Stresten depresyona giden yol

İnsanın kendini değersiz ve yetersiz görmesi, kötü hissetmesi, zaman zaman herkes için geçerlidir. Bu bir suç ve zayıflık değildir. Bu duygular depresyona dönüşmüşse tedavi ve profesyonel bir yardımla büyük rahatlama elde edilebilir.

Stresten depresyona giden yol

Kontrol edilemeyen stres, depresyon ve inti­hara giden kapıyı açar. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) depresyonu geleceğin en büyük sağlık sorunu olarak ilan etti. ABD'de iş gücü kaybına neden olan has­talıklar sıralamasında, kalp hastalıklarından sonra ikinci sırayı depresyon alır.

Dünyada her gün binden fazla kişi intihar ediyor. İngiltere'de intihar edenler, trafik kazalarında ölenlerden daha fazla. ABD'de her yıl erişkin nüfusun % lO'u depresyon geçiriyor. Her insanın hayatının bir nokta­sında depresyona girme ihtimali % 20'dir. Şu anda Türkiye'de 3,5 milyon insan sözünü ettiğimiz depresyon hastalığına tutulmuş durumdadır. Sağlık ocaklarına başvuran hastaların % 26'sının depresyonda olduğu belirlenmiştir. Depresyon, zayıflık, acizlik değil bir hastalık­tır. Kendisine göre tedavi yöntemleri vardır. Asıl önemli olan depresyona giden yolu kesmektir.

Depresyon nedir?

Depresyonun tarifini, kendini ele veren, genel verilerinden yola çıkarak yapabiliriz. Bunları maddeler hâlinde sıralayalım:

  1. Hoşlandığınız şeylerde azalma ve ilgi kaybı.

  2. Kendini üzgün, hüzünlü hissetme, keyfi yerinde olmama durumu.

  3. Kiloda azalma ya da artışlar.

  4. Uyku bozukluğu ya da aşırı uyku.

  5. Sıkıntı, huzursuz olma, yerinde duramama, kararsızlık.

  6. Kendini yetersiz, değersiz, suç işlemiş gibi hissetme.

  7. Dikkat, düşünce konsantrasyonunda azalma.

  8. Enerjide azalma, yaşlanıyor olma hissi, çalışma güç ve veriminde düşüşler.

  9. Tekrarlayan ölüm düşünceleri.

  10. Cinsel ilgide değişme.

Yukarıdaki belirtilerden 2-3 tanesine iki haf­tadır sahipseniz, depresyonun klinik ölçütle­rine göre tedaviniz gerekmektedir.

Depresyon bir hastalıktır.

İnsanın kendini değersiz ve yetersiz görmesi, kötü hissetmesi, zaman zaman herkes için geçerlidir. Bu bir suç ve zayıflık değildir. Bu duygular depresyona dönüşmüşse tedavi ve profesyonel bir yardımla büyük rahatlama elde edilebilir.
Bir örnek: S. O. 45 yaşında bir bayan. Başarılı bir iş kadını... 25 yıldır gülemediğini, yaşamaktan zevk almadığını, bunun için de evlenemediğini, işinin dışında hiçbir şeyin kendisi­ni ilgilendirmediğini, tatilden bile bir tat almadan günlerinin geçtiğini söylüyor. Son yıllarda bağırsak şikâyetleri artmış ve işe git­mekten de nefret eder hâle gelmiş. Devamlı bir hâlsizlik ve yatma isteği hissediyor ve ya­şamayı gerektirecek hiçbir sebep bulamıyor. Hekime başvurdu. Gerekli testler yapıldı. Beyin biyoelektrik profili, stres seviyesi ölçüldü. Kendisinde depresyonun bütün bulguları vardı. Yani beyinde elem, keder, neşe ve sevinçle ilgili merkezlerin salgıları bozulmuştu. Gerekli ilaç tedavisine başlandı. Altı hafta sonra geldiğinde % 70-80 oranın­da bir iyileşme görüldü. Kendisi "Hayattan zevk almaya başladım. Evimdeki taşların renklerini fark ettim. Gülebiliyorum. Bağır­sak şikâyetlerim de düzeldi. Şimdi geçen yıllarıma yanıyorum, aman böyle kalayım." diyordu.

Başka bir örnek:

Z. E. 48 yaşında. Başarılı bir iş adamı. Çalış­kan, titiz, şefkatli ama çok sinirli. Yakınları, her şeye kızmasına artık dayanamadıklarını söylemişler. En son bir alışveriş merkezinde, "tuvalet kâğıdı acaba 6'lık mı yoksa 12'lik mi olsun" diye tartışıp eşiyle kavga çıkarmış. Hekime başvurdu. Gerekli testler ve ölçüm­ler yapıldı. Stres seviyesi yaş grubuna göre oldukça yüksekti. Muhtemelen beyninde öfkelilik, sinirlilik, şüphecilik, kıskançlıkla ilgili merkezlerin salgıları bozulmuştu. Ge­rekli tedavi planlandı ve uygulandı. 1-2 ay sonra eşi ile birlikte geldiler. Eşi; "Doktor bey keşke bu tedaviye 25 yıl önce başlasaydık. Eşim artık sinirlenmiyor, evimi­ze huzur geldi." diyordu. Yukarıdaki iki örnekte görüldüğü gibi yaşam tarzı hâline gelmiş bazı depresyonlar, insa­nın yaşam kalitesini büyük ölçüde etkile­mektedir. Profesyonel bir yardımla böyle uzun vakaların düzelmesi psikiyatri pratiğin­de sık rastlanan gerçeklerdir. Ama asıl olan insanın depresyona girmesini önleyecek tedbirleri almaktır. Y. Ö. 35 yaşlarında üç çocuk sahibi bir ev hanımı. Kendisini çocuklarına adamış. Duygularını ifade edemiyor. Geniş bir aile ortamında, kayınpeder, elti, görümce beraber yaşıyorlar. Eşi doktor, genellikle eve geç geliyor. Evde konuşma, sohbet ortamı yok. Kendi ailesi ise şikâyet dinlemek istemiyor, onu sorunları ile baş başa bırakıyorlar. İn­tihar etmeyi bile düşünüyor. Bir gün dinle­yicilerin problemleri ile ilgilenen bir radyo programına telefon eder. Program sunucusu D. S. ile aralarında özel bir iletişim başlar. Y. Ö.'yü artık hayata bağlayan tek şey bu ko­nuşmalar olur. Kayınpeder telefon faturaları­nın birdenbire yükselmesinden şüphelenip iz sürer. Kısa bir süre sonra gerçek anlaşılır. Olay patlak verdikten hemen sonra, genç kadın annesinin evine gönderilir ve boşan­ma davası açılır. Bu vakada gördüğümüz durum, genç hanı­mın depresif durumda iken kişiliğine uy­mayan şeyler yapması. Karşı tarafın da onu hiç anlamaması. Olay bu noktaya gelmeden eşler birbirlerine biraz zaman ayırsalar böyle kişilik değişimi şeklinde depresyon yaşan­mayacak, hatalar yapılmayacaktı.

Örtülü depresyon

Depresyonda temel belirti "elem-keder" hissi yönünde kendini gösteren bir artıştır. Örtülü depresyonda ise neşesizlik, durgun­luk, elem, bir şeyden zevk almama duygusu fazla gözlemlenmez. Depresyon bu sefer, beden ve organ diliyle ortaya çıkmakta­dır. Kronik, gezici ağrılar, yüz ağrıları, baş ağrıları, astım krizi, mide bağırsak bozuk­lukları, çarpıntılar, baş dönmeleri, tansiyon dengesizlikleri, bulantı ve kusmalar, aler­jiler, romatizmalar, unutkanlık, öğrenme güçlükleri, uyku problemleri, iştah, cinsel sorunlar, alkol-uyuşturucu madde kullanım­ları, saplantılar, takıntılar, kişilik değişim­leri depresyonun farklı biçimde tezahürü olabilir. Böyle sorunlarda gerekli inceleme ve araştır­malardan sonra hekimler, hastalığın sinirsel olabileceğini hastaya söyler. İnsanlar genellikle, "Ben deli miyim?" diye itiraz ederler. Ancak insanın nasıl midesi, ka­raciğeri hasta olursa, sinir sistemi, ruh yapısı da hasta olabilir. Genç yaşlarda görülen mide kanaması, kalp krizi, beyin kanaması vakaları, böyle yoğun streslerin yaşandığı ve organ dili ile ortaya çıktığı durumlarda olabilmektedir.

Bebeklerde depresyon

Bebekler kısa süreli anne yoksunluğunda bile depresyon belirtileri gösterirler. 6 ayın sonunda anne bebeğinden birdenbire ayrılırsa; bebekte dindirilemeyen ağlamalar başlar. Bebek, kısa bir süre için susar, yanına biri yaklaştığında ağlamaya devam eder. Sustu­ğunda da yüzünde yorgun ve üzgün bir ifade vardır. Çocuk korku içindedir ve kendisini tehlikede hissetmektedir. Eğer bu dönem uzun sürerse, bebeğin iştahı kesilir, zayıflar, fizik gelişmesi durur. Sık sık kusar ve ishal olur. Durgundur, küskündür ve nadiren güler. İkinci aydan sonra eğer anne dönmezse içe kapanma dönemi başlar. Duygular küntleşir. Çevresindekilerin yanına yaklaşmasına ilgisiz kalır. Anne üç ay içerisinde dönerse iyileşme başlar. Dönmezse veya anne yerine geçen kararlı, tutarlı bir kişi yoksa -bu du­rum özellikle yuvalarda görülür- ani ölümler olabilir. Çocuk, parmak emme, sallanma gibi beden­sel haz kaynaklarına döner. Yalancı zekâ ge­rilikleri görülür. Beslenme ve bakım iyi olsa da çocuk mutlu olmadığı için gelişemez. Boy ve kilo yönünden geri kalır. Beyin büyüme hormonunu yeterli seviyede salgılayama- maktadır. "Bebekte depresyon mu olurmuş?" denilmemeli. Bir bebeği hayata bağlayan annedir. Onunla arasında ruhsal bir bağ vardır. Anne­nin kokusu bile çocuk için güven kaynağıdır. Çocuk anneye yakınken kendisini güvende hisseder. Şefkatli, yumuşak bir anne kadar çocuğu rahatlatan bir şey yoktur. Hatta çocuk annesinden korksa bile yine onun kollarına atılma arzusu taşır. Çocuk, sevgi yatırımını anneye yapmıştır. Onu kaybettiği an kendini tehlikede hisse­decektir. İnsanoğlu büyüdükçe sevgi yatırı­mını diğer insanlara, eşyalara, mala, paraya yapar. Ancak bütün bu sevgiler geçicidir, kaybedilebilir, kaybedildiğinde de depresyo­na girmek mümkündür. Bebeklerde depresyon uzun sürerse, otizm denen bir çeşit çocukluk şizofrenisi ortaya çıkar. Göz teması kuramayan, saldırgan, ken­dini ısıran, konuşamayan, sürekli sallanan, duygusal olarak ayrı bir dünyada yaşayan çocuklar ortaya çıkar. Bir çiçek susuz bırakıldığında veya iyi bakıl­madığında nasıl yaşayamazsa insan yavrusu da sevgi ve ilgiden yoksun kaldığında çiçek­ler gibi solar ve gelişemez.

DİYANET DERGİSİ