Hayat neden mücadele alanına döndü

Yaşamı bir mücadele alanına döndüren ne? Yardımlaşmayla hayat daha kolay ve anlamlıyken kişiler ya da toplum neden mücadeleyi tercih eder?

Hayat neden mücadele alanına döndü
Paylaş:

Yaşamı bir mücadele alanına döndüren ne? Yardımlaşmayla hayat daha kolay ve anlamlıyken kişiler ya da toplum neden mücadeleyi tercih eder?

nevzat_tarahn1 Sisteme, ekolojiye müdahale edip de hayıtı neden daha da zorlaştırırlar? Yaşamdan ziyade adeta savaş alanına dönüşen dünyayı ve insan psikolojisini Prof. Dr. Nevzat Tarhan anlattı… Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yaşamın mücadele değil bir yardımlaşma alanı olduğuna dikkat çekiyor. Son çıkan “Güzel İnsan Modeli” isimli kitabında konuyu ayrıntılı bir şekilde ele alan Tarhan, yardımlaşmanın esas, mücadelenin istisna olması gerektiğine vurgu yapıyor. Timaş Yayınlarından okuyucusuyla buluşan kitabında Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yaşam bir mücadele alanı mı Evrene baktığımızda virüsler, bakteriler, faydalı ve zararlı mikroplar, karıncalar, böcekler, eklem bacaklılar vardır. Bir ağaç binlerce meyve verirken, binlerce kuş böceklerle beslenir. İnsanlar çeşitli bitkileri ve hayvanları keserek yer. Evrende birbiriyle beslenerek geçinen bir sistem vardır. Bu bir mücadele değil, sistemin sürmesi için gerekli sirkülasyonudur. Eğer dünyada ölümsüzlük olsaydı, güçlünün zayıfı ezmesi olabilirdi fakat ölümsüzlük yoktur. Bir balık binlerce yumurtayı birden yumurtlayabiliyor. Eğer o yumurtaların hepsi balık olsa, denizler balıkla dolar, denge bozulur ve insanlık sona ererdi. O balığın binlerce yumurta yumurtlaması hepsinin balık olması için değil, onların bir kısmının diğer canlılara yiyecek olması içindir. Aynı şekilde bir ağacın neslinin devamı için bir meyve çekirdeği yeterlidir, binlerce meyveye ve çekirdeğine ihtiyaç yoktur. Karıncanın fili analiz etmesi gibi evrene tek bir kesitten bakarsak, mücadele olarak görürüz fakat kuş bakışı baktığımızda canlıların birbirine vazife devri olduğunu fark ederiz.

YARDIMLAŞMA ESAS MÜCADELE İSTİSNADIR

Canlılar dünyaya gelir, yaşar, geçip giderler; arkasından yenileri gelir. Hayat böyle bir çizgidir. Öldükten sonra hayat bitiyor olsaydı, yaşam gerçekten mücadeleden ibaret olurdu. Fakat bitmediği için canlılar sadece vazifelerini yapıp giderler. Bu şekilde bakınca hayatın esasında yardımlaşma olduğu görülür. Evrenin genel çalışması içerisinde insan vücuduna baktığımız zaman; kalp, mide, bağırsak, damar ve hücrelerin birbiriyle mücadele etmeyip birbirini tamamladıkları görülür. Bir tanesi vazifesini yapmasa hücre ölür. Doğaya baktığımızda aslanın ceylanı avladığını görürüz fakat zayıf ve ölmekte olanı avlar. Aslan tokken önünden ceylan geçse avlanmaz, bu da mücadele için yapmadığını gösterir. Yaşamda yardımlaşma esas, mücadele istisnadır.

ZİHİNSEL AÇLIK İNSANI EVRENE HAKİM OLMAYA İTER

İnsandaki zihinsel açlık mide açlığından daha çok olduğu için insanoğlu kendisine bir hedef koyar ve evrene hakim olmaya soyunur. Hakimiyetini devam ettirebilmek için bazı ırkların çocuklarının yok edilmesini bile düşünebilir. Tarihte bunun örneklerine çok rastlanır. Firavun’un kahinlerinin, bir çocuğun onun hakimiyetine sona erdireceğini söylemesi üzerine 70 bin tane çocuğu kestirdiği söylenir ama yine de Musa’nın gelmesine engel olamaz.

BARIŞ ESAS SAVAŞ İSTİSNA OLMALI

Günümüzde de İsrail’in Filistin’de yaptığı farklı değildir. Karıncayı bile görecek teknolojinin olduğu bir dönemde çocukları, evleri ve hastaneleri bombalamak Firavun’un zihniyetinden farklı olunmadığını gösterir. O çocukları potansiyel terörist olarak görüyor ve ilerde büyüyüp ona saldıracaklarını düşünüyorlar. Tarih tekerrür ediyor. Hâlbuki kültürlerin birlikte yaşama bilincinin oluşması gerekir. Fakat konuya Huntington’ın “tarihin sonu ve medeniyetler çatışması” teorisine göre, güçlü olanın ayakta kalması gerekir diye yaklaşırsak barışı yok eder, kavgayı esas almış oluruz. Barışın esas, savaşın istisna olması gerekir. Bir gemideki insanlar fikir ayrılığına düşerlerse ne yapıp edip uzlaşma yolunu bulmak zorundadırlar aksi halde gemideki bütün insanlar zarar görür. Çok kültürlü toplumlarda da aynı gemide yaşama bilincinin oluşması gerekir. Gemi seyir halindeyken çalışanlardan her biri geminin genel hedefini bozmayacak şekilde hareket etmelidir. Geminin hareket hedefi ile çalışanın hedefi paralel olursa çalışmalar gemiye faydalı olur ama geminin hareketini saptırmaya veya durdurmaya yönelik gayretler gemiye zarar verir. Evrende de insanın ve evrenin hareketi vardır. İnsanın evrendeki genel gidişe uygun davranması spiritüel olarak önemlidir. Kültürün de genel idealleri vardır. Kişi ona uygun davranırsa, uygun çözümü ve mutluluğu üretir ve birlikte yaşama bilincini oluşturarak gemiye hizmet etmiş olur. Gemiyi ele geçirmeye kalkanlara karşı da savunma duygusu oluşur. Çok kültürlü toplumlarda sosyal adalet sağlanırsa kültür yaşamaya devam eder, sağlanamazsa denge bozulur. Şaban Özdemir (NPGRUP)