ÇOCUĞUN ÖLÜMLE TANIŞMASI

ÇOCUĞUN ÖLÜMLE TANIŞMASI

ÇOCUĞUN ÖLÜMLE TANIŞMASI

Ölüm de doğum gibi sancılı; hayat gibi yaratılmış ve her yaratılanın yaşayacağı bir gerçek. İnanan insan için yeni bir hayatın başlangıcı, sonsuz olana atılan ilk adım olsa da, adı uzak, yüzü soğuk geliyor. Korkutuyor, ürkütüyor, acıtıyor, ağlatıyor ölüm, âciz olan insanı. Daha çocukken bir şekilde tanıştığımız, aslında geçici ve sınırlı olandan, sonsuz ve ebedî olana açılan bir kapı olan ölümün bizi sarıp sarmalayan bir korku haline nasıl geldiğini, “KorkuYorum” kitabının yazarlarından Uzman Psikolog Yıldız Burkovik ile konuştuk.

Ölüm korkusunu çocukluk dönemi korkuları içinde ele alıyorsunuz. Ve "Ebeveynler, çocuklarında ölüm korkusunun şekillenmekte olduğunu fark ederlerse mutlaka çocuk psikologuna başvurmalılar" diyorsunuz. Sevdiği bir canlıyı, aile ya da yakınlarından birini kaybeden çocuğa ölüm nasıl anlatılmalıdır? Psikolog desteği alamayacak durumda olan aileler için tavsiyeleriniz neler olacak?

Ölüm sözcüğü kimi zaman söylemekten dahi çekinilen bir sözcüktür. Her yaş dönümü için ayrı değerlendirilir. Ölümü algılayış, kavrayış kişilere göre değişmektedir. Küçük bir çocuk için ölüm tam olarak kavranamaz. Kimi zaman kişiler kaçınırlar ölümü konuşmaktan, kimi zaman son derece açık anlatırlar. Ancak her yaşın kavraması, algılaması farklı olduğundan bu konuda dikkat edilmelidir.

Çocuklar genellikle ölüm kavramıyla ilk besledikleri bir hayvanın (balık, su kaplumbağası, hamster, kedi, köpek, kuş, vb…) ölümü gerçekleşince karşılaşırlar. Çocukların hayvanlarını yitirmelerine verdikleri tepkileri de bir diğerinden farklı olabilir. Bazen bunu bir tören gibi yaşarlar, bazen yeterli olarak hayvanlarını besleyemedikleri için hasta olup öldüğü duygusuyla birlikte yaşanan suçluluk hissiyle, bazen yok oluş, bazen bir başka kişinin yanına gidiş, bazen de yaramazlık yaptığı için cezalandırılma olarak.

Çocukta yaşına göre ölüm kavramı
Çocuk 3-4 yaşında ise genellikle bunu seyahate gitmek olarak algılar ve kafasında seyahatten mutlaka geri dönüleceği düşüncesiyle yaşar. 5 yaşın bitimiyle birlikte 8 yaşına kadarki çocuklar ise, ölümün geriye dönüşü olmayan bir durum olduğunu bilir, ancak kendisinin ve sevdiklerinin ölmeyeceğine inanır.

9-12 yaş arası çocuklar, ölümün geriye dönüşünün olmadığını anlarlar. Bunun için de “dünyada yer açılması gerekir” gibi neden-sonuç ilişkileri geliştirirler.

12 yaşından büyükler ise, artık ölümü bir yetişkin gibi algılarlar. Ölüm ile ilgili felsefi düşünceler geliştirirler. Hayatın anlamını araştırırlar.

Çocukta ancak 8-10 yaşlarında soyut kavramlar gelişmeye başlar ve eğitim süreciyle birlikte ölüm hakkındaki düşünceler de yavaş yavaş şekil alır. Çocuk evde beslediği hayvanın ölümünü bir insandan daha çabuk kabullenir. Genelde yerine bir başka hayvan konur ve çocuk bu şekilde kaybının telafi edildiğini düşünür ve rahatlar. Ancak bir yakınının ölümüyle birlikte böylesine çabuk bir telafi mekanizması devreye girmez. Çocuklar çoğu zaman duygularını ifade etmekten kaçınırlar ve sanki hiç böyle bir durum olmamış gibi davranırlar, bir nevi inkar mekanizması devreye girmiş olur. Tutum ve davranışlarını farklı şekillerde dile getirirler. Bu durumda ebeveynler iyi bir gözlemci olmalı ve çocuklarının duygularını düşüncelerini dışa vurmaları için yanlarında olup, güven duymalarını sağlamalıdırlar. Üzerini kapatmak, hiç olmamış gibi davranmak çocukları daha büyük bir şaşkınlığa uğratacağından, çocukların yaşadığı yas tepkilerinin doğal olduğunun anlatılması önemlidir. Çocuklar bazen anne ve babalarına ya da kardeşlerine kızıp ölmelerini isteyebilirler, bazen bunu yüksek sesle dile getirirler, bazen de içlerinden düşünürler. Herhangi bir vesile ile bir hastalık ya da ölüm gerçekleşirse kendileri hakkında yanlış kanaatlere kapılabilirler ve kendilerini suçlayabilirler. Eğer evdeki büyükler  bu durumu fark etmezlerse, psikolojik rahatsızlıklara zemin hazırlanabilir.

Büyükler ne yapabilir?
Evde ya da dışarıda yaşanan travmalara yönelik mutlaka çocukla her gün diyalog içinde olunmalıdır. Göz ardı etmek, ya da “Unutur geçer nasıl olsa” diye düşünmek en büyük risklerdendir. Çocuklar zihinlerinde farklı yerlere oturturlar düşüncelerini ve belirli kalıplarla birlikte yaşantılarının çeşitli dönemlerine olumsuz ve yanlış fikirleri ekebilirler. Bu nedenle çocukluk döneminde anlatılan masallar, okunan kitaplar, çizgi filmler, sinemalar son derece önemlidir. Bilinçli anne, baba ve eğitmen olmak, bu nedenle oldukça önemlidir. Eğer çocuğun anne veya babası ölmüşse çocuk daha büyük çaresizlik, yalnızlık duygusuyla birlikte kimsesiz kaldığı düşüncesiyle korku yaşayabilir. Bu nedenle sürekli arayış içine girer, acaba bu ölümlerde kendi suçu var mıdır, acaba yaramazlık yaptığı için mi anne ve babası uzaklaşmıştır, acaba kendisi de ölecek midir, başka kim gidecektir, ya kimse kalmazsa gibi düşüncelerle daha çok kaygı yaşar. Burada aile büyüklerinin ve yakınlarının devreye girip yanında oldukları duygusunu çocuğa vermeleri ve güven hissetmesini sağlamaları önemlidir. Eğer evlerinde hasta olan bir yakınları varsa çocuğa hastalık hakkında anlayabileceği şekilde bilgi verilmeli ve konuşmaları sağlanmalıdır.

Çocuk evde yaşanan sıkıntıyı paylaşmalı ve yalnız olmadığını hissetmelidir. Ama yine de endişelenir. Eğer bu endişesinin arttığı ya da baskılandığı fark edilirse, mutlaka profesyonel bir yardım alınmalıdır. Ölümün ardından mutlaka yapılabilecek en kısa sürede doğal yaşama devam edilmelidir. Genellikle tutulan yas 6 ayı geçmemelidir, eğer geçiyorsa ciddi bir durum var demektir. İşte bu takdirde kesinlikle çocuk psikiyatristinden ve psikologundan yardım alınması gerekmektedir. Çocuğa en çok verilmesi gereken sevgi, şefkat ve anlayıştır. Ancak kesinlikle aşırı korumacı davranılmamalıdır. Çocuk acıyla da yüzleşmeyi öğrenmek durumundadır. Stres ile baş edebilmeyi öğrenmelidir. Yapılan bir araştırmaya göre sezaryenle doğan bebekler normal doğan bebeklerden daha çok stres durumunda zorlanıyorlar. Normal doğumda bebeklerin dünyaya gelişlerindeki zahmetlilik onların stresle mücadele etme durumlarını da güçlendiriyor. Oysa sezaryende çocuk hemen alındığı için herhangi bir mücadele söz konusu olamıyor. Aynı bunun gibi acılar da, sıkıntılar da yaşandıkça ve üstesinden gelmeyi başardıkça çocuğu hayata hazırlayacak ve güçlendirecektir. Elbette ki hiç kimse çocuğunun acı çekmesini, üzülmesini istemez. Ancak unutmayalım ki, yaşam her zaman mutluluk verici olmamaktadır. Buna da hazır olmak, çocuklarımızı ve kendimizi güçlendirmek durumundayız. Bu nedenle kendinizin de çocukken yaşadığınız kayıplar var ise çocuklarınızla paylaşmaktan çekinmemelisiniz. Ancak bunun dozu doğru ayarlanmalıdır. Meselâ küçük bir çocuğa ölüm “toprağa dönüş” diye anlatıldığında veya toprak içinde yatmak gibi anlatıldığında korkacaktır. Hele bir de toprak içindeki bir bedene ne olduğu anlatılırsa, zihninde çeşitli korkular beslenmeye başlayacaktır. Yeri geldiğinde bunu düşünen bir yetişkin dahi bu anlatımlardan doğal olarak etkilenebilir. Yerinde ve doğru anlatım, doğru paylaşım her şeyden önemlidir.

Ölüm korkusunu yaşamamak mümkün mü? Ölüm korkusunun içinde "yalnız kalmak, ayrılık, bir daha yaşamı tadamayacak olmak" gibi düşüncelerin şekillendiğini söyleyebilir miyiz?

Ölüm genellikle ayrılık ve özlem olarak yaşanmaktadır. Sevilen kişi ile bir daha beraber olunamayacağı, dokunulamayacağı, ona sarılamayacağı ve onu özleyeceği fikri bir çocuk için oldukça üzücüdür. Her insanda bir şekilde ölüm korkusu vardır. Kimisi bunu açıkça, kimisi ise çeşitli şekillerde gösterir. Meselâ vazifesini yapamayacağını düşünerek gitme fikri idealist düşünen kişiler için belirgindir. Veya ciddi bir rahatsızlık yaşayan kişi için ise ölüm bir an önce ulaşılması istenen yer olarak düşünülür ve beklenir. Hatta bazı kişiler yakınlarını, kendilerinin yerine sakinleştirirler. Kimisi korkar, kimisi merak eder, kimi ısrarla bekler. Kimi maalesef ki, kendi hayatına kendisi son vermeye kalkışır, kimisi gerçekleştirir, kimisi kurtulur. Tüm bunlar kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Öyle ya da böyle ölüm gerçekleştiğinde kişilerin yakınları için yaşadıkları süreç benzerdir. Önce yaşanan şok durumu ile şaşkınlık, sonra korku ardından öfke ve kızgınlık ile suçluluk ve nihayetinde kederin kendini göstermesidir. Bilinçlilik ve bilgililik bu durumu tamamen etkiler, ancak yine de yaşanan özlem ve kaybetmeye karşı kızgınlık her kişide belirgindir.

Dinlerde ölüm kavramı yeni bir hayata başlangıç olarak tanımlanır. Bu anlamda çocuğa verilecek sağlıklı bir din eğitimi ölüm fobisinin oluşumunu engeller mi? Mevlâna gibi büyük şahsiyetlerin ölümü "Şeb-i Aruz" olarak nitelendirmesini değerlendirir misiniz?

Yeni hayata başlangıç tanımlaması, kişinin bir anlamda korkusunu engeller ve yok olma fikri yerine yeni bir yere geçme fikrinin oluşmasını sağlar ki, bu düşünce yok oluşa göre son derece yumuşak ve rahatlatıcıdır. Bu nedenle inanç son derece önemlidir. Çocuğa verilecek sağlıklı bir din bilgisi ve Allah’ı sevme ondan korkmama bilgisi ölüm fobisinin oluşumunu bir ölçüde engeller. Her şeye rağmen içte yaşanan bir kaygı ve endişe durumu, bilinmeyene karşı durmaya devam etse de oldukça rahatlatıcı bir durumdur diyebiliriz.

Mevlâna’nın 17 Aralık’taki ölüm gecesine ayrılık gecesi denilmez, dostuna kavuştuğu (Hz. Muhammed) ve ebedî rahatlığa erdiğini belirtmek için düğün gecesi anlamına gelen “Şeb-i Aruz” denilir. Vazifesini yapmış olmanın rahatlığı içinde olmak durumu vardır burada. Büyük şahsiyetler,  bedenlerinin kalmasından çok, anılarının yaşanmasını yani iz bırakmayı büyük bir duygu olarak yaşarlar. Bu şekilde iç huzura ulaşırlar. Bu nedenle böyle büyük şahsiyetlerin ölümü bir nevi düğün gibidir, elem ve keder olarak yaşanmaz. Hakka ulaşmak, vazifenin yapılmasının verdiği huzur ile birleştiğinde, ulaşılmak istenen hedefe gitmeyi gösterir. Her insan eğer bu dünyadaki vazifesini, amacını bilirse ve o amaç doğrultusunda iyide ve doğruda olursa, işte o zaman bu iç huzuruna erişip kalıcı izler bırakacaktır.
Bu nedenle hedeflerimizi gözden geçirip sağlam adımlarla birbirimizi incitmeden, korkutmadan, saygıyla yaşamayı başarabildiğimiz nispette ve eğer bir şeyleri insanlığa bırakabilmişsek -ki bu sağlıklı yetişen bir çocuk, genç, eser, bilgiler olabilir- işte o zaman bizim için de, öldüğümüz gün bir anlamda yeniden doğacağımız gün olacaktır.

KAYNAK:
//www.bizimaile.com


Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Nikotin bağımlılığı Kalp hastalığı, felç, kanser, akciğer hastalığı ve diğer birçok sağlık durumu riskinizi artırmanın yanı sıra, sigara içmek beynini
  • Özgüven, özsaygı, özdeğer gibi kavramları içeren ego, genler ve stres gibi pek çok faktörden etkileniyor.
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk su gibidir fazla kaynarsa buharlaşır diyor ve ekliyor: Aşkın formülü H20'dur. Pozitif iletişim kurulamazsa aşk buhar olu
  • Psikiyatri, ruhsal bozuklukların ve duygusal ve davranışsal bozuklukların kökeni, teşhisi, önlenmesi ve yönetimi ile ilgilenen tıp dalıdır. Bu nedenle
  • Krampların nedenleri nelerdir? Krampların nedeni tuz eksikliği midir? Bu ne kadar doğru? Kramp sırasında ne yapmak gerekir?
  • Teselli edici sözler kişinin üzüntüsünü azaltmaz, aksine artırır. Önce kişilere üzülme, yani kendilerini ifade hakkı tanımak gerekir.
  • Randevu Al