Otizmli çocukların suçu ne?

Otizmde erken teşhis ve müdahale kritik bir öneme sahip. Sıfır ve 3 yaşları arasında sağlanan özel eğitimle otizmli bir çocuğun yaşamında büyük bir pencere açılabilir. Fakat...

Otizmli çocukların suçu ne?
Paylaş:

Otizmde erken teşhis ve müdahale kritik bir öneme sahip. Sıfır ve 3 yaşları arasında sağlanan özel eğitimle otizmli bir çocuğun yaşamında büyük bir pencere açılabilir. Fakat Türkiye’de otistik çocuklara gerekli bu eğitimi sağlayabilecek ne uygun kurumlar ne de bu kurumlarda hizmet verebilecek yetkin uzmanlar var.

otizmOtizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğu. Genellikle bozulmuş sosyal iletişim, sınırlı ilgi, yineleyici ve rutin davranışlarla kendini belli eder. Otizli insanlar, çoğu zaman diğer insanların düşüncelerini, isteklerini anlayamazlar ve bu yüzden de çevrelerine uygun şekilde cevap veremez, insanlarla ilişki kuramazlar.

OTİZM HAKKINDA HERŞEY

Bazı belirtileri için ilaçlar kullanılıyor olmasına rağmen, otizmin asıl tedavisi erken ve sürekli özel eğitimdir. Otizmli bir çocuğun sosyal yaşama adapte olması ve ileride hayatını normal şekilde idame ettirmesi için sıfır ile 3 yaşları arasında yoğun bir eğitimden geçmesi gerekiyor.  Ama Türkiye’de otizm için erken teşhis imkanları gelişmediği için, bir çocuğun otizmli olduğu kritik dönemi geçtikten sonra anlaşılıyor. İleri yaşlarda otizm tanısı konulan çocuklar için de yeterli eğitim imkanları mevcut değil maalesef ülkemizde. Çocuklarına otizm tanısı konulan aileler çocuklarının tedavisi için nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusunda bilgili değil; bilgili olan aileler de uygun özel eğitim sağlayan kaliteli okul bulmakta zorlanıyor. 23 yıl New York’ta yaşadıktan sonra Türkiye’ye dönen Şahin ailesi de uygun özel eğitim veren okul ve öğretmen bulamamaktan bir hayli şikâyetçi. Beş yaşında bir otizmli olan Ege’nin babası işadamı Veysel Şahin, Türkiye’de otizm konusunda bilincin artırılması, otizmli çocuklara yeterli ve uygun eğitim olanaklarının sağlanması için kendini adamış durumda. Karısı ve iki çocuğuyla Türkiye’ye dönen Şahin, gerekli eğitim imkanlarının sağlanması durumunda otizmli çocukların sosyal hayata ve günlük yaşama çok iyi bir şekilde adapte edilebileceğini vurguluyor. Türkiye’ye dönme sebebinin yüzde 90 bu amaçlar için olduğunu dile getiren Veysel Şahin, devletin ve toplumun otizmli çocukları kendi kaderlerine terk ettiğini söylüyor. Amerika’da oğullarının çok kaliteli ve yoğun bir eğitimden geçtiğini söyleyen Veysel Şahin, aynı eğitimi Türkiye’de bulamadıkları için çocuklarının mağdur olduğunu ve devletin bu konuda gerekli adımları atması gerektiğini belirtiyor. Otizm Türkiye’de ve dünyada çok yaygın bir rahatsızlık ve bu yaygınlık, yıl geçtikçe yükselme eğiliminde. Amerika’da 2012’de yapılan bir araştırma, Amerika’da her 88 çocuktan birinin otizmli olduğunu ortaya koydu. Bu oran 2000’de yapılan bir araştırmada sadece bin çocuktan biriydi. Otizmli olma riski erkek çocuklarda daha da yüksek. Araştırmaya göre Amerika’da her 54 erkek çocuktan biri otizmli. “Benim oğlum Ege, 3,5 yıl önce otizm tanısı konulduğunda sadece 150 çocuktan biriyken, şimdi ise sadece 88 çocuktan biri. Türkiye’de de bu oranlar çok yüksek. Ülkede 472 bin çocuğun otizmli olduğu tahmin ediliyor, ama maalesef bu konuda resmi ve kesin istatistikî veriler yok. Bu bile Türkiye’de otizmin ne kadar ihmal edildiğinin göstergesi.” diyen Şahin, Amerika’da devletin otizmli çocuklarının eğitimine verdiği desteği örnek gösteriyor.

AMERİKA’DA OTİZMLİ ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ 18 AYLIKKEN BAŞLIYOR

Amerika’da çocuklara daha üç yaşına gelmeden, genellikle 18 aylıkken otizm tanısı konuluyor. Otizm tanısı konulan çocuklar daha sonra otizm merkezlerine yönlendiriliyor ve bu merkezlerde özel bir eğitim programı kapsamında haftada 40 saatlik yoğun ve aralıksız bir eğitimden geçiriliyor. Devlet sadece finansal destek sağlamakla kalmıyor, bir de bu çocukların eğitim süreçlerini de yakından takip ediyor. Mesela, otizmli çocuğunu üç gün üst üste özel eğitim kurumuna getirmeyen aileler çeşitli yaptırımlarla karşılaşıyor.

Ülkemizde ise otizm tanısı üç yaşından sonra konulabiliyor. Doktorlar genellikle bu konuda bilinçsiz. Çocuklar otizmin belirtilerini göstermeye başlamalarına rağmen bunun otizm olabileceği akıllarına gelmiyor, genellikle başka hastalıklara bağlıyorlar, tabii bu da otizm tanısının konulmasını geciktiriyor. Üç yaşından sonra otizm tanısı konulan çocuklar Eğitim Bakanlığı’na bağlı Rehberlik Araştırma Merkezleri’nde (RAM) aylık sadece sekiz saat bireysel özel eğitim görüyorlar. Türkiye’de özel eğitim veren kurumların çok az olduğunu, olanların da yüksek kalitede eğitim sağlayamadıklarını anlatan Ege’nin annesi İncinur Şahin, “Amerika’da okullar ve eğitmenler otizmli çocuklara kendi çocukları gibi bakıyor. Çocukların her türlü ihtiyacıyla ilgilenirler. Fakat Türkiye’de ise öğretmenler ‘Biz sizin çocuğunuzu tuvalete götüremeyiz.’ diyorlar. Ben her gün çocuğumla okula gitmek zorunda kalıyorum. Her gün 5 saat okulda, sadece yarım saatte bir çocuğumu tuvalete götürmek için bekliyorum. Neden? Sadece oğlum daha fazla eğitim alsın diye. Çocukların bakım ihtiyaçlarıyla ilgilenmiyor öğretmenler. ‘Bu bizim işimiz değil’ diyorlar. Ne büyük ihmalkârlık! Amerika’da ise ‘Bu çocukları ne yaparız da topluma en güzel şekilde adapte edebiliriz?’ diye düşünüyor öğretmenler.” diyor. Şahin, Türkiye’de otizmin tanıtılması ve eğitim olanaklarının düzeltilmesi için bir proje hazırlamış. Bu amaç doğrultusunda aynı zamanda “Otizm Merkezi Derneği” diye de bir dernek kurmuş. Derneğin bir hafta içinde faaliyete geçmesi bekleniyor. Projenin detaylarını paylaşan Şahin, bakanlıklar arasında koordinasyonun çok önemli olduğuna işaret ediyor. Şahin’e göre her şehirde otizm merkezleri kurulmalı. Erken tanıyı kolaylaştırmak için her şehirde psikolog, konuşma terapisti, özel eğitim uzmanı, çocuk gelişim uzmanı ve bir doktordan oluşan takımlar kurulmalı ve bunlar periyodik olarak 12 aylıktan itibaren çocukları sağlık taramasından geçirmeliler. Otizm şüphesi bulunulan çocuklar otizm merkezlerine yönlendirilir ve bu merkezlerde detaylı taramadan geçirilirler. Bu merkezlerde otizm tanısı konulan çocuklar için uygun eğitim programları hazırlanıp zaman kaybetmeden eğitime başlanır. Tabii bu arada ailelerinin bilinç seviyesini yükseltmekte büyük önem taşıyor. Aileler de gerekli eğitim programlarından geçirilip, otizm konusunda bilinçlendirilmeleri sağlanır. Otizm merkezleri her ay ailelerle çocukların durumunu tartışır ve onlara çocukları hakkında geniş bilgi sağlar.

KÜÇÜK OZAN, OTİZMLİ ÇOCUKLARIN SEMBOLÜ OLDU

Türkiye’de otizmli çocuklar toplumda genel olarak ayrımcılığa uğruyor ama en büyük ayrımcılığı özellikle eğitim süreçleri esnasında uğruyor. Bu ayrımcılığa uğrayan bir otizmli çocuk da Ozan Barış Sanlısoy. Diğerlerine göre biraz daha şanssız, çünkü otizm gerekçe gösterilerek eğitim hakkından mahrum bırakıldı. Ancak babası Ogün Sanlısoy ve Sedef Erken Sanlısoy, çocuklarının hakkını hukuk mücadelesi haline getirdi. Ozan, bütün otizmli çocukların sembolü haline geldi. Her şey anne Sanlısoy’un çocuğu okula kaydettirmek için bir okula gitmesiyle başladı. Okul müdürü, Ozan’ı sırf otizmli olduğu için ve diğer ailelerin tepkilerinden korktuğu için okula almak istemedi. Bunun üzerine aynı zamanda bir avukat olan Sedef Erken Sanlısoy, okul yönetimi aleyhinde savcılıkta suç duyurusunda bulundu. Bu suç duyurusu, Türkiye’de engellilere uygulanan ayrımcılığa karşı yapılmış ilk suç duyurusuydu. Fakat savcılık, tarafları hiç dinlemeden sadece polis kayıtlarına bakmakla yetindi ve takipsizlik kararı verdi. Anne Sanlısoy hiç yılmadı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Sanlısoy ailesi şimdi mahkemenin, Ozan’ın lehine karar vermesini bekliyor. Oğluyla iletişim sorunu yaşamaya başladığını oğlu 2 yaş civarındayken fark ettiğini dile getiren anne Sanlısoy, “Bunun otizm ya da başka bir gelişim sorunu olabileceği aklımın yanından dahi geçmedi. Doktorumuz da 2,5 yaş kontrolüne gelene kadar Ozan’daki farklılıkları içine kapanıklık olarak yorumlamıştı. Onu gerçekten bir sorun olabileceğine ikna edememiştim ancak 2,5 yaş kontrolünde hemen bir uzmanla görüşmemiz gerektiğini söyledi ve sonrasında da tanı sürecine gelinmiş oldu.” diyor. Çocuğunun şu anda bu ülkedeki koşulların elverdiğince bir eğitim aldığını kaydeden Sedef Hanım, burada aldığı eğitim yurtdışında bu konuda gelişmiş bir ülkedeki bir çocuğu aldığı eğitimin belki 10’da belki 20’de biri kadar olduğunu da ekliyor. ZAMAN