Gençlik dizilerindeki tehlikenin farkında mısınız

Son yıllarda sayısı gittikçe artan gençlik ve okul dizilerine uzmanlardan uyarı geldi. Tehlikenin farkında mısınız?

Gençlik dizilerindeki tehlikenin farkında mısınız
Paylaş:

Son yıllarda sayısı gittikçe artan gençlik ve okul dizilerine uzmanlardan uyarı geldi. Tehlikenin farkında mısınız?

orhan_gumusel Üsküdar Üniversitesi Sürekli Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi Eğitim Direktörü Uzman Psikolog Orhan Gümüşel anlattı… Okul yıllarında “Hababam sınıfı” olmak ile övünen nice gençler oldu. Haylaz olmak ise Hababam sınıfı olabilmenin ilk masum şartı niteliğindeydi! Yıllar sonra yerine yenileri geldi. Bu kural ise genişleyerek büyüdü. Hayat Bilgisi, Arka Sıradakiler, Kavak Yelleri, Küçük Sırlar ve niceleri… Artık bu ve benzeri gençlik dizilerinde ise (kiminde çok kiminde az) ama mutlaka şiddet, yasak ilişki, entrika vb. vardı. Gençlere sunulan örnek kişilikler ise sorunlu, asabi, uçuk kaçık karakterlere bezendi. En son Show TV’de başlayan bir dizi ise fragmanı yayınlanır yayınlanmaz şimdiden hepsini geride bırakabilir mi? sorusunu akla getirdi.

ADI: PİS YEDİLİ

Konu: Mahalledeki lise yanınca, devlet burada okuyan çocukları, civardaki liselere yerleştirir; ancak dördü erkek üçü kız lise öğrencisi açıkta kalır. Devlet, onları da özel bir okula yerleştirmek durumunda kalır. Mahallenin haytaları, zengin ailelerin çocukları ile aynı çatı altında buluşunca çatışma da başlar. Çünkü okulun 7 yeni öğrencisi tam bir "Pis Yedili" (Kazanmak üzereyken kaybedebileceği, değişik kuralları olan, taktik faktörünün de esas olduğu bir iskambil oyunuymuş!) çetesi gibidir.

HER BİRİSİNİN DE LAKAPLARI VARDIR

"Bayrampaşalı", "Or. co..", "Kar Beyaz" ve "Trafo" lakaplı erkeklerin yanı sıra sarışınlığı sebebiyle "Cimbom", esmerliği yüzünden "Kara Biber", her işe karışması sebebiyle adı "Salça"ya çıkan kızlar, kısa sürede kolejin altını üzerine getireceklerdir. Yoksulluk-Zenginlik çatışması içinde aşk! Karakterler: Salça: Dedikodularıyla iki öğretmenin boşanmasına sebebiyet verdi. Trafo: Anne ve babasını kan davasında kaybetmiş. Geç kaldığı için kendisini derse almayan öğretmenini ikinci kattan aşağı atmış. PC: Bankaların hesabına girip büyük miktarda para almış. Hacker Or Ço: Annesi mahallelinin bildiği bir kadın(!) Karabiber: Öğrenciyi dövdüğü için okuldan uzaklaştırma almış. Cimbom: Zengin koca avcısı. Saçlarını boyayıp makyaj yaptığı için uzaklaştırma almış. Bayrampaşalı: Babası sürekli cezaevinde kaldığı için bu isimle anılıyor. Gençlere bilinçaltı modelleri olarak sunulan bu karakterlerden sonra halen “gençlik nereye gidiyor“ sorusunu sormaya devam mı edeceğiz?! İşte bu soruya sağlıklı bir yanıt alabilmek için uzmanlara ‘Asıl ne oluyor?’u sorduk. Uzman Psikolog Orhan Gümüşel. Üsküdar Üniversitesi Sürekli Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi Eğitim Direktörü

İNSANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİ MEKANİZMASI DEĞİŞTİ

Ergenliğe giriş sadece fiziksel değişimlerin olduğu mekanik bir süreç olmaktan çok öte bir şeydir. Çocukluktan yetişkinliğe geçene kadar süren bu süreç insan ömründe değişim ve gelişimin en hızlı olduğu iki dönmeden bir tanesidir. İlki çocukluktur ve daha ağırlıkla fiziki değişimleri içerir. Ergenlikle başlayan "Gençlik" ise fiziksel değişimlerle başlıyor olsa da en az fiziksel değişimler kadar duygusal, fiziksel ve zihinsel değişimleri de içerir. Kişiliğin dört ana argümanı olarak düşünebileceğimiz cinsel kimlik, sosyal kimlik ve akademik kimlik tam anlamıyla bu süreç içinde tamamlanacak ve kişiliği oluşturacaktır. Benzer uyaranlara maruz kalan gençlerde yetişkin hayatlarında bu etkilerle bezenmiş bir bireysel kimlik geliştirecek bu da geniş perspektifte toplumsal kimliği şekillendirecektir. Geçmiş on yıllara baktığımızda toplumun değişim dinamiğinde bu etkileri görmek pekala mümkündür. Daha eskilerde adet, gelenek, görenek ve toplumsal mitler kişilik argümanlarımızı etkilerken iletişim olanaklarının artması ve bunun getirisi olarak medya gücünün artışı ile insanlar üzerindeki etki mekanizmaları değişme göstermiştir. Bu nedenle burada asıl değerlendirilmesi gereken kanımca isim isim yapımlar değil topluca medya yönelimi olmalıdır. Ancak bu da medyanın etki gücünü zayıflatmadan, güdüm altına sokmadan olabilmelidir.

AJDAR VAKASI GÜZEL BİR ÖRNEK!

Reyting ve kar amaçlı yapımlar elbette ki uzun süre ilgiden faydalanmak ister. Konjektür değişir değişmez ya ilgi çeken başka konulara ya da ilgi çekeceğini düşündükleri başka konulara yönelirler. Burada amaç kazanmaktır. Bunun yönü yapılan işin beğenilmesi olur, tartışılması olur fark etmez. Hatta zaman zaman nefret edilen, aşağılanan rol modeller bile ekranlardan gazete sayfalarından gözümüzün önüne konulabilir. Ajdar vakası buna en güzel örneklerden biridir.

GÜNÜMÜZ DİZİ SEKTÖRÜ HANGİ İNSANI MODELLİYOR!

Günümüz Dünyası ekonomik ve siyasi düzeninde standart insanların sistemi besleyen tüketiciler olması hesaplanır ve ihtiyaç oluşturulması arz edicilerin direkt yönlendirmeleriyle ve pek tabidir ki medya ve iletişim kanalları üzerinden olmaktadır. Ülkemizde bundan nasibini hakkıyla almaktadır. Özellikle de gündelik eğlence olanağımız olarak büyük çoğunluğumuzun evde televizyona mahkum olduğumuzu düşünürsek. Türkiye dizi sektörü de böyle bir durumda ihtiyaç olarak gelişmiştir. Aslında geçmiş temalar farklı düzenekte işlenmekte yine. Zengin-fakir, güçlü güçsüz, hırsız-polis gibi birbirinin tezadı olanların ilişkileri ve mücadeleleri farklı senaryolar ya da benzer senaryolarla işlenmektedir. Dönem dizileri, aşk dizileri, aksiyon dizileri, mahalle dizileri, gençlik dizileri,  mekan dizileri vs... Özellikle söz konusu olan çocuklar ve gençler olunca yapımlarında daha dikkatli planlanıyor olması önem taşır.

ANA TEHLİKE UZLAŞARAK ÇÖZÜM ALTERNATİFİNİN OLMAMASI

Sormuş olduğunuz dizilerde ilk dikkatimi çeken aslında bütün karakterlerin hayatın içinden seçilmiş ve tek özellikleri ile (biraz da mübala katılarak) öne çıkarılması oldu. Bu tek özellikli karakterin bir de ağırlıklı olarak umut-umutsuzluk, varlık-yokluk, takdir-aşağılanma, kazanma-kazanamama gibi ikilimlere cevap araması ve bunun daha çok reaktif savunmalar, çeteleşme ve çatışma ağırlıklı olması sanki hep bir mücadele ve kavga ortamı var havası yaratabilir. Burada ana tehlike çatışma kültürünün uzlaşma kültürüne büyük baskı kurması ve uzlaşarak çözüm üretmenin bir alternatif dahi olamamasıdır gençlerin kafalarında.

NORMALLEŞTİRME TEKLİKESİ VAR!

Diğer bir handikap toplum içinde gerçekten olabilecek karakterlerin kurgusal şekilde ve sürekli bir arada görülmesi ve onların isyanlarının, mücadelelerinin, kazanım ya da kayıplarının, otorite ile çatışmalarının sık tekrarı bu gibi davranışları zaten sadece verileni kullanan kişiliklerde tüm bunları normal olarak algılaması sonucunu ortaya çıkarabilir.

LAKAPLAR KÖTÜ BİRER ETİKET

Lakaplar birer etikettir. İyi düşünülmemiş bu etiketlemeler çocuk ve gençlerin zihinlerinde olumsuz ve negatif yüklü şemalara rahatlıkla dönüşebilir. İlişkileri terörize etmek ise hiçbir şekilde ve koşulda kimsenin haklı gösteremeyeceği bir şeydir. İlişkileri terörize etmeyi delikanlılık gibi göstermek büyük risktir. Belli ki en önemli sorun çatışma kültürünün uzlaşma kültürünün önüne çok fazla geçiriliyor olması. Arzu Erdoğral/ON5YİRMİ5.COM Devamını okumak için