BU HASTALARI NELER YAŞIYOR

BU HASTALARI NELER YAŞIYOR
Paylaş:

NP GRUP

Kanser tanısı konulan hasta neler yaşar, ne yapar, hangi düşünce ve hallere girer. İşte merak edilenler.


Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden Psikiyatri uzmanı Dr. Barış Önen Ünsalver anlatıyor:

"Kanser tanısı duyanda huzursuzluk uyandırır karamsarlığa sevk eder. Çünkü, kanser, acı çekmek, bedenin şekil değiştirmesi, hayat kalitesinin bozulması ve beklenen yaşam süresinin kısalmasıyla ilişkilendirilir. Cerrahi müdahaleler dış görünüşte değişikliklere neden olacaktır. Kemoterapi ve radyoterapi de hem dış görünüşü değiştirecek hem de özellikle kemoterapi uygulamaları sırasında bulantı, kusma,  saç dökülmesi ve yorgunluk gibi yan etkilerin ortaya  çıkmasına neden olacaktır.

KORKU DUYARLAR

Kanser hastalarında psikiyatrik hastalıklar yüksek oranda görülmektedir. Hastalık doğası gereği psikiyatrik hastalıklara zemin hazırlar. Hastalar bu tanıyı yakınlarıyla rahatça konuşmakta güçlük çekerler. Özellikle genç hastalarda beklenen yaşam süresinin kısalmış olmasını kabullenmek güçtür. Kanserin tekrar etmesi korkusu, ya da çocuklarının büyüdüğünü görecek kadar yaşayamamak korkusu olabilir. Hastalığın tekrar etmesi, ağrılı bir seyirle ilişkilidir ve artık tablonun düzelmeyeceği düşüncesini tetikleyebilir.

KENDİLERİNİ SORUMLU TUTARLAR

Bazı kanser tipleri yaşam tarzıyla ilişkili olabilir. Sigar içmenin akciğer ve mesane kanseriyle ilişkisi iyi bilinir. Yoğun alkol tüketimi ağız içi ve yemek borusu kanserleri, karaciğer kanseri ve barsak kanseriyle ilişkilidir. Cinsel yolla bulaşan human papilloma virus ise kadınlarda rahim ağzı kanserinin en önemli nedenlerindendir. Bu kanserlerden birine yakalananlar hastalıklarına kendilerinin yol açtığını düşünerek yoğun suçluluk duyabilirler.Hastalığı getirdiğine inandıkları davranış örüntüsü nedeniyle yoğun vicdan azabı duyarlar. Bazen yaşam tarzının kanserle doğrudan ilişkisi kurulamasa da bazı hastalar kanserden kendilerini sorumlu tutarlar. Hastalığı karakter bozukluğu ya da stresle başa çıkamamaya bağlayabilirler.

Tedavinin etkileri de psikiyatrik hastalıklara zemin hazırlayabilir. Tedavi hiç de kolay değildir. Örneğin meme kanseri tedavisinde memenin tamamen alınması kadınsılık hissini zedeleyebilir. Cinsel çekiciliğin azalacağından ve eşlerinin kendilerini reddedeceğinden korkabilirler. Meme kanseri ameliyatından sonra oluşan başka bir sıkıntı da koldaki lenf bezlerinin şişmesine bağlı görüntüdeki bozulmadır. Erkeklerde prostat kanseri ameliyatı sonrası bazen idrar kaçırma ortaya çıkabilir, ki bu kişinin sosyal hayatını kısıtlayabilir. Barsak kanserlerinin cerrahi tedavisi sonrasında karın bölgesine kolostomi için stoma denilen bir torba takılır, kişinin dışkısı bu torbada birikir. Bu durumda değişen beden görünümünü kabul etmek güçtür. Bu kişiler kendilerini pis hissedebilirler, torbanın delinip dışkının sızmasından ya da insanların koku alacağından korkabilirler. Bu tür korkular kişinin kendine olan güvenini sarsar ve sosyal hayatı kısıtlar. Stoma cinsel hayat açısından da güçlük yaratır.

DEPRESYONA NEDEN OLABİLİR

Kemoterapi, bulantı ve kusma nedeniyle yoğun kaygıya neden olabilir.  Hatta bazen şartlı fobik kaygı, ve kişi tedaviye geldiğinde yaşayacağı sıkıntıyı düşünüp tedaviyi bırakmayı düşünebilir. Bazen kemoterapide kullanılan ilaçlar depresyon, deliryum ya da maniye de neden olabilir.

Radyoterapi kemoterapiden daha iyi tolere edilir, ancak çok yorgunluk yapar. Bu tedavilerin üreme organları üstündeki etkisi doğurganlığı da etkileyebilir.

Kanser teşhisinden önce psikiyatrik hastalığı olanlarda psikiyatrik hastalık tekrar edebilir, ya da alevlenebilir. Psikiyatrik hastalığın yetersiz tedavisi bağışıklık sistemini ve dolayısıyla kanser seyrini olumsuz etkileyebilir. Psikiyatrik tablolar arasında en çok uyum sorunları görülür. Uyum sorunu daha çok tedavinin başında görülür, ancak ilerleyen dönemlerde kontroller sırasında, kan alımı gibi çeşitli tahliller yapıldığında da sonuçlar çıkana kadar uyum sorunları gözlenebilir. Bazen MR ya da radyoterapi makinelerine girmek agarofobiye bağlı güç olabilir, ya da bu tetkik ve tedavi sırasında agarofobi gelişebilir, ve sonuçta hastanın tedaviyi reddetmesi noktasına gelinebilir.

İNTİHAR RİSKİ

Özellikle kötü seyirli bir kanser türünün tanısının yeni koyulduğu aşamada intihar riski yüksektir. Kanser tanısı sonrası intiharların %40'ı ilk 1 yıl içerisinde olur.

Çalışmalarda kanserle psikolojik yönden 4 başa çıkma şekli ortaya çıkar: savaşçı ruhu, inkar, metanetle kabul etme, ve çaresizlik/umutsuzluk. Savaşçı ruh ortaya koyan ve inkar edenlerin 5 yıllık sürede hastalık tekrar oranlarının daha düşük olduğu gösterilmiştir (Greer 1979).

Haftalık grup terapileri, paylaşım grupları gibi organizasyonlar hastaların yalnız hissetmesini engelleyebilir. Bu kişiler hastalıkları konusunda birbirlerine destek olabilirler. Ayrıca bu tür toplantılarda yanlış bilinenlerin de düzeltilmesi sağlanır. Çünkü kanserde ve diğer bir çok hastalıkta kaygıyı arttıran bilgi eksikliğidir.

Ülkemizde yaygın olan tanıyı hastadan gizleme eğiliminin hastaya faydadan çok zarar verdiği görülmektedir. Belki tanı hemen paylaşılmasa da, uygun zamanda bunu bilmeye ve buna göre hayatını planlamaya hakkı vardır. Zaten birçok hasta durumunu tahmin eder. Kimisi bu nedenle aile tarafından dışlanmış, otoritesini kaybetmiş gibi hissedebilir. Kendi hayatının kontrolünü kaybettiği ve artık başkalarına bağımlı olduğunu düşünüp tedaviye direnç gösterebilir. Anlaşılmadığını ve yalnız kaldığını hissedebilir. Bilmek insana güç verir. Hekim hastaya hastalığın seyri ve tedavi süreci hakkında yeterli bilgi verdiğinde hastanın tedaviye uyumu da daha kolay olacaktır. Elbette tanıyı öğrendikten sonraki ilk aşamada duygusal boşalma yaşanması beklenir, ama bir süre sonra uyum sağlanacaktır. "