgü olan yaratma becerisi bizlerden bir adım önde gidiyor. CUMHURİYET BİLİM TEKNOLOJİ EKİ
Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Hayatınızda en çok neyi erteliyorsunuz? En çok neyi erteliyoruz? Hayatınızdan neler eksiliyor? Nasıl karar vermeli ve nasıl adım atmalı?
  • Halk arasında çalma hastalığı olarak bilinen “kleptomani” yaşayan kişilerde, çocukluk döneminde yaşanan ruhsal travmaların etkili olduğunu belirten uz
  • Pandemi sonrası dünya ölçeğinde ekonomik ve sosyal olarak ortaya çıkan eşitsizliklerin tüm dünyada ruh sağlığını bozduğuna dikkat çeken Psikiyatrist P
  • Psikiyatrik hastalıklar ağrıya neden olabiliyor. Yandaş hastalık ağrının şiddetini etkiliyor.
  • Beklenmeyen bir anda ortaya çıkan ya da yaşanan kazalar, yakın kayıpları, deprem ve sel gibi doğal afetler, Travma Sonrası Stres Bozukluğuna yol açabi
  • Antidepresanı bırakınca neler oluyor? Mutsuz olan kişiler, sıkça antidepresana başvuruyor. Peki, antidepresanların kişiyi bağımlılığa sürüklediğini bi
  • Randevu Al