Biri senaryoyu yazıyor diğeri izini sürüyor!

İletişim bilimine biraz da psikoloji katmak istedim. İyi ki de öyle yapmışım. İki alanın yakın olduğunu biliyordum, ama üzerinde çalıştıkça hem kuramsal hem de yöntembilimsel anlamda bu denli iç içe olduklarını yine de pek düşünmemiştim doğrusu.

Biri senaryoyu yazıyor diğeri izini sürüyor!

İletişim bilimine biraz da psikoloji katmak istedim. İyi ki de öyle yapmışım. İki alanın yakın olduğunu biliyordum, ama üzerinde çalıştıkça hem kuramsal hem de yöntembilimsel anlamda bu denli iç içe olduklarını yine de pek düşünmemiştim doğrusu.

nazifegungor2Her ikisinin de çıkış noktası İNSAN. Hareket noktası aynı olunca, yolculuk da birlikte sürüyor doğal olarak. Hiç değilse yolun önemli bir kısmını birlikte alabiliyorlar iletişim bilimciler ve de psikologlar. Hem iletişim hem de psikoloji, temelleri çok eskilere gitse de kimliksel olarak tanımlanmaları, ismen de cismen de kendilerini keşfedişleri 19. Yüzyılın ortalarına kadar gitmekte. Modern dönemin ürünleri yani. Pozitif bilimin içerisinde gelişen iki disiplin.  Ampirik anlayışın pragmalarından besleniyorlar öncelikle. İnsanın hikâyesini anlatıyorlar aslında hem iletişim bilimciler hem de psikologlar. Ama biri senaryosunu yazarken insanlığın, dünden bugüne, diğeri, yani psikolog o senaryonun dokusundaki marazi tıkanmalardan hareketle iz sürümünü yapıyor insanlığın.  Senaryonun akışına yön veren ikili, üçlü veya çoklu ilişkiler iletişimin konusunu oluştururken, bu ilişkilerdeki her tür kaotik pürüzü psikologlar dert ediniyorlar kendilerine. Daha iyisi nasıl olabilir diye sorarken iletişimciler, kötüden çıkmanın yollarını arar psikologlar. İkisi de insanı daha iyisi yapmak için uğraşırlar. İnsanlığı daha iyiye taşımak için çaba gösterirler. Her ikisinin de derdi insandır özetle. Bilim kulvarında yol alırken de hep aynı paradigmanın içerisinde, aynı patikalarda yürürler dolayısıyla da. Farklı yollara sapsalar da bir yerlerde çakışır yolları. Birbirlerini de suçlarlar bazen. Çakışmalar çatışmalı da olabilmekte zaman zaman. Konuları insan olunca dalgalı da oluyor kafaları hem iletişimcilerin hem de psikologların. Biri iyinin arayışı içerisindedir, diğeri ise düğüm düğüm olmuş sorunlar yumağını nasıl çözeceğinin kaygısı ve kafa karışıklığını yaşamaktadır. Kolay değil ki insanla uğraşmak.  Çünkü hiçbir zaman bir insan, bir birey görünenden ibaret değil, olamaz da zaten. Her insanın görünen bir yüzünün arkasında görünmeyen de birçok yüzü vardır. Çok nadirdir göründüğünden ibaret olan insan. Görünenden başka yüzü olmayan. Doğa nedense çok az üretmiş onlardan. Görünenden başkası olmayandan.  Sorun çözmek de onlara kalıyor zaten. Ama zaten her şey, özellikle de insan görünenden ibaret olsaydı bilime falan da gerek olmazdı herhalde. Çıplak gözle her şey görülebiliyorsa ayrıca bir düşünsel çabaya, analitik bakışa falan da gerek duyulmazdı. İletişim ve psikoloji de olmazdı o zaman. Gerek kalmazdı ki. Şimdi uğraş dur, içinden çıkmaya çalış işin yoksa kahrolası kaotik durumun. “Öyle söyledi ama, gerçekten öyle mi düşünüyor”, “Bakışlarından anlar gibi oldum ama, acaba yanıldım mı”, “İyi gibi görünüyordu ama aslında öyle mi acaba”, “Çok sempatik görünüyor ama gerçekte…”. “Doğru mu söylüyor, yoksa…”. “Gerçek mi değil mi, doğru mu yanlış mı, iyi mi kötü mü, kime göre iyi, kime göre kötü, kimin doğrusu, kimin yanlışı vs.”. İşi zor iletişimcilerin de psikologların da. En zor olanı ise onların da doğrusunun bulunabilmesi. Kötünün kötüsü var diye teselli bulmaya çalışsak da hiç kolay değil, kötünün kötüye çare olması, marazın ise marazı gidermeye çalışması. En büyük sorun da bu galiba iletişimcilerin ve psikologların yol arkadaşlıklarında. Asıl kaos da bu olsa gerek. Ama yine de devam etmeli çabalar. Yine de çok keyifli bir yol arkadaşlığı. Gerçeğin söylenenden ibaret olmadığından, görünenin de aslını yansıtmadığından kuşku duyulduğu sürece de sürüp gidecek bu birliktelik. Taşlı çakıllı yollardan yürümek, engelli atlamalar yapmak gerekse bile. İyiler karşılaşsın, keşifler isabetli olsun yeter ki…