Evlilikte erkek rolü

Toplumumuzda evlilik iki yetişkin arasında yapılan bir anlaşma, bir sözleşme olarak görülür. Evlilikle birlikte her iki taraf içinde yeni bir dönem başlamıştır.

Evlilikte erkek rolü
Paylaş:

Toplumumuzda evlilik iki yetişkin arasında yapılan bir anlaşma, bir sözleşme olarak görülür. Evlilikle birlikte her iki taraf içinde yeni bir dönem başlamıştır.

  seliyha_alten Üsküdar Üniversitesi Feneryolu Polikliniği Bu dönem kadın ve erkeğe yeni roller ve statüler kazandırır. Kazanılan bu roller ve statüler gereği çiftlerin bireysel yaşamlarına ve evlilik yaşamlarına direk etki edecek yeni akrabalık bağları oluşmaktadır. Bu da hem erkek hem de kadın için sağlıklı ve iyi ilişkiler kurması gereken yeni akrabalar özellikle de yeni ebeveynlere (kayınbaba- kayınvalide) sahip olmak anlamına gelmektedir. Kadın için evlat rolünün yanına gelin rolü, erkek için evlat rolünün yanına damat rolü eklenir. Anne ve babalar içinse annelik ve babalık rollerinin yanına kayınvalide ve kayınbaba rollerieklenmiştir. Evliliklerde sadece iki insanın uyumu ve ilişkileri söz konusu değildir. Her iki tarafın ailesinin uyumu ve ilişkileri söz konusudur. Dolayısıyla bireylerin evlilikle birlikte ortaya çıkan yeni pozisyonlarını kabullenmeleri ve rollerine uyum gösterebilmeleri önemlidir. Yapılan çoğu araştırmalar ve boşanma istatistiklerine bakıldığında evlilikte sorunların yüzde 50’sine yakının ilk beş yılda ortaya çıktığını görülmektedir ve sorunlarda ilk üç sırayı eş uyumsuzluğu, erkeğin ilgisizliği ve aile içi problemler almaktadır. Dolayısıyla evliliklerde iki insanın uyumu ve ilişkilerinden öte her iki tarafın ailesinin de uyumu ve ilişkileri üzerinde durulması gereken noktalardır. Evlilikle yeni sorumluluklar alan kadın ve erkek, iki taraf arasında maddi ve manevi bir bölünme yaşamakla birlikte bu anlamda en büyük bölünmeyi ataerkil düzenin bir sonucu olarak erkekler yaşamaktadır. Bu bölünme evliliğin ilk yıllarında doğru yönetilemediğinde eşler arasında ciddi çatışmalara neden olmaktır. Burada beklenen bireyin kendi ailesine de ilgisini makul bir seviyede devam ettirerek yeni ailesi ile anne-babası arasındaki ilişkiyi herkesi memnun edebilecek düzeyde kurulabilmesidir. Eğer eşler belirli bir olgunluk ve anlayışa sahiplerse ve eşler arasında sağlık iletişim söz konusu ise yaşanan bölünme çatışmaya dönüşmemekte ve zaman içinde eşler arasında ilişki güçlenmekte ve bu denge kurulabilmektedir. Bunun da evliliğe yansıması zamanla özellikle erkeğin önceliği eşine, çocuklarına yani bu günkü yuvasına vermesi şeklinde kendini göstermektedir. Bu dengenin kurulamaması evliliklerde sorunların giderek artmasına hatta boşanmalara kadar gidebilen noktalara ulaşmaktadır. Yeni kurulan ailenin göstermesi gereken ilk gelişim “biz olma” becerisidir. Dolayısıyla eşlerin evliliklerinin ilk yıllarında ilişkilerine yatırım yapmaları öncelik taşır. Temel uğraşların başında eşlerin birbirlerini daha yakından tanıması, farklı görüş ve alışkanlıklarda uzlaşabilme becerisi gösterebilmeleri ve ortak bir yaşam biçimini geliştirebilmeye hevesli olmaları gelir. Bunların oluşması için de çiftlerin her şeyden önce birbirlerine zaman ayırmaya ihtiyaçları vardır. Bu anlamda da en büyük sıkıntılar erkeğin çoğu zamanını, ailesine (annesine) ve arkadaşlarına ayırması olarak karşımıza çıkmaktadır. Zamanının çoğunu eşine değil ailesine ve arkadaşlarına ayıran erkek eşini tanıma ve ilişki bağını kuvvetlendirme için gereken zamanı evliliğine tanımamakta ve “biz olma” beceresinin gelişmesine engel olmaktadır. Dolayısıyla yeni evlenenler arasında ilişkinin sağlam temele oturmayışının en önemli nedeni özellikle erkeğin hala geçmiş aileleriyle “evli” olmalarıdır. Bu anlamda hem yeni evli çiftlere hem de yeni evli çiftlerin ebeveynlerine görevler düşmektedir. Çünkü çoğu durumda aile büyüklerinin çocuğundan kopamaması veya çevreyi kontrol etme ve gücü elinde tutma alışkanlığı, yeni evli çiftlerin evliliklerinde ilişki bağını kurmalarını zorlaştırmaktadır. Kültürümüzde bu konuda en çok erkek annelerinden örnekler çıkmaktadır. Özellikle annelerin çocuklarıyla bağlılık ilişkisi yerine bağımlılık ilişkisi kurma eğilimi, evlatları evlendikleri zaman onlardan kopamamaya sebep olmaktadır. Bu da erkeğin evliliği ile üstlenmesi gereken eş rolünün gerekliliğini yerine getirememesine neden olmaktadır. Çünkü oğlunun evliliğinin bağımsızlaşması, eşi olan ilişkilerinin ve bağının güçlenmesi anne için otoritenin ve gücün kaybı anlamına gelmektedir. Bu da bir iktidar ve sahiplenme mücadelesi başlamasına yol açmakta, aileler içinde kişilik sınırları net çizilememekte herkes herkesin zaman ve mekânının içinde yer almaya başlamaktadır. İyi niyetle ve samimiyet adına yapılan bu “kişisel sınır” ihlali, evliliklerin iki kişi arasında güçlenmesini örselemektedir. Burada en hassas görev erkeğe düşmekte,  savunmaya geçmeden karşılıklı konuşabilmek ve kimin ailesinden gelirse gelsin evliliği yıpratabilecek tutumlardan el ele vererek kaçınmak en güzel tutum olmaktadır. Bu nedenle de aile büyükleri ve arkadaşlar hem birey hem yeni kurulan aile için önemli destek sistemini oluştursalar da ilk yıllarda eşlerin en çok birbirlerini dinlemeye ve anlamaya zaman ayırmaları önemlidir. Unutulmamalıdır ki, eşler arası güven oluşmadan evliliğin yürütülebilmesi için gerekli olan ortak görüş ve kararlar oluşamamaktadır.