Velilere “Aşırı kaygı” uyarısı

Uzmanlar velileri uyarıyor: Aşırı kaygılı olmayın!

Velilere “Aşırı kaygı” uyarısı
Uzmanlar velileri uyarıyor: Aşırı kaygılı olmayın! Uzmanlar, yeni eğitim öğretim yılı öncesinde velileri, aşırı kaygı, baskı ve aşırı duygusal tepkilerden uzak durma, çocuğu iyi tanıma ve beklentileri buna göre oluşturma yönünde uyarıyor. Haber2Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve  Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elvan İşeri, AA muhabirine  yaptığı açıklamada, anne ve babalara çocuklarını iyi tanımalarını ve  beklentilerini bu doğrultuda oluşturmalarını önerdi. Bazen beklentilerin, çocuğun kapasitesinin çok üzerinde olduğunu belirten  İşeri, “Çocuğun dikkat dağınıklığı ya da öğrenme bozukluğu gibi bir probleminin  olup olmadığı tespit edilmeli. Böyle bir nedenle çocuğun eğitiminde istenilen  şartlarda ve hızda ilerleme kaydedilemeyebilir. Böyle bir durumda sürekli yüksek  başarı beklentisi içinde olmak hem aileye hem de çocuğa zarar verir. Bu nedenle  ebeveyn çocuk ilişkisinde birinci basamağı, çocuğun aile tarafından iyi  tanınması, gözlenmesi ve bireysel özelliklerinin iyi takip edilmesi oluşturur”  diye konuştu. İşeri, bütün velilerin, haklı olarak çocuklarının başarılı olmalarını  istediklerini ve bütün çabalarının bu yönde olduğunu dile getirerek, şöyle  konuştu: “Bu beklenti nedeniyle 'aşırı kaygı duyma' velilerce yapılan en temel  hata olarak karşımıza çıkıyor. Çocukla ilgili duyulan kaygılar, çocuğun önüne  geçtiğinde aileler çocuklarına zarar vermeye başlıyor. Ebeveynler, aşırı  kaygılandıklarında kaygıyı çocuğa da bulaştırıyorlar. Ardından aşırı eleştiriler  ve suçlamalar geliyor. Bunun sonucunda ebeveyn çocuk ilişkisi bozuluyor.  Olumsuzluklara saplanıp kalmak, bazen çocuktaki birçok olumlu yönün kaçırılmasına  da yol açar. Çocuk ne düşünür, ne hisseder bunu anlamak yerine anne ve babanın  kendi kaygılarıyla hareket etmesi, çok büyük çözümsüzlükleri ortaya çıkarıyor.  Örneğin, çocuğun arkadaşıyla ilişkisi bozulduğu zaman aile çocuktan daha fazla  heyecanlanıyor. Diğer çocukların anne ve babalarını arıyorlar. Bu çözüm değildir.  Çocuklar ne aşırı derece de bunaltılmalı ne de aşırı derecede serbest  bırakılmalıdır. Her şey de olduğu gibi veli öğrenci arasında da dengede bir  ilişkiyi sürdürebilmek gerekiyor.” Prof. Dr. İşeri, anne ve babaların sürekli “Ben bilirim” şeklindeki  tavırlarının da yanlış olduğuna dikkati çekerek, velilere her bireyin çalışma  metotlarının farklı olabileceğinin bilincinde olmalarını tavsiye etti. “ÇOCUK, ÖDÜLE DUYARSIZLAŞTIRILMAMALI” Alınan her nota bir ödül verilmesinin, bir müddet sonra öğrenciyi ödüle  karşı duyarsızlaştırabileceğini vurgulayan İşeri, aralıklı pekiştirme şeklindeki  ödüllerin daha anlamlı olduğunu ifade etti. İşeri, bir davranışın süreklilik kazanabilmesi için ödül yönteminin  kullanılabileceğini, ancak ödül konusunda çocukla pazarlık edilmemesi ve “rüşvet  tarzı” diyalogların da yaşanmaması gerektiğini kaydetti. Sevgiye koşut konmaması gerektiğini ifade eden İşeri, “Çocuğa sevildiği  duygusu temelde çok iyi verilmeli, bunun not ya da başarıdan bağımsız olduğu,  ancak başarının takdir edildiği mesajı doğru iletilmelidir” dedi. İşeri, bilgisayar başında geçen uzun sürelerin de mutlaka azaltılması  gerektiğini bildirdi. “ÇOCUĞA BAŞARI DUYGUSU YAŞATILMALI” Elvan İşeri, başarı çıtasının sürekli yükseltilmesinin de çocukta olumsuz  tepkilere yol açabileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Çocuk elde ettiği başarıyı hissetmelidir. Ebeveynler genelde bu duyguyu  çocuklara yaşatmıyorlar ve çıtayı sürekli yükseltiyorlar. Örneğin, çocuk bir  dersin sınavından 80 puan aldığı zaman anne ve baba 'Neden 85-90 değil' diye  sorguluyor. Çocuk da otomatik olarak kendisini başarısız hissediyor.  'Başarıyorsun' duygusu yaşatılmalı ve çocuk başarısını hissettikten sonra anne ve  baba daha iyisi için neler yapılabileceği aşamasına geçmelidir.” A.A