İlişkiler dijitalleşiyor!

Kişiler artık sevinçlerini de korkularını da dijital ortamda yaşıyor!

Kişiler artık sevinçlerini de korkularını da dijital ortamda yaşıyor!

dijitalAynı apartmandaki komşularını ya da aynı masada çalıştıkları iş arkadaşlarını tanımak ve ya çevresiyle bir ‘birey’ olarak paylaşımda bulunmak yerine teknolojinin oluşturduğu yenidünya düzeninde kişiler dijital ilişkilere yöneliyor. Öyle ki kişiler korkularını da sevinçlerini de öfke ve ya kızgınlıklarını da birebir değil dijital ortamda yaşamayı tercih ediyor. Günümüzde iletişimin büyük ölçüde şekil değiştirdiğini ifade eden Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Barış Bulunmaz, birebir ve yüz yüze ilişkilerin yerini şimdi sanal iletişimin aldığına dikkat çekiyor.

Teknolojinin sunduğu olanakların davranışlarımızdan tüketim alışkanlıklarımıza kadar birçok konuda dönüşümü beraberinde getirdiğini ifade eden Bulunmaz, yaşamı kolaylaştıran imkânların ikili ilişkilerde dezavantaja dönüşebildiğini belirtiyor.

Teknolojiyle birlikte değişin iletişim alışkanlıkları ve gelişen yeni modellere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yrd. Doç. Dr. Barış Bulunmaz şu açıklamalarda bulunuyor. 

AYNI MASADALAR AMA İLETİŞİM KURMUYORLAR!

İletişimde büyük bir dönüşüm söz konusu. Aynı işyerinde karşılıklı masalarda oturan insanlar bile neredeyse sözel bir şekilde iletişim kurmadan ’iletişim’ halinde. 3G teknolojisi, e-mail’ler, multimedya özelliklerin kullanımı, sosyal paylaşım siteleri, kısacası altyapısının internet teknolojilerine dayandığı yeni medya ve iletişim olanakları konvansiyonel anlamda kurduğumuz ya da anladığımız iletişimi tamamen tersyüz etti.

İLETİŞİMDE ŞANSLI SON KUŞAK!

X, Y, Z gibi kuşak ayrımları yapmayı sevmiyorum. Ama şurası da bir gerçek ki, günümüz gençleri internet dünyası içinde doğdu. Daha öncesini bilmiyorlar ve hayal dünyalarında bile böyle bir gerçekliği oluşturamıyorlar. Evlerin kapısına gelerek video kaset satılan bir dönemden dakikalar içinde geniş bir arşive sahip bir dünyanın içinde bulduk kendimizi. Ancak şimdiki çocuklar ve gençler bunun farkında değiller, ikili ilişkiler çok soyutlaştı, her türlü bilgiye ve imkana ulaşmak kolaylaştı, ‘anlamlandırma’ çabası azaldı. Başka bir deyişle bizim kuşağın bu anlamda iki dönemi de yaşamak ve değerlendirmek anlamında şanslı son kuşak olduğunu düşünüyorum.

YAKINLAŞIYOR GİBİ GÖZÜKSELER DE UZAKLAŞIYORLAR…

Aslında bütün konuştuğumuz konu da bu zaten. Akıllı telefonlar, tabletler, mobil platformlar aklınıza daha ne gelirse. İnsanlar birbirlerine kuş bakışı baktığımız zaman yakınlaşırken gittikçe uzaklaşmaya başladılar. Sanal dünyanın içinde sanal bireyler olmaya başlıyoruz.

İLİŞKİLER DİJİTALLEŞİYOR…

İnsanlar aynı apartmandaki komşularını ya da aynı kurumda çalıştıkları iş arkadaşlarını tanımak ya da çevresiyle bir ‘birey’ olarak paylaşımda bulunmak yerine teknolojinin yarattığı yeni dünya düzeninde ve küreselleşme girdabının içerisinde dijital ilişkilere yöneliyorlar. Korkularını, sevinçlerini, öfkelerini ya da kızgınlıklarını birebir değil de, bu şekilde yaşamayı tercih ediyorlar. Rasyonel düşüncenin yerini sadece duygusal düşüncenin alması bir taraftan gerçekçi düşünmeyi ve karar vermeyi diğer taraftan ise duygusal anlamda içtenliği ve saflığı maalesef zarara uğratıyor. İlişkilerin yapay ve yüzeysel olduğu söylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sosyal medya bunu tetikliyor mu?

SOSYAL MEDYA ASOSYAL Mİ?

Sosyal medya demiyorum ben buna. Başına kocaman bir ‘A’ harfi ekliyorum. Asosyal medya yani. Onun için zaten ilişkiler her geçen gün yapay ve yüzeysel bir hal almakta. İnsanlar kendileri olamıyorlar, duygularını içtenlikle paylaşamıyorlar. Çok daha kolay geliyor 500 kelimelik bilgilerle 140 karakter yaratmak. Analiz etmek, sorgulamak kısacası anlamak ve anlamlandırmak yerine bir video ya da bir resim üzerinden ‘dünya kurtaran adam’ olmak pek zahmetli değil nasıl olsa. Teknolojiye karşı değilim tabii ki, bütün imkânlarından fazlasıyla yararlanıyorum. Burada anlatmak istediğim biraz emek vermek, okumak, yaratıcı olmak, farkındalık yaratmak… Yoksa teknolojinin yarattığı imkânların bize sağladığı kolaylıkları inkar etmek akılla bağdaşmaz. Ama ne ölçüde, ne şekilde ve ne amaçla kullandığımız son derece önemli hem içinde yaşadığımız zaman dilimi hem de bizden sonraki kuşaklar adına... Komşusuyla görüşmeyen, yalnızlığı tercih eden kişilerin sosyal medyada tabiri caizse cirit atmasına ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

TOPLUMUN SİLİK KARAKTERLERİ SOSYAL MEDYA’DA SÜPERMEN OLUYOR!

En büyük sorun da bu zaten. Gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki dengesizlikler ve uyuşmazlıklar. Bir tarafta içine kapanık, iletişim becerileri oldukça zayıf, bireysel ve toplumsal anlamda ‘silik’ karakterler, diğer tarafta ise telefon kulübesine giren Clark Kent misali Süpermen olan sosyal medya ve sanal dünya aktörleri. Kimlik stratejileri ve kimlik sergileme biçimleri anlamında ciddi şekilde üzerinde durulması gereken bu durumun toplumsal anlamda 21. yüzyılın yozlaşma kültürünün hammaddesi olduğunu söyleyebilirim. Şaban Özdemir (NPGRUP)