PSİKOHAYAT'A TEŞEKKÜR

PSİKOHAYAT'A TEŞEKKÜR
Paylaş:

NP İSTANBUL
 
Psikohayat Dergisi, yeni sayısıyla okuyucularıyla buluştu. Bu sayıda Dr. Ted Zeff'le söyleşi yapan dergi büyük ilgi gördü.

 
Psikiyatri dünyasına yeni ve farklı bir ses getiren PSİKOHAYAT dergisi yeni sayısında yine dopdolu ve  yine ilgi çekici konuları ele aldı. Depresyonu tüm boyutları ile alan dergi yeni tedavi imkanlarına da dikkat çekti.
 
PSİKOHAYAT'ın son sayısında aşırı hassas kişiler üzerine röportajına yer verilen Dr. Ted Zeff, bu konuyu Türk okurlarıyla paylaşmaktan duyduğu memnuniyeti belirtti. Derginin pek çok hassas kişiye açılım sağlayacağından emin olduğunu, bu konudaki farkındalığı arttıracağını belirten Zeff,  ABD'de 20 yılı aşkın bir süredir hassas kişilere danışmanlık yaptığını söyledi.

Dr. Zeff'in Aşırı hassas kişilerle ilgili yabancı dillere çevrilmiş, bir çok kitabı var. Geçen ay piyasaya çıkan güçlü ve hassas erkek çocuklar üzerine kaleme aldığı kitap (The Strong, Sensitive Boy) büyük ilgi gördü.  Dr. Zeff, kitabında hassas erkek çocukların güçlü, mutlu ve kendine güvenli bireyler olabilmeleri konusunda eğitmenlere ve ebeveynlere önerilerde bulunuyor.

İŞTE O ROPÖRTAJ


Yoksa siz de aşırı hassas mısınız?

Aşırı hassas kişiler üzere iki kitabı bulunan ve yıllardır bu konuda sıkıntısı olanlara başa çıkma teknikleri konusunda dersler veren Dr. Ted Zeff, aşırı hassas kişilerin özelliklerini, bu durumun neden kaynaklandığını ve ne yapılması gerektiğini anlattı.

Dr. Ted Zeff Psikoloji doktorasını 1981'de San Francisco, California Institute of Integral Studies'de yaptı. 15 seneyi aşkın bir süredir çeşitli hastanelerde stres azaltımı ve uykusuzluk tedavisiyle ilgili çalışmalara imza attı. Aşırı hassas kişiler üzerine iki kitap yazdı. Halen aşırı hassas kişilere, başa çıkma teknikleri konusunda dersler veriyor. Aşırı hassas erkek çocuklarını konu alan, üçüncü bir kitabı da yolda. Dr. Zeff aşırı hassas kişilerle ilgili soruları yanıtladı.

Aşırı hassas kişileri tanımlayabilir misiniz? Bu sizin icat ettiğiniz bir terim midir?

Hayır, ben icat etmedim. Bu terimin ortaya çıkışı 1996'lara dayanıyor. Araştırmacı Psikolog Elaine Aron'a göre, toplumun yaklaşık %20'si aşırı hassas kişilerden oluşuyor. Ve bu özellik kadınlar ve erkekler arasında eşit şekilde dağılmış durumda. Bir başka deyişle her beş kişiden biri oldukça hassas bir sinir sistemine sahip. Bu kişiler gürültüden, kalabalıktan, zaman baskısından çok çabuk ve fazlaca etkileniyorlar. Uyaranları filtrelemede zorlanıyorlar. Şiddet içerikli filmlere, ağrıya duyarlılıkları oldukça yüksek. Ayrıca parlak ışıklardan, yoğun kokulardan ve yaşamsal değişikliklerden aşırı huzursuz oluyorlar.  Bu, doğuştan gelen bir özellik. Bu kişilerin sinir sistemi oldukça hassas. Kendilerine, başkalarına ve çevrelerine yönelik farkındalıkları oldukça yüksek. Bu özellik ile içedönüklük arasında yüksek bir korelasyon olsa da, aşırı hassas kişilerin yaklaşık %30'u dışa dönük kişilerden oluşuyor. Bu kişiler, sinir sistemi kendilerininki gibi aşırı hassas olmayan, toplumun %80'ine uyum sağlamakta zorlanıyorlar.  Ne kadar zor olsa da, toplumla uzlaşmayı, çevrelerine adapte olmayı öğrenmeleri gerekiyor.

Bu durum içedönüklüğü çağrıştırıyor sanki. Ama siz aşırı hassas kişilerin %30 oranında dışa dönük olduğunu söylediniz. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?
Bu kişilerin hissiyatlarını kamufle etme, hassasiyetlerini maskeleme becerilerinin oldukça gelişmiş olduğunu söyleyebiliriz. Aşırı hassas olmayı geniş bir aralıkta düşünmek gerekiyor. Bir kişi aşırı hassas kişilere atfedilen 20 özellikten ikisini veya üçünü taşıyor olabilir. Aşırı hassas bir kişiyken aynı zamanda aşırı heyecan, sansasyon peşinde de koşabilir. Bir yandan araştırma, seyahat etme, yeni maceralara atılmanın zevkine varırken, aynı zamanda uyaranlardan uzak, sakin bir hayat sürmekten hoşnut olabilir.

Sanırım pek çok insan söylediklerinizden bir veya iki tanesini kendine yakıştırabilir. Bir kişinin aşırı hassas olduğunu neye dayanarak söyleyebiliriz?
Bu kişiler nörolojik olarak oldukça hassas bir sinir sistemine sahipler. Bu nörolojik özellik her düzeyde daha derin bir algılayışı yol açıyor. Buna emosyonlar da dahil.

Aşırı hassas kişiler gündelik yaşamın baskısıyla nasıl başa çıkıyorlar? Aşırı hassas olmanın kültürle bir ilgisi var mı?
Yapılan araştırmada Kuzey Amerika'da aşırı hassas çocukların en az saygı duyulan, popülaritesi en düşük çocuklar olduğu saptandı. Oysaki Çin'de bu çocukların saygınlık ve popülaritesinin çok yüksek olduğu görüldü. Bu konuda kültürel farklılıklar oldukça belirgin. Mesela Hindistan'da hassas çocuklar çevrelerinde daha fazla saygınlık uyandırıyor, aşağılanıp istismara uğramıyor. Oysa ki Kuzey Amerika'da aşırı hassas erkek çocuklar küçük düşürülüp, utandırılıyor. Onlardan sert, duygusuz olmaları ve her şeyi hemen yapabilmeleri bekleniyor. Yetiştiriliş biçiminiz, kendinizi nasıl algıladığınız, bulunduğunuz ülkeyle çok yakından ilişkili. Bununla birlikte yaptığım çalışmada yetiştikleri ülkeye bakılmaksızın, aşırı hassas kişilerin %75'inin çocukluk dönemlerinde genellikle kendilerinde bir eksiklik olduğunu düşündükleri ortaya çıktı. Akranlarıyla pozitif etkileşimde olan, hassasiyetlerinin ebeveynleri tarafından desteklendiğini bildirenler bile, kendilerinde yanlış bir şeyler olduğunu düşünüyordu. 

Aşırı hassasiyetin hayvanlar aleminde de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Hayvanların %20'sinde de aşırı hassasiyet tespit edilmiş. Olumsuz çevre koşullarına daha duyarlı ve tehlikeyi önceden sezen bu hayvanlar diğerlerine önderlik ediyor, onları harekete geçmeye sevk ediyorlar. Tsunami faciasında hayvan ölümlerinin az oluşu bununla açıklanmıştı.

Aşırı uyaranlara maruz kalmadan, toplumsal yaşamı başarıyla sürdürebilmenin ipuçlarını bize verebilir misiniz? Aşırı hassas kişiler % 80'i aşırı hassas olmayan kişilerden oluşmuş bir topluma nasıl adapte olabilir?
Bunun için duyarsız bir kişi olmaya gerek yok. Burada önemli olan içinde bulunduğunuz kültürle, yaşadığınız toplumla uzlaşı içerisinde olmayı öğrenmek. Mesela aşırı hassas olmayan birisiyle beraber olduğunuzu düşünelim. Sinemaya gitmek, kalabalık ortamlara girmek yerine, siz daha içe dönük, sakin şeyler yapmak isteyebilirsiniz. Burada önemli olan uzlaşmadan yana olmak. Bütünüyle gitmeyi reddetmek yerine, daha erken, sakin zamanları tercih etmek veya evde DVD izlemek gibi. Güvenli ve rahat hissettiğiniz noktaya kadar kendinizi zorlamak ve sizi aşırı yoracak uyaranlardan uzak kalacak şekilde sınırlarınızı belirlemek yerinde olacaktır sanırım.

Biraz da aşırı hassas kişilerin işyerinde karşılaştıkları sorunlara değinebilir miyiz?
Danışanlarımın pek çoğu bana işyerinde oldukça zorlandıklarını ifade etmekteler. Aslına bakarsanız bu kişiler çok iyi iş çıkarıyorlar. İşlerine bağlı ve sorumluluk sahibi oluyorlar. Fazla gürültülü, aşırı uyaranla yüklü ortamlar bu kişileri oldukça zorluyor. Ayrıca sürekli onları eleştiren, sert bir patrona sahip olmak da bu kişileri yorabiliyor. Çünkü bu kişilerin eleştiriye verdikleri tepkiler de daha derin oluyor. Burada önemli olan gürültünün dikkatinizi dağıtmadığı, dış uyaranları kontrol edebildiğiniz bir iş atmosferi oluşturabilmek. Mesela bir home ofis olabilir.  

Bu kişilerin topluma ayak uydurmada zorlandıklarını söyleyebilir miyiz?
Bu biraz da toplumun bizi nasıl gördüğüyle alakalı bir durum. Aşırı hassasiyet doğal bir özellik olmasına rağmen, toplumun bizi nasıl algıladığı bu noktada önem taşıyor. Aşırı hassas çocukların yetişirken özel yetenekleri doğrultusunda desteklenmeleri önemli. Bu kişilerin aşırı hassas olmayan kişilerle rekabet içerisine girmemeleri gerekiyor.

Pozitif psikolojinin söylediği gibi, 'güçlü yönlerinize odaklanın ve bu yönlerinizi geliştirmeye çalışın' diyebilir miyiz bu kişiler için?
Kesinlikle. Bu kişiler küçük yaşlardan itibaren, hakim kültüre uyum sağlamak için doğal becerilerini baskılıyorlar. Küçük yaştan itibaren resim, müzik, spor gibi özel yetenekleri konusunda desteklenmeleri, kendileri gibi hassas kişilerle dostluk kurmaları, özgüven geliştirmeleri açısından önemli. Taşıdıkları bu aşırı hassasiyetin pozitif yönlerinin farkında olmaları gerekiyor. Yaptığım çalışma bu kişilerin yaşamları boyunca "genellikle" veya "her zaman" sezgisel, nazik, sorumluluk sahibi, uzlaştırıcı ve iyi birer danışman olduklarını ortaya koydu. Bu kişiler çevrelerine, insan ilişkilerine, doğaya ve güzelliklere daha duyarlılar. Sevgiyi daha derinden yaşıyorlar. Spiritüel deneyimlere, ruhsal etkileşimlere daha açıklar. Çevre duyarlılıkları yüksek olduğundan, gürültü kontrolü, hava kirliliğini önleme gibi pozitif değişimlere önayak oluyorlar. Bu bakımdan aşırı duyarlılığı doğru kontekse oturtmak önemli.

Kültürel farklılıklardan söz ettik. Cinsiyet farklılıklarıyla ilgi neler söylemek istersiniz?
Aşırı hassas kişiler kadınların ve erkeklerin %20'sini oluşturuyor. Yaptığım araştırmada aşırı hassas kişilerin %94'ünün heteroseksüel olduğunu belirlendi. Aşırı hassas kadınların aşırı hassas erkeklerden daha fazla ağladığı saptanmış olsa da, burada kültürel yanlılığı dikkate almak gerekiyor. Küçük yaşlardan itibaren erkeklere öfke dışındaki emosyonlarını bastırmaları öğütleniyor. Oysa yapılan bir araştırmada erkek bebeklerin kız bebeklere kıyasla emosyonel olarak daha reaktif oldukları saptanmış. Erkeklerin emosyonlarını maskeleyip, göstermeyişi büyük ölçüde toplumsal dayatmalarla ilişkili. Bu da aşırı hassas erkekleri aşırı hassas kadınlardan bir parça farklı kılıyor. 

Bu konuda ebeveynlere ve öğretmenlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Disiplin sağlama konusunda aşırı hassas kişilere farklı yaklaşmak gerekiyor. Bir çok ebeveyn çocuklarını sert bir şekilde azarlayabiliyor. Hassas çocuklar bu tepkileri çok daha derin yaşıyorlar. Aşırı hassas çocuklar oldukça vicdanlı ve sorumluluk sahibi çocuklar, ebeveynlerini ve öğretmenlerini hoşnut etmek istiyorlar. Bu yüzden ebeveynlerin aşırı tepki gösterip, onlara yüklenmelerine hiç gerek yok. Ders öğrenme biçimleri de farklılık gösterebiliyor. Sınıf ortamında karşılaştıkları aşırı uyaranla başa çıkmaya çalışmak, bu çocukların öğrenme tempolarını düşürebiliyor. Daha yavaş tepki verebiliyor, cevaplar üzerinde daha fazla düşünme eğilimi gösterebiliyorlar. Öğretmenlerin bu çocukların farkına varmaları, diğer çocuklardan bekledikleri şeyleri bu çocuklardan beklememeleri gerekiyor. Aşırı hassas çocukların öğretmenleri, ebeveynleri ve akranları tarafından küçük düşürülmeleri dramatik sonuçlar doğurabiliyor, izleri bir ömür boyu sürebilen, post travmatik stres bozukluğuna yol açabiliyor. 

Aşırı hassas kişilerin karşı cinsle ilişkilerinde daha başarılı olduklarını, daha iyi sevgili olduklarını söyleyebilir miyiz? 
Daha duygusal olan bu kişiler sadece kişisel ihtiyaçlarını karşılama amacı gütmüyor, çevrelerindeki ve ilişkide oldukları kişileri de hoşnut etme kaygısı taşıyorlar. Partnerleriyle olan meseleleri çözüme kavuşturmaktan yana, uzlaşmacı bir tutum sergiliyorlar. Kesin olmasa da, tüm bu özellikler onları daha iyi partner ve sevgili yapıyor diyebiliriz.

Bu kişilere uygulandığınız terapi hakkında da bilgi verebilir misiniz? Genel tedavi yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?
Biz bireye odaklı bir yaklaşımı tercih ediyoruz. Çünkü aşırı hassas kategorisinde yer alan her insan birbirinden çok farklı. Aşır hassas kişiler arasından avcılık yapanlar bile çıkabiliyor. Çocukken farklı özelliklerinden ötürü kabul görmemiş, istismar edilmiş olan aşırı hassas kişiler kötü olduklarını, kendilerinde bir hata olduğunu düşünebiliyorlar ve kimi zaman bir kurban psikolojisine saplanabiliyorlar. Başlarına gelen kötü olaylardan, olumsuz davranışlardan kendilerini sorumlu tutabiliyorlar. Bu açıdan bu kişilerin hayattaki duruşlarını güçlendirmek, onlara özgüven kazandırmak önem taşıyor.

Aşırı hassas kişilere gündelik yaşantılarıyla ilgili neler tavsiye edersiniz?
Düzenli egzersiz yapmalarını öneririm. Her gün 20 dakikalık aerobik egzersizi çevrelerinden bir sünger gibi emdikleri negatif enerjiyi boşaltmalarına yardımcı olacaktır. Ayrıca kendilerine dinlenme fırsatı yaratmalarını, doğayla baş başa kalabilecekleri, sessiz sakin mekanlarda vakit geçirmelerini tavsiye ederim. Bu kişilerin sinir sistemleri hassas olduğu için, işlenmiş gıdalardan, katkı maddeli yiyeceklerden, aşırı kafein tüketiminden uzak durmalarını, geç vakitlerde bilgisayar ve televizyon maruziyetinden kaçınmaları, ruhsal olarak  sakinleştirici aktivitelere yönelmeleri yerinde olacaktır.

Uğur Canbolat’ın yayın yönetmenliğinde çıkan PSİKOHAYAT Dergisinin bu sayısına; Dr. Semra Baripoğlu, Dr. Oğuz Tan, Dr. Barış Önen Ünsalver, Ünal Livaneli,Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Psk. Cengiz Demirsoy, Dr. Hakan Erkaya, Dr. Gökben Hızlı Sayar, Dr. Serdar Alparslan, Ayda Çayır, Psk. Yasemin Ozan, Psk. Zehra Erol, Psk. Yıldız Burkovik, Dr. Hasan Basri İzgi, Psk. Necmettin Gürsoy, Psk. Çiğdem Demirsoy, Psk. Neşe Özkarslı,Nilifer Fırat, Dr. Özlem Mestcioğlu katkıda bulundu.