Eğer keşkeleriniz çoksa...

Kuşkusuz, hepimizin yaşamında geriye bakıp da risk almaktan kaçındığımız için pişmanlık duyduğumuz olaylar olmuştur. Eğer “keşke”leriniz çoksa…

Eğer keşkeleriniz çoksa...
Paylaş:

Romantik Dönem’in en etkin şairlerinden biri olan John Greenleaf Whittier (1807-1892) “Maud Muller” adlı şiirini “Dilden ya da kalemden dökülen hüzünlü sözcüklerin en acıklısı şu olsa gerek: ‘Olabilirdi!” dediği bir dizeyle sona erdirir. Bir başkasını paraya boğan o riskli yatırıma girseydiniz, ya da o kişiye evlenme teklifinde bulunma yürekliliğini gösterebilseydiniz acaba ne olurdu?

Ancak yeni bir araştırma insanların yaşlandıklarında yaşamları boyunca yaptıkları seçimlerle ilgili olarak “keşke” diye kafalarından geçirdikleri bu tür düşüncelerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebileceğini ortaya koyuyor. Altın Çağ olarak da bilinen yaşlılık döneminde ruhsal sağlığı belirleyici en önemli unsurlardan birini geçmişte olabileceklere hayıflanmaktan vazgeçmeyi öğrenmek oluşturuyor. Science dergisinde kısa bir süre önce yayımlanan yazıda Hamburg Üniversitesi Tıp Merkezi araştırmacıları yapılan iki deneyden elde edilen verilerin sağlıklı yaşlanmanın en önemli unsurlarından birinin kaçırılan olanakların ardından pişmanlık duymamayı öğrenmek olabileceğine işeret ettiğine dikkat çekiyorlar. Stefanie Brassen ve arkadaşları sağlıklı genç katılımcıların (ortalama yaş 25,4), sağlıklı daha yaşlı katılımcıların (ortalama yaş 65,8) ve yaşamlarının daha geç bir evresinde ilk kez bunalıma giren daha yaşlı katılımcıların (ortalama yaş 65,5) pişmanlık duygusuyla nasıl baş ettiklerini araştırdılar. Sonuçta, genç ve bunalımlı daha yaşlı katılımcıların görünürde kaçırılan olanaklarla ilgili pişmanlıklarını sürdürürlerken, daha yaşlı sağlıklı katılımcıların pişmanlıklarını bir yana attıklarına tanık olundu.

OYUN KOŞULLARI

Araştırmacılar kaçırılan olanaklar yüzünden duyulan pişmanlığı ölçmek için katılımcıların bir bilgisayar ekranında dizili sekiz ahşap kutuya bakıp sağdan sola doğru her birinin içindekini söylemeyi seçebilecekleri bir risk alma görevini zekice bir oyuna dönüştürdüler. Kutuların yedisinde altın (ödül), birinde şeytan (yitim) vardı. Kutuyu açmayı seçenler altını bulurlarsa kazanacaklar, şeytanlı kutuyu açarlarsa bir tur oynama hakkını ve o ana dek kazandıkları tüm altınları yitireceklerdi.

Önemli bir nokta, katılımcıların oyundan çekilmeyi seçerek o ana dek kazandıklarını ellerinde tutabilecekleriydi. Bu yol seçildiğinde şeytanın yeri belirtiliyor ve böylelikle kaçırılan altınlar da ortaya çıkıyordu. Kimi zaman bu ciddi bir sorun yaratmıyor, çünkü şeytan bir sonraki kutuda oluyordu. Gelgelelim, kimi zaman şeytan birkaç kutu ötede oluyordu. Bu durumda onca altını elde etme olanağı kaçırılmış oluyor, bu da pişmanlığa yol açabiliyordu. Brassen ve arkadaşları ilk deneyde katılımcıların tümüne fMRI taraması uyguladıkları sırada bu “şeytan oyununu” oynattılar. Amaçları genç katılımcılarla, daha yaşlı sağlıklı katılımcılar ve bunalımlı daha yaşlı katılımcıların kaçırılan olanaklara farklı biçimlerde tepki verip vermediklerini öğrenmek ve bu farklı tepkilerin beynin ödül merkezi olarak bilinen, pişmanlık duyulduğunda son derece etkin duruma gelen “ventral striatum” bölgesi ile duygular denetim altına alındığında etkinleşen “anterior singulat” bölgesine yansıyıp yansımadığını belirlemekti.

PİŞMANLIKTAN KURTULANLAR

Brassen ve arkadaşları yaşlı sağlıklı deneklerde genelde pişmanlık duyulduğunda etkin olan ventral striatum bölgesindeki etkinliğin oyunun çok para kaybettikleri turları sırasında çok daha az olduğunu gördüler. Bu da sağlıklı biçimde yaşlanan beyinlerin pişmanlık duygusuna gençler ve bunalımlı yaşlılardan daha farklı bir biçimde tepki verdikleri anlamına geliyordu. Araştırmacılar duygu denetiminden sorumlu anterior singulat bölgesini incelediklerinde de bu bölgenin daha yaşlı sağlıklı deneklerde öteki iki gruba kıyasla çok daha etkin olduğunu gördüler. İlginç biçimde, Brassen ve arkadaşları kaçırılan olanak ne denli büyükse daha yaşlı sağlıklı deneklerde söz konusu bölgenin etkinliğinin de o denli arttığına tanık oldular. Bu da onların pişmanlıklarından kurtulduklarına işaret etmekteydi.

Yalnızca yaşlı deneklerin katıldığı ikinci deneyde Brassen ve arkadaşları şeytan oyununu oynadıkları sırada katılımcıların-duygularla birlikte dalgalandığı bilinen- deri geçirgenliğini ve kalp atış hızını ölçtüler. Sağlıklı gençlerle bunalımlı yaşlılar arasında birtakım benzerlikler olduğunu gösteren beyin taramalarından yola çıkan araştırmacılar daha yaşlı sağlıklı katılımcıların, pişmanlıklarından sıyrılabildiklerine göre, kaçırılan olanaklar karşısında da kalp atışlarının ve deri geçirgenliklerinin değişmemesi gerektiğini düşündüler. Gerçekten de, bunalımlı yaşlı katılımcıların bir yığın para kazanma olanağını kaçırdıklarında kalp atışı ve deri geçirgenliğinde belirgin bir düşüş meydana geldiği görülürken, sağlıklı yaşlılarda herhangi bir değişiklik meydana gelmediğine tanık olundu.

 

BİLİM TEKNOLOJİ